Yazılarım

Ben acıdan güçlüyüm! – Bölüm 1

“Acılarımı tenime gömmüştüm, tüm dünyanın görebileceği kadar büyük bir kıyamet fermanı gibiydi.”

Ellerinin üzerindeki yarıklardan sızan kana bakarken, içindeki acının giderek azaldığını hissetmeye başlamıştı artık. Nefesi hala normale dönemediği için, merhem sürmek için bekledi biraz daha. Aslında kendini yatıştırmak içi duvarlara vurmak yerine, bir kum torbası satın alabilirdi belki ama, o zaman içindeki acıyı yok edecek başka bir fiziksel acı arayacağını biliyordu. Onun istediği yumruk atmak, ya da birilerine vurmak değildi, kendi acısına denk ya da daha çok bir fiziksel acıyı hissederek, fiziksel acının dinmesiyle birlikte içindeki acının da azalmaya başlamasını hissetmekti. Gittiği doktorlar ona böyle açıklamışlardı yaşadıklarını. Bir çeşit kaygı bozukluğuydu, kendisi gibi başkaları da vardı üstelik. Uzun süre bunun sadece kendisinin başına  geldiğini düşünerek endişelendiğini hatırlıyordu. Garip bir durum olsa da, bu yaşadığının sadece kendi başına gelmediğini bilmek rahatlatıcı bir duyguydu. Elbette toplumda çoğunluk olmadıkları için, benzerleri gibi o da bu yaraları açtıktan  sonra onları sergilemekten hoşlanmıyordu.

Nöbetler çoğaldıkça, insanlardan uzak kalmak istemesinin ve sonunda evden yapabileceği bir iş seçmesinin temel nedeni buydu. İnsanların gözlerini ellerine dikip bakmalarından, sürekli ne olduğunu sormalarında sıkılmıştı, bir süre eldiven giymeyi denese de, bunun ellerindeki yaralardan daha çok ilgi çektiğini farkedince vazgeçmişti.

Kendisi gibi başkalarının da olduğunu öğrendikten sonra, internetten de araştırma yapmıştı, yaşadıklarını internet üzerinde anlatma cesareti gösterebilenlerin bir çoğu onunla ortak süreçler yaşıyorlardı. Gerçi onun  gibi duvarları yumruklayanlardan çok, kendisini kesmeyi tercih edenler olduğunu farketmişti. Kesmek fikri ona itici geliyordu. İçindeki duygusal patlama çoğaldığında, daha çok vurmak istiyordu o, kendine vuramadığı için de duvarlara vuruyordu.

Çocukluğu boyunca dayak yiyen insanlar da görülen bir durum olduğunu söylemişti doktoru, bunun sonunda hissettiği genel bir nefret ya da insanlara zarar verme isteği değildi, aslında kendine zarar verme isteği de değildi. Tam aksine bu şekilde zarar görmüş insanların fotoğraflarına bakmaktan ya  da vurdulu kırdılı filmlerdeki o abartıldıkça abartılan dayak sahnelerinden hiç hoşlanmıyordu. Üstelik her şey olup bittikten sonra, derin bir pişmanlık duygusu ve utan. hissediyordu içinde, her defasında bir daha yapmayacağına söz vermesine rağmen, sonunda yine tekrarlanıyordu işte.

