arkası yarın

Biraz eksik, biraz fazla – Bölüm 3

İsmail bey iki günde bir uğrayıp durumlarını kontrol ediyordu. Onları çok bunaltmak istemeyen mahalleli de, ondan haber alır olmuştu. Herkes yaşadıkları bu talihsiz olaylara çok üzülüyor olsa da, ellerinden bir şey gelmiyordu. Hepsi onlar gibi sabırla Gürhan’ın kurtulacağı günü bekleyip dua ediyorlardı zavallı çocuğa.

Ölen çocuğun ailesi kan parası istiyordu evlatları için, onlar için de çok üzülmüşlerdi hepsi ama, Gürhan’ı evlatlarının katili gördükleri için, görüşmeyi kabul etmemişlerdi. Acıları çok tazeydi, Mustafa bey anlıyordu, , adliyede veya karakolda rastlaştıklarında başını önüne eğiyor, diyecek laf bulamıyordu bir türlü. Mobese kameralarından da bir şey çıkmamıştı. Çocuklar sahil yolunda ve ara sokaklarda dolanmışlardı ve nasıl olmuşsa, hiç bir kameraya denk gelmemişlerdi. Sadece bir kaç kişi, kamyoneti çalan yüksek müzik sesinden farketmiş, ama aracı kimin kullandığına dikkat etmemişlerdi. Genellikle böyle dolaşan gençlere bulaşmak bela ile sonuçlandığından, herkes başını önüne eğip yürümeye devam etmişti.

Olayın üzerinden iki ay geçmesine rağmen, ne Gürhan’ın suçsuzluğu ispatlanabilmiş, ne de eve gelmesini sağlayabilmişlerdi. Evde sürekli bir matem havası devam ediyordu. Gürhanın annesi biraz daha iyiydi ama, kadıncağız oğlunu aklından bir türlü çıkaramadığı için, tam toparlanıyor derken yeniden fenalaşıyordu.

Bir akşam Gamze annesinin başında otururken kapı çaldı, Mustafa bey artık dermanı kalmayan bedenini zor doğrultup gitti kapıya, gelen İsmail beydi ve yanında iki adam daha vardı. Gamze kapı aralığından gelenlere bakıp, annesinin yanında döndü ama, belki yeni haber vardır diyerek kapıyı aralık bıraktı konuşulanları duymak için.

“Selamun aleyküm Mustafa bey, rahatsız etmeyeceksek bir konu hakkında konuşmaya geldik.” dedi İsmail bey.

“Buyurun hocam, buyurun ne rahatsızlığı, zaten halimiz malum.”

Üç adam içeri girip oturdular.

“Mustafa bey biliyorum canın sıkkın, zor durumdasın ama, bu beylerin de sana bir diyecekleri var. Kendileri benim evveliyatından tanıdığım muhterem insanlardır. Biliyorsun zaten, ben kefil olmasam onları alıpta sana gelmezdim.”

“Hayırdır hocam, yoksa Gürhan ile ilgili bir faydaları mı olacak beylerin?” dedi Mustafa merakla.

“Yani doğrudan Gürhan için demesekte, hepinize faydaları olacak Allah’ın izniyle, tabi sende lutfedip dinlersen.”

“Dinlerim tabi, neden dinlemeyim buyursunlar” dedi Mustafa bey adamlara bakarak.

Adamlardan yaşlı olanı, öksürerek boğazını temizledi, “Mustafa bey, benim adım Hamza. Sağolsun İsmail beyin eski dostlarıyız, sizin gibi. Durumunuza çok üzüldük. Elimizden geleni yapmak isteriz.”

“Allah razı olsun.”

“Amin hepimizden. Bakın Mustafa bey benim de bir oğlum, bir de derdim var. Size bir teklifte bulunmaya geldim. Eğer teklifimi kabul edersen, sizin de bizim de derdimize derman olabiliriz diye düşünüyoruz. Bu benim kardeşim Nusret. O da bir avukat.”

“Allah yardımcınız olsun sizin de, anlamadım ama anlatırsanız varsa yapacağım bir şey.” dedi Mustafa iki adama bakarak.

Gamze’de meraklanmış, sandalyesini biraz daha kapıdan yana çekmişti.

Sözü Nusret bey aldı bu defa, “Mustafa bey, yeğenim, yani abim Hamza’nın oğlu bundan yedi sekiz yıl önce bir kaza geçirdi. Yani kaza dediysem, çocuk evde yalnızken, bir yangın çıkmış, Kemal o sırada odasında uyuyormuş farketmemiş. Komşular dumanı farkedip itfaiyeyi aramışlar ama, itfaiye yetişene kadar yeğenim fiziksel zarar uğramış biraz. Çok şükür Allah canını bize bağışladı.”

“Vah, vah çok üzüldüm” dedi Mustafa Bey, konunun nereye varacağını anlamamıştı henüz.

Hamza bey devam etti, “Kemal o yangından kurtuldu ama, yanık izleri ile olayın izleri ne yazık ki silinmedi. İnsan içine çıkmak istemeyen, yabani bir insana dönüştü yavrucak. İnsanların ondan iğrendiklerini düşündü yıllarca. Götürmediğimiz doktor, psikiyatr kalmadı ama nafile. Yetişkin olunca, bizim yayladaki eve gitti kendi başına. Şimdi orada yaşıyor.”

