Ben acıdan güçlüyüm! – Bölüm 5

Ahucan, Alkan’ın evinden çıktıktan sonra, olup bitenleri anlamaya  çalıştı bir süre, altı üstü, büyüdüğü evi bir kez görüp, sahibini ikna edebilirse satın almak istiyordu ama, bu gün yaşanılanlar onu gerçekten serseme çevirmişti. Evde başına gelenler ise ayrı bir konuydu, çocukluğundan beri ilk kez böyle bir şey yaşıyordu, acaba insanın yaşı ilerledikçe bazı şeylerin etkileri de artıyor muydu? Çoğu kez rüyasında evin önündeki salıncağı ve orada sallandığını görürdü. Babasının ve annesinin seslerini de duyar ama, onları görmezdi. Yangınla ilgili bir rüya gördüğünü pek hatırlamıyordu, sırtının acısı ile uyandığı oluyordu ama, bunu bir rüya ile bağdaştıramıyordu zihni. Tam olarak o anda gördüklerini hatırlayabilse, rüyalarında gördüklerine benzer şeyler olup olmadıklarını anlayabilirdi belki ama, evde olanlarla ilgili de hiç bir şey hatırlamıyordu. Alkan beyin tuhaf olduğunu düşünmüştü, başlarına gelenlere bakılırsa, kendisinin de bu gün pek normal olduğu söylenemezdi. Hallerini gözünde canlanınca, bir anda püskürerek güldü kendi kendine  sinirleri bozulmuştu iyice.

Alkan beyin garip teklifine ne demeliydi? Adam hayatında ilk kez gördüğü birine mirasını bırakacak kadar çılgındı demek, üstelik bunun karşılığında anlaşmalı evlilik teklif ediyordu. Evi ona satıp, anlaşmalı evliliğini pekala başkası ile de yapabilecekken, kendi gibi  bir deli bulduğunu mu sanmıştı, teklif ona yapıvermişti.

Onu yeniden arayıp sadece evi istediğini söyleyecekti, tanımadığı tuhaf bir adamın mirasına ihtiyacı yoktu onun. Dayısı ile yengesinin evi satmış olmalarına zaten yeterince kızgındı, hayatında hiç normal insanlar olmayacak mıydı ?

Başı çatlayacak gibi ağrıdığından doğruca eve gitti, ılık bir duş alıp uzanacaktı biraz, sonra olanları yeniden değerlendirebilirdi sakin kafayla.

Alkan, kız gittikten sonra kendini her zamankinden daha iyi hissediyordu, şoför kılığında başlayan gün, beklenmedik bir şekilde evlilik teklifi ile sona ermişti. Aslında Ahucan’a söylediği uzun zamandır düşündüğü bir şeydi, yani eğer ona bir şey olursa babasından kalanların, annesine geçmemesi için en iyi yöntem yasal bir mirasçı edinmekti. Böylece parayı ele geçirmek için onu yok etme planları yapmalarına da gerek kalmayacak, onun da korkuları sona erecekti. Evlat edinemeyeceğine  göre, yapabileceği tek şey evlenmekti. Kızın kahverengi gözleri geldi aklına, madem o da kendisi gibi bir mağdurdu, parasını ona bırakmasında da bir sakınca yoktu, böylece dayısı nedeniyle uğradığı zarar telafi edilecek, evini geri alacak ve ondan çalınan her şeye yeniden sahip olacaktı. Elbette ki bu teklifi ona yapmayı planlamamıştı güne başlarken ama, olaylar geliştikçe, her nedense kızı o evden koruma ve mirasçı edinme isteği bir anda birleşivermişti kafasında. Alkan’ın evlendiğini duyduklarında annesinin ve üvey babasının yüz ifadelerini görmek isterdi doğrusu. Acaba karısını da öldürmeyi denerler miydi?

“Ne saçmalıyorum ben!” dedi kendi kendine, evlenme teklifini kızın kabul etmeyeceğini bilerek yapmıştı zaten, sırf o evin acılarında boğulmasın diye. Şimdi de sanki kabul edecekmiş gibi hayaller kuruyordu. Omuzunu silkti yeniden gülümserken, yine de hayatının en heyecan dolu ve mutlu günü olmuştu bu gün. Tıpkı filmlerdeki gibiydi her sahnesi. Dört duvarın arasında yaşanılan uzun yıllardan sonra biraz adrenalinin ne zararı olabilirdi ki? Bir kızın hayatını kurtarmıştı ayrıca, sarmaşıklar ayrıldıkları yerden, yeniden birleşip kapıları örebilirdi yeniden. O evde kimsenin yaşamasına izin vermeye niyeti yoktu.

Ahucan gece yarısı acı ve çığlıklarla uyandığında, bu kez rüyasında gördüklerini hatırlıyordu. Babası kucağında onunla koşuyor bir yandan da, elindeki hırka ile sırtındaki ateşi söndürmeye çalışıyordu. Canı o kadar çok yanıyordu ki, babasının omuzlarına bir pençe gibi geçirdiği parmaklarını bir türlü ayırmak istemiyordu ondan. Oysa babası, annesini çıkarmak için geri dönmek istiyordu, ona bıraktığı yerde beklemesini ve annesiyle geri geleceğini söyleyerek, yeniden eve doğru koşmaya başladığında, gözlerinde biriken yaşlar yüzünden, bulanıklaşan görüntüden başka bir şey hatırlamıyordu.

Babasının onu bahçede güvenli bir yere bıraktıktan sonra konuşmak için eğildiğinde, yüzünün kendisine ne kadar yakın olduğunu yeniden hissetmiş, onun gözlerindeki korkuyu görmüştü. Kendisinin ki gibi, büyük kahverengi gözlerindeki korku öyle hissedilir bir şekilde geçmişti ki ruhuna, bir yandan sırtının acısı, bir yandan babasından aldığı korku ile çığlık atmaktan başka bir şey yapamamıştı.