Bu tekrarların bir sonu olmayacağına karar verdiğinde taşınmıştı bu eve, kocaman bahçesi dışarıdaki herkesle onun arasındaki sınırdı. Kapıdaki güvenlik dışında evin içinde ondan başkası yoktu. Herhangi bir yardımcı ve benzeri birine ihtiyaç duymuyordu. Zaten tek başınaydı, kendi işini de kendi görebilirdi. Güvenlik sistemleri üzerine bir yazılım yapıyordu. Başlangıçta tutmadığını düşünüp vazgeçeği sırada, adı duyulmuş bir şirketin yazılımı satın almasıyla, işleri yoluna girmeye başlamıştı. Daha çok talep edene özgü değişiklikler üzerinde uğraşıyordu, paket olarak zaten kendine yeten bir yazılım üretmişti. Bu yüzden eskiden olduğu gibi saatlerce kod yazmasına da gerek olmuyordu. Aslında neredeyse bütün gece kod yazdığı zamanlarda nöbetlerinde azalmalar oluyordu, çünkü bütün vaktini yazılımın başında ya da uyuyarak geçiriyordu. Artık bu kadar çok çalışmasına  gerek kalmadığı için, içindeki sesler daha çok bağırıyor, ne kadar dirense de sonunda onu ele geçiriyorlardı. Kapıda bir güvenlik olmasına da gerek olacak bir hayatı yoktu aslında ama, insanlarla birebir iletişime girmekten hoşlanmadığı için teslimat gerektiğinde bunu güvenlikçi aracılığı ile yapıyor, kendisi sadece telefonla görüşüyordu müşterileriyle. İşin kapsamı ve onun bu gizemli hali bir araya gelince, daha da ilgi çekmeye başlamıştı. İnsanlar bu kaçısının bir pazarlama taktikiği olduğunu düşündükleri için, ruh sağlığı ile ilgili bir şüphe duymak akıllarına bile gelmiyordu. İşi de ona bu rahatlığı sağladığından beri, doktora gitmeyi de bırakmıştı aslında. Verdikleri ilaçların nöbetlerin arasını açtığını bilse de, tamamen geçirmeyeceğini bildiği için kullanmak istemiyordu. Bunu kendi başına da yapabilirdi, yani başlangıçta öyle olduğunu düşünmüştü ama, bir yıldır tüm mücadelesine  rağmen, ilaçların sağladığı kadar bile ileri gitmeyi başaramamıştı. Bahçe geniş olduğundan, güvenlik görevlisi, nöbet geçirdiğinde evdeki gürültüyü farkedemiyordu, zaten adamı işe alırken ilk şartı eve girmesinin kesinlikle yasak olmasıydı. Kendisi de neredeyse hiç dışarı çıkmadığı için, adamı yeniden görse tanıyabilir miydi, emin  olamadı.

Artık nefesi düzelmiş, nöbet sona ermişti, şimdi yeniden normal insanlar gibi olmasa da, günlük hayatına dönebilirdi. Ecza dolabını açıp, ellerinin üzerine  merhemleri sürdü ve sargı bezini iki yumruğuna da sardı dikkatlice. Böyle gerçekten de  bir boksöre benziyordu aslında, belki de meslek olarak yazılım yerine boksörlüğü seçmiş olsaydı, nöbetleri sona erebilirdi diye düşündüğü oluyordu zaman zaman ama, o insanlara zarar verebilecek birisi asla değildi.

Dün akşam internette izlediği köpeğin videosu gelmişti aklına nöbetten az önce, köpek ona vuran adamdan öylesine korkuyordu ki, adamın daha elini kaldırır gibi yapması ile birlikte, tiz bir ses çıkararak duvarın dibine pısıyordu, öyle bir yapıyordu ki bunu, duvarda küçücük bir delik bulsa oradan kaçıp, gitmek istediğini gözlerinden görebiliyordunuz. Tıpkı üvey babasının onu  döverken yaşadıklarına benziyordu bu, köpek korktuğunu belli ettikçe mutlu oluyordu videodaki adam, yüzü görünmese de bunu beden dilinden anlayabiliyordunuz. Daha yeni sakinleştiğini hatırlayarak, görüntüyü zihninden uzaklaştırmaya çalıştı hemen. Hiç belli olmuyordu gerçekten, insanlardan uzak dursa bile, bazen bu video gibi içindeki duyguyu tetikleyen herhangi bir şeyle karşılaştığında, kontrolünü kaybediyordu. Komşuları olmayan bir evde yaşamayı tercih etmesinin nedeni de buydu aslında. Hoş öz babasının kendisine bıraktığı miras olmasaydı, böyle bir evde yaşama şansı da olmayacaktı. O zaman ne yapardı gerçekten bilmiyordu.