“Ben ne yapabilirim oğlunuz için?”

Yeniden öksürdü Hamza bey, “Mustafa bey, bizim maldan, mülkten yana bir eksiğimiz yok hamdolsun. Evladımız, bir tanemiz de Kemal. Başka çocuğumuz da yok. Herkes bir gün öte tarafa gidecek malum, biz bu dünyadan göçüp gittikten sonra oğlumuzun bu hayatta tek başına kalmasını istemiyoruz. ”

“Sözün özü,” diye lafı devraldı Nusret bey bu sefer, “İsmail bey de bize sizin, gelinlik çağında bir kızınız olduğunu söyledi. Bakın baştan söyledim ben avukatım. Buyurun bu da kartım, araştırabilirsiniz. Eğer siz kızınızı Kemal’imizle evlendirmeyi kabul ederseniz. Biz de sizin ve oğlunuz için ne gerekiyorsa yapacağız.”

Mustafa bey öfkeyle kalktı koltuktan, “Siz bana kızımı satmamı mı söylüyorsunuz yani şimdi, bu ne cürret!”

“Mustafa bey, bak sakin ol otur, beyefendilerin niyeti kötü değil.” dedi İsmail bey araya girerek.

“Nasıl kötü değil hocam, tanımadığımız bilmediğimiz bir ailenin problemli oğluna kızımı vereceğim, onlar da benim oğlumu kurtaracaklar öyle mi? Bu mu yani insanlık. Varsa elinizden gelen, kızımı almadan yapın o zaman!”

“Mustafa bey, sizi anlıyoruz, elbette insanlık gereği yapacağımız varsa yine yaparız. Siz bizi yanlış anladınız. Biz size yardım edelim başımızın üzerine, ama siz de bize yardım edin istiyoruz. Bunu bir ticaret gibi algılamayın lütfen, eğer kızınız oğlumuzu istemezse zaten zorla evladınızı alıkoyacak değiliz. Kemal pırlanta gibi bir çocuktur, sadece biraz sabırlı, sevecen bir eşe ihtiyacı var. Biz de sizi araştırdık gelmeden. Kızınız için çok güzel şeyler duyduk. Maşallah, Allah size bağışlasın.” dedi Nusret bey.

“Olmaz!” dedi Mustafa bey aynı hiddetle, “Sizin ki de evlat anlıyorum, Allah sizin de yardımcınız olsun ama, ben kızımı bu şekilde kimseye veremem.”

“Allah razı olsun, ne diyelim o zaman, biz yine elimizden geleni yaparız sizin için, İsmail hocam burada şahidimizdir. Allaha emanet olun!” diyerek kalktı Hamza bey. O kalkınca, İsmail bey ile Nusret bey de kalktılar.

“Bak Mustafa, bu aile gerçekten çok iyi ailedir. Sen bakma öyle problemli falan dediklerine. Kemal’i bilirim ben, kızının bir dediğini iki etmez. Hem oğlunu, hem kızını kurtacaksın, gel kabul et. Bak zaten ellerinden geleni yapacaklar, kendileri söylediler. sen de bir sevaba gir, çocuklar mutlu olsun.” dedi İsmail bey, Mustafa’nın kulağına eğilip.

Cevap vermedi Mustafa bey, elini uzatıp tokalaştı hep biriyle, adamlar kapıya yöneldiler. Gamze babasının yaşadığı ve hissettiklerini anlıyordu ama, bu çıkmazdan kurtulmak için ayaklarına böyle bir fırsat gelmişken geri tepilmesini de içine sindiremiyordu. Yine de yardım edeceğiz deseler de, umduklarını bulamayanların ettiği yardım olacaktı bu. İsmail hocayı yıllardır tanır severlerdi, o güvenmese Gamze’nin mutsuz olacağını bilse alır gelir miydi hem bu adamları eve? Dayanamadı kapıyı açıp girdi salona, “Ben evlenirim o çocukla İsmail hocam!” dedi.

Mustafa şaşkınlıkla baktı kızının yüzüne, “Gamze, ne diyorsun kızım sen?”

“Babacığım ben ne söylediğimi biliyorum, bak kaç yaşıma geldim. Madem İsmail hocam kefil olmuş, bunca iyiliği var  üzerimizde. Bırak bir tanışayım, konuşayım ben de sonra karar vereyim” dedi sakince.

“Aferin kızım” dedi İsmail bey. Mustafa ne diyeceğini bilmemişti, Gamze’nin bu tavrına.

“Siz baba kız konuşun, anlaşın, biz İsmail beyden alırız haberlerinizi, bu arada kartta numaram yazıyor Mustafa bey, oğlunuzla ilgileneceğim mutlaka” dedi Nusret bey gitmeden. Üç adam, baba kızı orada bırakıp çıktılar evden.

(devam edecek)

Bu bölüm oğlum Ceren Metin Kılınç’tan, İzmir’den gelsin.

unnamed (3)

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/23/biraz-eksik-biraz-fazla-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/24/biraz-eksik-biraz-fazla-bolum-2/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s