Bir küçük aşk masalı Bölüm 8

“Gel otur şöyle ben de seni bekliyordum!” dedi halası. O sıralarda Pelin mesajlarına da yanıt alamadığı için endişeyle Melek’ten haber bekliyordu ama, Melek’in telefonu hala  kapalı olduğundan henüz mesajları görmemişti.

“Enişteme mi bir şey oldu yoksa?” dedi Melek, zaten solgunlaşan yüzün iyice soldu.

“Yok kızım, enişten iyi uyuyor içeride mışıl mışıl. Ben seninle konuşmak istiyorum o yüzden  uyumadım. Yarına kadar bekleyemedim işte.”

“Dinliyorum halacığım.”

“Bak kızım, bu Murat işi çıktığından beri bir tuhaf oldun sen, önceleri duygusallıktan, mutluluktandır, gençtir içinde neler düşünüyor kim bilir dedim, boşverdim ama, artık hasta olacaksın diye korkuyorum. Söyle bana bakayım, ne derdin var senin?”

“Ne derdim olacak halacığım, yoruldum biraz ondandır herhalde, hem dediğin gibi tabi, heyecan da var.”

“Yok kızım yok, bu heyecan, mutluluk falan değil, düpedüz canın sıkılıyor senin bir şeylere, Murat seni üzecek bir şey mi yaptı, bir şey mi söyledi? Hayır öyle bir çocuk değil biliyorum ama, gençlik olur mu, olur.”

Melek’in zaten hazırda bekleyen gözyaşları dökülmek üzereydi, halasının güzel yüreği onun için öylesine atıyordu ki, ne kadar gizlemeye de çalışsa bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmişti işte, tam da şimdi tıpkı annesinin koynuna sokulduğu gibi, onun koynuna sokulup ağlamayı çok isterdi ama, bunu ona yapamazdı.

Kızın kendisiyle mücadelesini izledi hala bir süre, gözlerindeki nemi, çenesinin titremesine nasıl hakim olmaya çalıştığını, kocaman yutkunmalarının sakladığı bir şeyler olduğunu gösterdiğini biliyordu.

“Melek bana doğruyu söyle, sen Murat ile evlenmek istiyor musun?”

“Tabi istiyorum, o çok iyi bir insan, ailesi de çok iyi.”

“Ben istiyorum diye istiyor olmayasın, kızım evlilik bütün bir hayat demektir, bunun dönüşü kolay olmaz, iki kişi bir evde sırt sırta verip, mutlu olamayacaksa, hatır için katlanılarak yürümez. Ben elbette senin mürüvetini görmek istiyorum ama bu mürüvet saadet içinde olmadıktan sonra, senin her gün sararıp solduğunu görmektense, öleyim daha iyi.”

“O nasıl söz halacığım, Allah gecinden versin!” dedi Melek artık tutamadığı göz yaşlarını saklamak istercesine iyice önüne eğdi başını.

“Canım yavrum, gel buraya!” diyerek tam da olmasını istediğini gibi, bağrına çekince onu, artık katılarak ağlamaya başladı. Kendini durduramıyordu, günlerdir içinde birikenler sel olup aktılar halasının bağrına, o ağladıkça dağlandı o bağır.

Anlamıştı halası, kız Murat’ı istemiyordu. Evet belki hayatında karşılaşacağı, hele ki bu mahalle de bulacağı en iyi kısmetti, Murat hem de her açıdan. Olmayınca olmuyordu işte, gönül işiydi böyle işler. Yarından tezi yok Emine Hanım ile konuşacaktı, işler daha da ilerlemeden söylemek lazımdı. Çok üzülecekti Murat, ailesi de bozulacaktı, küseceklerdi belki ama, kızının sağlığından mutluluğundan daha önemli değildi hiç biri.

Halası konuştukça ağladı Melek, ne ağzını açıp bir şey söyleyebildi, ne de başını kaldırıp halasının yüzüne bakabildi. Pişmanlık, acı, utanç, aşk, hüzün, hasret  ve yorgunluk birbirine karışmıştı artık. Hepsi akıp gidiyordu içinden, kapağı açılmış bir baraj gibi boşalıyordu içinden. Halası saçlarını okşayarak, sessizce dinledi hıçkırıklarını. “Zararın neresinden, dönsek kardır.” diyordu içinden kendine. “Kız elden gideceğine, kısmet gitsin varsın, benim Melek kızım kendi gönlüyle birini sevene kadar, bir daha da yüz vermeyeceğim dünürcülere,”

