arkası yarın

Didar’ın Kısmeti – Bölüm 1

Didar kliniği kapatmaya hazırlanıyordu, saate baktı, yedi buçuğa geliyordu. Bu gün çocukların getirdiği ayağı kırılmış köpeği muayene etmişti en son. Zavallı hayvan o kadar korkuyordu ki insanlardan, kırık ayağına rağmen çocuklara da direnç göstermiş,  bir battaniyenin içine sarıp taşımak zorunda kalmışlardı. Bacağına bakabilmek için ona biraz sakinleştirici yapıp beklemeleri gerekmişti, başını battaniyeden çıkarmanın yolunu bulduğu anda hırlıyordu zavallı. Onun saldırganlığına rağmen bir şekilde buraya kadar getirmeyi başaran çocuklara teşekkür etmişti, o sakinleşsin diye beklerlerken. Aslında mahallenin köpeklerindendi, çok olmamıştı buralara geleli, geri geri giden bir aracın altında kaldığında, çocuklar maç yapıyorlardı. Onun çığlığını duyar duymaz koşturmuşlar ama, köpek kendini elletmemişti. Aracın sahibi de onu görmediği için çok üzülmüş ne yapacağını bilememişti. Sonra bagajdaki battaniyeyi çıkarmış, bir şekilde hep beraber onu içine sarmayı başarmışlardı. Adam acelesi olduğu için gitmek zorunda kalmıştı ama, haber alabilmek için de çocuklara kartını vermişti. Daha önce de mahallenin hayvanlarına bakmıştı Didar, bu yüzden mahalledeki herkes onun kapısının sokak hayvanlarına her zaman açık olduğunu bilirdi. Hiç bir zaman da ücret talep etmezdi onlar için, onların yaşam hakkını elinden alanın insanlar olduğunu düşündüğü için, daima korur kollardı hepsini. Bu yüzden de mahallede en çok çocuklar severdi Didar’ı, nerede yaralı, aç, susuz hayvan görseler alıp getirirler, çoğu günün sonunda onları kendi evlerine götürmek istese de, aileleri izin vermediği için, hep birlikte sokakta onu beslemeye devam ederlerdi. Didar’ın bu mahalleyi sevmesinin en büyük nedeni buydu zaten. Aileler hayvanları evlerine almak istemeseler bile, ki çoğu çalıştığı için haklıydılar, yine de evde artan kalan ne varsa, parkın kenarındaki alana bırakırlardı. Hâlâ sokaklarında çocukların oynayabildiği ve hayvanları seven o kadar az mahalle kalmıştı ki. İnsanların birbirine bile sabrı yoktu artık. Veteriner kliniğinin hemen yakınındaki okulda, hayvan sevgisi ve bakımı ile ilgili bir seminer için davet etmişlerdi geçen yıl Didar’ı. Çocukların hemen hepsinin eve hayvan istemesi sonucu, veliler ve okul yönetimi, bunun öyle basit bir sorumluluk olmadığı, canları sıkılınca onları sokağa atmamaları gerektiği konusunda çocuklarının bilinçlenmesini istiyorlardı. Zaten hayvanların köle gibi parayla alınıp satılması baştan yanlıştı. Eğer bir hayvan beslenmek isteniyorsa, sokakta yüzlercesi vardı. Onların yaşam alanlarını beton ve demirle dolduran insanların da, öncelikli olarak onları korumaları gerekiyordu. Doğal yaşamın bir parçası olması gereken canlılar, insalar gibi dört duvar arasında yaşamamalılardı ama, şehirlerde onlarla var olmanın yolu illa eve almak ise, o zaman parayla satın alınmasının da önüne geçilmesi gerekiyordu. Didar büyük bir sevinçle karşılamıştı bu seminer teklifini. Gerçekten bu kadar bilinçli insanların yaşadığı bir mahallede çalışmak büyük zevkti. Bu çocukların hepsi, hayvan sevgisi ve onlarla ortak yaşam bilinci içinde büyüyorlardı böylece.

Köpek ayağı oynatamayacağı şekilde sarılınca rahatlamış ve sakinleşmişti, yaşamsal bakım gerekmedikçe, Didar onları klinikte tutmuyordu, çocuklar köpeği alıp kendilerinin bakabileceğini söyleyip götürdüler. Onlarla vakit geçirirken saatin kaç olduğunu bile farketmediğinden, ancak toparlanıp çıkabilecekti.

Tam her şeyi toparlamış, kapıyı kilitleyecekken, hızla yaklaşan araba kliniğin önünde durdu. İçinden inen uzun boylu genç adam, koşarak, arka kapıyı açtı ve kucağında bir köpekle ona doğru yürüdü.

“Sizi yakaladığıma çok sevindim, lütfen kapatmayın köpeğim çok hasta!” dedi endişeyle. Didar köpeğin yarı baygın haline baktı, onun işi hayvanları iyileştirmekti, “Saat geç oldu ben artık çok yoruldum eve gidip, ayaklarımı uzatmak istiyorum” demek istese de, böyle bir şey yapmadan, bir kez döndürdüğü anahtarı, ters yönde çevirerek  açtı yeniden kapıyı.

Köpek son yirmi dört saattir, mama kabına hiç bakmıyor, hareket etmekte zorlanıyor, öksürür gibi sesler çıkarıyor ve karnında önceden olmayan bir şişlik görülüyordu. Didar adama son günlerde dışkısında bir farklılık görüp görmediğini sordu ama, adam dikkat etmediğini söyledi.

“Köpeğimizin iç parazit sorunu var gibi duruyor ama bunu ancak dışkı testiyle anlayabiliriz” dedi.