On sekiz yaşına gelip, öz babasının vasiyeti açıklanınca, annesi öfkeden çılgına dönmüştü neredeyse. Ailesinden oldukça zengin bir adam olan babası, mirasın, oğlu on sekiz yaşına gelene kadar açıklanmaması için avukatına bir yazı bırakmıştı. Eğitim masrafları haricinde, ona veya annesine herhangi bir para verilmeyecek, vasiyette yer alan maddeler açıklanmayacak, var olabilecek mülklerden gelir elde etmelerine izin verilmeyecekti. Tam on yıl boyunca, yeni kocasıyla yeniden rahat bir hayat yaşamanın  hayalini kuran annesi, daha kocası ölmeden başlayan ilişkisinin, kocası tarafından zaten bilindiği için bu yola gidildiğinin ve bu nedenle tüm mal varlığının sadece oğluna bırakıldığını öğrenince ne yapacağını bilememişti. On yıl önce ölen kocası, daha o hayattayken aldatılmış olmasının intikamını çok acı almıştı annesinden.

Paranın tek sahibi olduğunu öğrendiklerinde, bir süre ona iyi davranmışlar, ama parayı da alıp, bir daha onları görmemek üzere gideceğini duyduklarında, gerçek karakterlerine geri dönmüşlerdi. Hırslarından gözleri dönmüş, bu iki insanın, -artık ona anne demek bile istemiyordu- onu öldürmek isteyeceklerinden bile korkmuştu bir süre. Artık sadece bu evin içinde yaşadığı ve kapıda da bir güvenlik görevlisi olduğu için kendini daha rahat hissediyordu. Yine de bazen rüyasında üvey babası ve annesinin gizlice eve  girip onu öldürmeye çalıştıklarını gördüğü oluyor, kan ter içinde çığlıklar atarak uyanıyordu.

İki gün önce, onunla mutlaka görüşmek istediğini söyleyerek kapıya gelen kızı onların gönderdiğini bile düşünmüştü. Müşterileri onunla görüşemeyeceklerini bildikleri için, böyle bir talepte bulunmazlardı. Bu kız her kimse, kendisi için çok önemli bir konu olduğunu  ve mutlaka yüzyüze görüşmek istediğinde ısrar ederek, neredeyse bir saat oyalamıştı güvenlik görevlisini. Adam kızın ertesi gün, yeniden geldiğini ama bu kez çok ısrar etmedençekip gittiğini söylemişti.

Kapıyı ve bahçeyi gösteren monitörlere bakmaya başladı, kahvesini içerken, acaba bu gün yeniden gelir miydi? Bir evden bahsettiğini söylemişti güvenlik görevlisi, geçtiğimiz yıl, bu eve taşınmadan önce satın aldığı küçük evi kastettiğini düşünüyordu. Aynı bunun gibi kocaman bir bahçesi olduğu için beğenmişti o evi ama, satın aldıktan sonra, çevredeki insanlardan evin bir yangın geçirdiği ve o yangında sadece küçük bir çocuğun kurtulup, ev sahiplerinin yanarak can verdiklerini öğrenince birden bire soğumuştu evden. Böyle acı hatıraların olduğu bir evin içinde neden yaşamak istesindi ki, onun kendi acıları kendine yetiyordu zaten. Emlakçıya çok sinirlenip adama bu bilgiyi ona satın almadan önce vermediği için bir saat bağırmıştı. Emlakçının savunması olayın neredeyse yirmi yıl önce olmuş olması ve evin onun üzerine iki ev sahibi daha gördüğüydü. Bu yine de o evde iki insanın acı çığlıklarının duyulmayacağının garantisi değildi. Onlardan sonraki ev sahipleri de muhtemelen hikayeyi bilmeden almışlardı o evi. Böyle bir evin içinde kimsenin yaşamasını istemediğine karar verip, satışa da çıkarmamıştı. Ev bir yıldır boş duruyordu. Kızın bahsettiği ev olduğundan çok emin değildi ama, nedense güvenlik görevlisinin anlattıklarını dinlerken, direkt olarak orası canlanmıştı gözünde. Acaba bu kız o yangından kurtulan çocuk muydu?

 

1d23e67a-cd12-4ebf-993f-498e2e9817d9

(devam edecek)

Ben acıdan güçlüyüm isimli hikayenin diğer bölümlerini okumak için linklere tıklayınız

Bölüm  2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/16/ben-acidan-gucluyum-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/17/ben-acidan-gucluyum-bolum-3/

2 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s