Bildiğiniz gibi misiniz?

Uzun süredir çevremden algıladığım hoşnutsuzlukların yoğun gölgesini hissediyorum. Çevremdeki insanlar mutsuzken, mutlu olmayı kendime yakıştıramadığım için, çoğunu haklı gördüğüm bu hoşnutsuzluklara her gün bir yenisini ekleyerek gökyüzümü kararttığımı farkettim.

Oysa her zaman hava ne kadar kapalı, karanlık ve puslu olursa olsun, birazcık aralandığında o derin mavinin aralardan görüneceğini ve mevsimi geldiğinde karanlığın esamesinin okunmayacağına inanırım. Hayatım boyunca yazın gelmediğine, gökyüzünün eninde sonunda ışıldamadığına şahit  olmadığım bir yılım geçmedi.

İnsanoğlu başlangıcında ve hatta günümüzde bile doğadan esinleniyor olsa da, doğa güzelliklerini dinlendirdiğinde ki karanlığa mı kapılıyor bilmiyorum, her varlığın yarattığı duygusal, düşünsel ve fiziksel gölgeye kapılıp, kendi gökyüzünü karanlık sanmaya başlıyor nedense.

Oysa gözümüzün önünde her mevsim birer ders gibi geçip giden bu aşamalar, tıpkı hayatımız gibi döngülere sahipler. Başkaları mutsuzken, mutlu görünmeye korkma adabı yüzünden, bir süre sonra sahip olduğumuz tüm ışıkları kapatıp, biz de çoğunlukla birlikte mutsuz olmayı seçiyoruz. Oysa çoğunluğun kaybettiği aydınlık olmayı seçsek, kendimiz ve onlar için yapabileceğimiz en iyi şey olacak.

Her hoşnutsuzluğun gölgesine sığınarak yaşamak, diğerlerinin mutsuzluğuna saygı göstermekten çok, hepimizin üzerindeki kara bulutların daha da kalınlaşmasına neden oluyor diye düşünüyorum ben  kendi adıma. Bir derdi paylaşmak onu içselleştirip çoğaltmak değil, dert sahibini o dertten uzaklaştıracak aydınlık ve umut dolu girişim ve sözlerden geçer diye biliyoruz hepimiz, ama nedense çoğunluğun hoşnutsuzluğuna saygı gösterip, mutsuz görünmek ya da o hoşnutsuzluğa katılarak onu büyütmek yolunu tercih ediyoruz ki, Allah kimseye tattımasın bu sadece bir kayıbın ardından paylaşılabilecek bir davranış şekli gibi görünüyor bana. Çaresizliği paylaşmak.

Her ne kadar bunları söylüyor olsam da, bazen ben de çevremdeki bu yoğun girdaptan kendimi kurtaramıyorum elbette. Neyse ki yüreğim beni uyarıyor böyle zamanlarda ve o gölgeli bulutların ardında bir gökyüzü olduğunu hatırlayıp, çevreme de hatırlatmayı görev ediniyorum kendimce.

Her şey ne kadar ters giderse gitsin, aslında hepimizin hala sevdiklerimizle akıp giden hayatları var. Her şeyimizi kaybetmeden, yasına bürünüp, elimizdekileri de karanlık gölgelere kurban etmek alışkanlığımızdan vazgeçmeliyiz bu yüzden.

Evet bizden daha kötü durumda olan varlıkların hayatlarını örnekleyerek şükretmekte bir yöntem olmakla birlikte, bence kendi sahip olduklarımızın değerini hatırlayarak, kendimiz ve çevremizi daha güzeş şeylerin mümkün olduğuna ikna etmek daha faydalı bir yöntem.

Her gün bizi şaşırtan kötülükleri görüp, umudumuzu kaybetmek yerine, en azından hala bizler gibi insanların varlığını bilmek ve o insanların ışığını hissederek umudumuzu korumak hepimiz için daha verimli bir yöntem.

Güzel bir manzara, bir insan veya hayvan yavrusu fotoğrafına bile bakarken içi hareketlen insanların varlığı, yaratılan güzelliğin gerçeği ile karşılaştığında duyacağı sevgi ve heyecanın işareti değil mi? O halde bu insanların yüreklerinde sönmemek için çırpınan o ışığın parlaması için hepimiz el ele verip güzellikleri çoğaltmalı, bakmayı unutanlara göstermeli, daima umut ve aydınlık saçmalıyız diye inanıyorum. Gölgeler yerine ışığı sahiplenmeli, gölgelerin karanlığında ruhu daralmış tüm insanlığa, ışığın hala var olduğunu, mevsimler gibi bu günlerin geçeceğini, yazın hiç eksilmeden tekrar edeceğini hatırlatmalıyız.

Çoğu  zaman dünyanın her iki yarım küresinde farklı mevsimler yaşanmasının bile bir ders olduğunu düşünürüm bu yüzden. Bir yarım küre aydınlık, yeşil ve sıcağa doyarken, diğer yarım kürenin insanları daima soğuk ve karanlıkla mücadele eder. Keşke yarım küre insanları her karanlık ve soğukta birbirimizi ağırlasak ve daima dünyanın yarısının sahip olduğu güzelliği hep birlikte yaşasak isterim. Böylece boşalan yarım küredeki doğanın ve dünyanın biraz dinlenme, kendini yenileme fırsatı da olurdu. O kendini yenilemeye çalışırken, üzerinde homurdanıp, yaşam şartları zorlaşan ve hayatı bulutların gölgesinde kalan insanların hoşnutsuz ayakları ile ezilmezdi. Elbette uçuk bir ütopya bu ama, gerçek hayata uyarlanma şekli gölgelerde kalan insanların gölgesini paylaşıp yardım ettiğimizi sanacağımıza, onları kendi aydnlığımıza davet etmemiz olamaz mı?

Bence olmaması için bir neden yok. Sadece kendinizi bir gözlemleyin bakalım, gerçekten bildiğiniz gibi misiniz, yoksa içinizdeki bu huzursuzluğun tek nedeni kendi gölgeniz dışındaki karanlık mı?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s