Tolga, İnci ile yeniden görüşebilecek  olmanın heyecanı ile erkenden gelmişti buluşma yerine. İnci bu sefer restoran yerine daha sakin bir yerde buluşmak istediğini söylemişti mesajında. Artık buluşacak olmalarına rağmen, hala mesajlaşma da ısrar ediyordu nedense. Artık nihayet görüşebileceklerine  göre önemi kalmamıştı tüm bunların. Onu yeniden  görebilmeyi o kadar beklemişti ki, dünyanın öbür ucunda bile buluşalım dese, koşa koşa giderdi. Şehrin ortasındaki büyük ağaçlı parkın, en tenha ama en güzel yeriydi İnci’nin seçtiğ buluşma yeri. Burada diledikleri gibi konuşup, koklaşabilirlerdi. Etraf öylesine yeşil ve romantikti, sanki hasretle beklenen  bu buluşma için  özellikle tasarlanmış gibiydi. Takım elbisesinin kirlenmesine aldırmadan oturdu seçtiği bir ağacın altına. Derin bir nefes alıp beklemeye başladı. Az sonra ağacın arkasından uzanıp, gözlerini kapatan ellerin İnci’nin elleri olduğunu biliyordu.

“Aşkım seni öyle özledim ki!” dedi o elleri tutarak. Kızın ellerini dudaklarına götürüp hasretle öpmeye başladı. İnci ağacın arkasından çıkıp geldiğinde ise, tanımadığı bir yabancı görünce öyle utandı ki, “Ah çok özür dilerim ben sizi başkası sandım!” dedi telaşla ayağa kalkarak.

İnci olanca sevimliliği ile gülümsedi genç adama, “Benim, İnci, ama bu defa gerçek olanı.” dedi masum masum.

Tolga, İnci’nin kendisine bir şaka yaptığını düşündü ilkin ama, onca zaman sonra ki ilk buluşma için pek uygun bir şaka değildi gerçekten. Tekne gezisinden beri gerçekten çok tuhaf davranmaya başlamıştı kız. Mesajlarında da eski tadı bulamıyordu, daha çok geçiştirmek ister gibi cevaplar yazmaya başlamıştı. Gözlerini kısarak kendisini süzen Tolga’nın bir şey demediğini görünce devam etti İnci.

“Lütfen oturun, sizinle konuşmaya geldim.” dedi nazikçe.

“İnci nerede?” dedi Tolga hala bunun bir şaka olduğunu sanarak.

“İnci benim.”

“Şaka mı bu! Nasıl İnci sizsiniz, benim daha önce..”

“Evet biliyorum, eğer dinlerseniz size her şeyi anlatacağım, ama önce lütfen oturun.”

Tolga tedirgin bir şekilde ağacın altına oturdu yeniden ve “Dinliyorum!” dedi. Büyük bir mutlulukla gelmişti ama, artık kendini gerçekten gergin hissediyordu. Ne dümenler dönüyordu burda böyle, bu kadın da kimdi? İnci neredeydi? Onunla ne konuşacaktı? “Aman Allah’ım yoksa ayrılmak mı istiyor!” dedi endişeyle. Sözler ağzından dökülüvermişti birden.

İnci yanında getirdiği sepetin içinden iki kadeh ve bir şişe şarap çıkararak, ikisini de doldurdu ve uzattı Tolga’ya.

“Hayır teşekkür ederim.” dedi Tolga, “Lütfen söyler misiniz, İnci ayrılmak mı istiyor?”

“Hayır ayrılmak istemiyor, istemiyorum. Biraz sakinleşirseniz ki, şarabın faydası olacaktır, size her şeyi anlatacağım.” dedi İnci sakin bir sesle. Bu iş umduğundan zor olacağa benziyordu, onun da sinirleri daha şimdiden gerilmeye başlamıştı, kadehin yarısını bir dikişte içti ve annesiyle planladıkları oyunu sahnelemeye başladı hikayenin en başından.

Hikaye sona erdiğinde İnci gözyaşları içinde kalmıştı, üçüncü kadehini bitirmiş olmasına rağmen, Tolga kendisininkinden bir yudum bile içmemiş, gergin bir yüzle dinlemişti tüm anlatılanları, onun yüz hatları yumuşamadıkça daha da acıklı hale getirmeye çalışmıştı İnci ortamı ama, adam öyle sert bakıyordu ki, ağlayıp, titremekten başka yapacağı bir şey kalmamıştı geriye. Planlarına göre Tolga şarabı içmeli, o ağladıkça üzülmeli, ve sonunda ona sarılıp her şeyin yoluna gireceğini söylemeliydi ama, üzülmek bir yana, bir domuza bakar gibi bakmaya başlamıştı.

“Bütün bu olanlara inanamıyorum!” dedi öfkeyle ayağa kalkarak, yani siz sırf kendinizi benden korumak için zavallı bir kızı bu işe alet ettiniz ve bizim aramızda bir şeyler olmasına fırsat verip, ki bu düpedüz benim duygularımla oynamak anlamına gelir, sonra da size kollarımı açacağımı umdunuz öyle mi? Ne tür bir manyaksınız gerçekten anlamadım.”

İnci’nin de tepesi atmaya başlamıştı ama, oyunun sürdürmek zorundaydı. Bu şapşal kız bu adama neyapmıştı böyle, üstelik çok merhametli olduğunu söylememiş miydi?