“Hiç bir şey yemiyor ki?” dedi adam endişeyle.

“Ona biraz serum vereceğim, sanırım geceyi burada geçirmesi gerekecek.”

Genç adam, muayene masasında yatan köpeğini sevgiyle okşadı, “Tamam, ne yapılması gerekiyrosa yapın lütfen.”

“Tüm aşılarını zamanında yaptırmıştınız değil mi?”

“Evet, Ares’e gözüm gibi bakarım.”

“Pek güçlü bir savaş tanrısı değilmiş anlaşılan” diyerek gülümsedi Didar, adamı biraz olsun rahatlatmak istiyordu. Görünüşe göre, bu gece Ares ile orada sabahlayacaklardı.

“Sizin kalmanıza gerek yok, yarın sabah erkenden gelirsiniz yeniden.” dedi Didar, daha önce de klinikte kaldığı olduğundan, geceyi rahat geçirebilmek için her türlü donanımı vardı, yakındaki lahmacuncu da geç saate kadar açık olduğu için oradan yemek söylemesi de mümkün oluyordu.

Adam bir köpeğine, bir de veterinere baktı, “Kalamaz mıyım?” dedi endişeyle.

“Kalmanıza gerek yok inanın, ben onunla ilgileneceğim, zaten şimdi serumdan sonra rahatlayıp biraz uyuyacak muhtemelen.” dedi Didar.

“Tamam ben dışarıda arabanın içinde beklerim o zaman.” dedi adam, “Bir şey gerekirse hemen beni çağırırsınız.”

Köpeğinden bir türlü ayrılmak istememesi hoşuna gitti Didar’ın gülümsedi bir kez daha, “Nasıl isterseniz, ben kendime lahmacun söyleyeceğim size de söyleyeyim mi?” diye sordu.

“Ah öyle ya, siz de bizim yüzümüzden burada kalacaksınız, izin verirseniz, ben gidip yiyecek bir şeyler alıp geleyim.”

“Gerek yok, az ileride bir lahmacuncu var zaten, lahmacunları da güzeldir.”

“Yo lütfen, sizin fedakarlığınıza karşılık ben de bunun yapayım.” diyerek fırladı adam klinikten.

Bu adamı daha önce gördüğünü hiç hatırlamıyordu ama, bu mahalledeki insanların hayvan sevgilerine bir kez daha şükretti içinden. Hayvanları seven insan, insanları da severdi. Yine de yemeklerini yedikten sonra, o arabasına geçince, kapıyı kilitlemeyi düşünüyordu elbette. Çünkü Ares uyurken, o da biraz uyuyacaktı ve o sırada, kapının açık kalması söz konusu değildi. Hem belki biraz bekledikten sonra, adam da vazgeçerdi beklemekten.

Serumu bağladıktan sonra, Ares’i sevgiyle okşadı o da, zavallı hayvan çok bitap düşmüştü, serumu aldıktan sonra biraz kendine gelirdi en azından, dışkı testinden sonra uygun ilaçları da düzenli olursa, bir kaç güne eskisinden bile iyi olurdu. Hayvanlarda tıpkı çocuklar gibiydiler, elden ayaktan düştüklerinde insanın içi parçalanıyordu. Ares yine kendini seven bir sahiple birlikte şanslıydı. Zavallı sokak hayvanları, çoğu zaman karınlarını doyuracak bir şey bile bulamadıkları gibi, bir de insanların zulmüyle başetmek zorunda kalıyorlardı. İnsanoğlu gerçekten acımasız bir varlıktı.

Üvey annesinin kliniğe ilk geldiğinde muayene ettiği kediye nasıl tiksinerek baktığını hatırlardı, hayvan sahibi gittikten sonra, insanların bu pis yaratıklarla aynı evi nasıl paylaştıklarını inanamadığını söylemişti. Üstelik de Didar’ın veteriner kliniğinde, yüzüne karşı. Onun mesleğine de, hiç saygısı olmadığı ortadaydı ama, umursamamıştı Didar, babasının bu kadında ne bulduğunun hiç anlamamıştı zaten. İkisi de dul kalmışlar ve ikisinin de birer kızı  vardı. Didar’ın babası evlenmeye çok hevesli görünüyordu, konuyu ona açtığı zaman, o da itiraz etmemişti. Kliniği zaten açmıştı ve kolaylıkla evini ayırabilir, onları rahatsız da etmezdi. Babasına evi ayırma fikrinin sanki önceden beri var olan bir fikir olarak söyledi. Henüz üvey annesi ile tanışmamışlardı bile. Tanıştıktan sonra da, ne kadar doğru bir karar verdiğine sevinmişti doğrusu. Kadına da, kızına da bir türlü içi ısınamamıştı, bunun kendi annesinin hatırası ile bir ilgisi yoktu. Eğer babasının evleneceği kadın değil de, örneğin komşuları olsalardı, yine aynı şekilde hissederdi. Didar’ın birine içine ısınmadı mı, ısınmazdı çünkü. Yine de babasını kırmamak için, arada bir onlara yemeğe gidiyor güler yüzlü olmaya çalışıyordu. Daha çok babası kliniğe uğrar, ikisi kahvelerini içip uzun uzun sohbet ederlerdi. Oğuz bey, tıpkı kızı gibi severdi hayvanları, zaten hayvanları sevmiyor diye karısından vazgeçecek hali de yoktu. Yine de bazen ikisi Sultan hanımın dedikodusunu yaparlardı kendi aralarında.

(devam edecek)

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/14/didarin-kismeti-bolum-2/

7 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s