Yatağın içinde nefesini toparlamaya çalışıp, banyoya gitti nedenini bilmeden, pijamasının üzerini çıkartıp, sırtındaki yara izine baktı. Her zamanki gibi, belinin yanından sırtının ortasına kadar hatalı ütülenmiş bir kumaş gibi duruyordu yerinde. Yıllar önce açılmış bir yaranın, ilk günkü acıyı hatırlıyor olmasını anlayamıyordu. Oysa ona dokunduğunda, banyo yaptığında ya da bir yere çarptığında hiç bir şey hissetmiyordu. Yara sanki ev ile bir bağı varmış gibi,  kendi hafızasını kullanıp, alev almıştı sanki bu gün. Hayatı boyu yaşamadığı bu durum, gün içinde ikinci kez başına gelince devam etmesinden korkmaya başlamıştı.Bu gün o eve gidene kadar, kendini hatırlamayan yara, yeniden harekete geçmiş bir volkan gibi püskürmeye başlamıştı yeniden, üstelik resimleri dışında yüzünü hiç hatırlamadığı babasının yüzünü ve nefesini hissetmişti az önce rüyasında.

Yeniden odaya döndüğünde, yatağın içine oturup düşünmeye başladı. Bütün bunların sebebi, o eve yeniden gitmesi olsa bile, çözümü de o ev olmalıydı. O evle ve kendisiyle barışıp, çocukluğunda bıraktığı yerden yaşamak istiyordu yeniden. O zaman,  geçen zaman boyunca yaşanılan her şey silinip gidecek gibi hissediyordu nedense. Anne ve babası belki fiziken onunla olmayacaklardı artık ama, ondan çalınan her şeyi geri almış olacaktı en azından, bir şekilde hayatını geri almış olacaktı. O yangını çıkaran her neyse ondan annesini ve babasını, dayısı ve yengesi de geri kalan hayatını çalmışlardı. Yıllar boyu yatılı okullarda tek başına kalmış, hiç bir tatilde, bayramda dönecek bir evi olmamıştı. O günler boyunca kocaman yurt binalarının içinde tek  başına kalmış, her gece anne ve babası için ağlamış, yeniden kendi evine dönebilmek için dualar etmişti. İşte şimdi eve dönmeye bu kadar yaklaşmışken, zihninin ona oynadığı oyunlara yenilmek istemiyordu. Yara istediği kadar acıyabilirdi. O da, kendisi gibi iyileşmeyi öğrenmek zorunda kalacaktı nasılsa.

Kararlı bir şekilde kafasını yastığa koyup, gözlerini kapadı uyumak için, yarın Alkan beyi arayıp, evliliği değil, evini istediğini söyleyecekti.

Aradan neredeyse yirmidört saat geçmiş olmasına rağmen, Alkan’ın atakları tekrarlamamıştı, gece rahat bir uyku uymuş ve yıllar sonra ilk kez güne neşeyle başlamıştı. Alışmadığı bu ruh halinden o kadar mutlu olmuştu ki, atakların gelip, bu güzel duyguyu ondan çalmasından korktuğu için, bu defa ilaçlarını yanı başına koymuş, yükseldiğini hissettiği anda içmeye karar vermişti. Yıllardır kullanıp, bir işe yaramadıklarına inandığı haplar bile bu gün gözüne faydalı gözükmeye başlamıştı.

“Sizin kabul etmediğiniz bir tedaviye bedeninizin veya ruhunuzun cevap vermesi mümkün değil Alkan bey!” demişti doktoru ona. Ne yaparsa yapsın, Alkan daha başından bir işe yaramayacağını  ve bir daha  gelmeyeceğini söylüyordu  adama.

Oysa bu gün ilaçlara duyduğu sempati belki de, artık tedaviyi kabul ettiğinin göstergesiydi. Bir yerlerde, insanlara kısa bir süreliğine, her gün kullandıkları ilaçlar yerine, bonibon şekerleri verilerek bir deney yapıldığını okumuştu. Şekerleri kendi ilaçları sanarak yutan hastalar, sanki kendi ilaçlarını içmişler gibi tedaviye cevap vermeye devam etmişlerdi. İlaçlı tedavinin bile işe yaraması için işin içinde inanç olması gerektiği çok garip bir düşünceydi ama, şimdi tam olarak bunu kendi üzerinde denemek için  bir şansı vardı. Bakalım ilaçlar onları çözüm kabul ettiği şu andan itibaren daha etkili olacaklar mıydı?

Onlara yeniden ihtiyaç duymamayı tercih ederdi elbette ama, o kadar iyimserliğe de gerek yoktu birden bire. Bir gün önce nasıl olmuşsa, ilk kez ilaçları olmadan kendini kontrol etmeyi başarmıştı. Bu gerçekten yoğun bir zafer duygusu hissettirmişti ona, demek ki yapabiliyordu, demek ki kendini zorlarsa, ilaçları da biraz kullanırsa bu durumdan kurtulabilir, hayatının geri kalanını da normal insanlar gibi geçirebilirdi. O zaman anlaşmalı değil, gerçek bir evlilik yapar, hatta belki çocukları bile olurdu.

“Yok, bu gün gerçekten fazla iyimserim!” dedi kendi kendine.

 

(devam edecek)

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/15/ben-acidan-gucluyum/

Bölüm  2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/16/ben-acidan-gucluyum-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/17/ben-acidan-gucluyum-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/18/ben-acidan-gucluyum-bolum-4/

 

Ben acıdan güçlüyüm! – Bölüm 5’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s