Bir Kahvelik Okumalar

Koca bir şehirde sadece bir çöp olmak

Hava o kadar soğumuştu ki, titreyen bedenini ısıtacak bir kuytu aramaktan yorgun düşmüştü. Dünden beri bir şey yememişti, Sokaklarda ısınacak bir yer, ağzına atacağı bir lokma ekmek için dolanıp duruyordu. Bu sabah bir şeyler bulma umuduyla, bakındığı dağılmış çöp torbalarını kurcalerken, köpeklerin saldırısından zor kurtulmuştu. Kaçarken az kalsın bir arabanın altında kalıyordu.

Açlık vücut ısısını iyice düşürmüştü. Motoru yeni durmuş bir arabanın sıcaklığından faydalanayım dediğinde arabanın alarmı ötmeye başlamış, korkuyla uzaklaşmıştı ordan.

Tüm apartmanların kapıları kapalı, çoğu çöp bidonları içindekine ulaşılamayacak kadar mekanikti. İnsanlar ve köpekler onu korkutuyordu. Geçen gece bir parkta uyumaya çalışmış, tinercilerin saldırısından zor kurtulmuştu.

Bazı bahçelere bırakılan yemek artıkları ile idare etmişti son bir kaç günü zaten. Yiyecek dükkanları ve lokantaların yaydıkları koku başını döndürse de, mutlaka birileri onu kovalıyordu.

Nereye sığınıp, ne yapacağını şaşırmış bir haldeydi. Havanın ayazı yetmezmiş gibi, bir de kar başlamıştı şimdi. Ayakları öyle üşüyordu ki, basarken tüm tabanını yere değdirmemek için azami gayret sarfediyordu. Yorgunluktan biraz oturmak istese de, ıslak ve soğuk zeminlere bedenini değdirmek titremesini artırmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Bir ağaca çıkmayı bile denedi bu yüzden, ama rüzgar çok keskindi ve yapraksız ağaçlar umduğu korunmayı sağlayamamıştı.

Önünde durduğu lokantanın arada bir açılan kapısından yayılan sıcaklık ve koku yüzünden yine başı dönmeye başlamıştı. İnsanlar masalara oturmuş, içerinin sıcağından buğulanan camlardan dışarıda olan biteni farketmeden, keyifle sohbet edip, karınlarını doyuruyorlardı,

Ne kapıdan girerken, ne de çıkarken gözlerinin içine baktığı halde kimse onu farketmiyor, lokantanın sıcağından, ayaza çıkmanın telaşıyla yakalarını kaldırıp, hızlıca uzaklaşıyorlardı. Üstlerindeki kalın giyecekler bile bu gün hissedilen keskin soğuğa çare değildi belli ki.

Her zamanki gibi, kendi eksiklikleri ve korunma ihtiyaçları olduğunda başka her şeye gözlerini ve yüreklerini kapamış bir an önce sıcak ve kapalı bir ortama ulaşmak için koşturup duruyorlardı. Koşturacak dermanı olsa, belki kan dolaşımı hızlanır, o da ısınırdı ama, midesi öyle boştu ki, kanı ne vücudunu ısıtıyor, ne de hareket edecek enerji sağlıyordu şimdi.

Bir umutla bekledi yine de lokantanın, her açılıp kapandığında çan sesi çıkaran kapısında.

Sonunda çan seslerine başını çevirecek dermanı kalmamış, sesler birer çınlamaya dönüşmüştü sadece. Gözlerini kapatıp, soğuğa aldırmadan çöktü kapının yanına. Soğuktan uyuşan bedeni, nasıl oluyorsa derin bir uykuya dalmak istiyordu şimdi. Yine de çan sesi duyuldukça içeriden bedenine ulaşan sıcak havanın geliş gidişleri ile gevşemiş olmalıydı. Gözlerini zorla açıp, etrafına bir göz atmayı denedi, ama başı öyle ağırlaşmıştı ki, bırakıverdi.

Rüyasında sımsıcak güneşin ısıttığı bir çimenlikte yatıyordu. Karnı öyle doluydu ki, yediklerinin ağırlığından uykusu gelmişti. Güneş bir anne gibi sevgiyle okşuyordu sırtını, hafif bir mırıltı yükseldi dudaklarından. Öyle rahat bir aydınlıktaydı ki şimdi, gerinip doğrulmak istese de, kıpırdayacak isteği bulamadı içinde. Bıraktı kendini o huzura, uçuyor gibiydi şimdi.

Lokantanın açılan kapısından kafasını uzatan garson, içeri giren müşterilerin birinin uyarısıyla neler olduğuna bakmaya gelmişti. Bir kaç kez seslenip, duyuramayınca, ayağı ile hafifçe dürttü yerde kıpırtısız yatan bedeni. Uyuyor gibi gözükse de, ortamın bunun için elverişli olmadığı ortadaydı. Giren müşteri de bu yüzden bir terslik olabileceğini söylemiş ama kendisi müdahale etmemişti niyeyse.

Garson ayağı ile bir kez daha dürttü yerdeki tüy yumağını. Tepki alamadığını anlayınca eğilip kucakladı onu, patileri birer oyuncak gibi sallandı aşağı doğru. Bir kedinin kalbi nasıl dinlenir bilmediği için, ölmüş olduğuna karar verip, ilerideki çöp bidonuna doğru yürümeye başladı. Artık yaşamadığına göre bir işe yaramazdı. Hoş yaşarken de bir çöpden farklı muamele görmemişti zaten.

Garson yine de her an canlanma ihtimaline karşı kollarını ileride tutarak yürüyordu. Gömleği ile çıkmak zorunda kaldığı ayaz yüzünden, bir an önce bu leşten kurtulup, geri dönmek istediği belliydi.

Bedenini sıkan sıcaklık, onu biraz olsun kendine getirse de, rüyasında hissettiği uçma hissi yüzünden, kendine gelemiyordu. Gözlerini çok az aralayıp, yerden yüksekte olduğunu görünce, hala rüyada olduğunu sandı ve bıraktı kendini. Çöp bidonunun kapağını açan garsonun farkedemediği bu minicik can belirtisi, kapağın kapanması ile çöplerin arasında kaybolup gitti.

Oysa sadece bir parça yiyecek ile onu ısıtmayı denemiş olsaydı, şehrin çöpüne karışmamak için belki bir kaç günü daha olabilirdi.

Çöp konteynerının önünden geçen çiftin neşeli kahkaları çınlattı ortalığı “Kış ne harika mevsim değil mi? Bembeyaz bir masalın içindeymişiz gibi, hadi gidip birer sıcak kahve içip, bu masalı ısıtalım.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s