“Haklısınız, ben çok üzgünüm gerçekten.” diyerek hıçkırmaya devam etti.

“Üzgün müsünüz? Üzgün müsünüz?” diye haykırdı Tolga, “Sizce ben ne haldeyim şu anda? Aman Allah’ım gerçekten inanamıyorum, sonunda gerçekten sevebileceğim bir insanlar karşılaştığımı sandım ama şu başıma gelenlere bak! O kız nerede, bilmek istiyorum, sizinle değil onunla konuşmak istiyorum ben.”

“O bu işi para için yaptı sadece, sizi hiç sevmedi!” dedi İnci tükürür gibi, artık yeterdi. Bu adamın ikna olmayacağı ortadaydı zaten.

“Size inanmıyorum!”

“Canınız cehenemme!” dedi İnci’de ayağa kalkarak, tüm öfkesine rağmen yine de son bir hamle denemekten vazgeçmedi ve sendeleyip, düşecek gibi yaptı ki zaten içtiği şaraplar dengesini sağlamasını zorlaştırmıştı, zor olmadı yapması.

Tolga yerinden kıpırdamadı bile, İnci hışımla getirdiklerini topladı ve “Siz gerçekten kocaman bir aptalsınız!” diyerek arkasını dönüp sendeleyerek yürüyüp gitti. Budalanın biriydi bu adam. Bununla evleneceğine, Barış ile evlenirdi daha iyiydi.

Emine Hanım, halanın söylediklerini sessizce dinledi, zaten Murat’ın söylediklerinden yolunda gitmeyen bir  şeyler olduğunu sezmişti ama çocuğun hevesi kırılmasın diye bir şey söylememişti. Kadıncağızın yeğenine ne kadar düşkün olduğunu ve söylediklerinde dürüst ve samimi olduğunu biliyordu.

“Ne yapalım kısmet değilmiş” dedi sakin bir sesle.

Hala bu cümlenin bir sitem mi, yoksa anlayış mı içerdiğini anlayamadı ama, üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissettiği için rahatlamıştı.

“Ben Murat ile konuşurum.” diyerek ayağa kalktı Emine hanım, bu ziyaretin uzaması için bir gerek kalmamıştı.

Hala mahçup bir ifadeyle yolcu etti onu, “Anlayış gösterdiğiniz için teşekkür ederim.” dedi kapının ağzındayken.

“Çocuklarımızın mutluluğu en büyük isteğimiz, baştan dürüst davranıp konuştuğunuz için ben teşekkür ederim. Yoksa ikisi de ömürleri boyu mutsuz olacaklardı. Biz her zaman dostuz, aklınıza bir şey gelmesin.” dedi Emine Hanım büyük bir ciddiyetle. Yüzünde ki ifadeye rağmen söylediklerinde samimi olduğunu biliyordu hala.

Melek halasının o gün Murat’ın annesi ile konuşacağını bildiğinden, bütün gün gergin bir şekilde bekledi. halası aramayınca, o da arayıp ne oldu demeye cesaret edememişti, zaten kadıncağızı böyle üzdüğü için çok pişmandı ama öte yandan böyle güzel bir insanın yanında büyüdüğü için Allah’a şükürler etmişti. Bundan böyle o ne isterse onu yapacak, bir daha onu hiç üzmeyecekti. Tolga’nın tabağını uzatırken yine yüzüne bakmamış olmasına bile çok üzülmedi o gün, artık nişanlanmış olması gerektiği halde parmaklarında yüzük olmadığı gözünden kaçmamıştı yine de. Sonra kendi kendine aptalca  umutlara kapıldığını düşünüp, halasının ne yaptığı ile ilgili düşüncelere geri döndü zihni. Pelin bütün gün mesaj atıp durmuştu zaten.

Akşam eve dönerlerken yol boyunca tahminlerde bulundu durdu Pelin, sonunda dayanamayıp “Ben de bu gün seninle gelsem olur mu?” diye sordu Melek’e.

“Gel tabi.” dedi Melek, ondan saklayacak bir şeyi yoktu ki, halası da sevinirdi onun gelmesine.

“Peki ona Tolga’dan bahsetmeyecek misin?” diye sordu bu sefer Pelin.

“Neden bir de onu anlatıp, daha çok üzeyim ki?”

“Haklısın, peki Tolga’dan bir ses var mı?”

“Nasıl olacak ki? Benim kim olduğumu bile bilmiyor, üstelik artık o nişanlı bir adam.”

“Nişanın olduğunu ne biliyorsun? Sence İnci’nin sen olmadığını anlayınca öylece kabul mü etmiştir herşeyi.”

“Bilmiyorum, bilmekte istemiyorum Pelin ama, bu gün baktığımda elinde yüzük yoktu.”

“Madem bilmek istemiyorsun ne demeye baktın yüzüğe o zaman?”

“Peliiin!”

“Tamam tamam. Uçak biletlerin geldiğine göre, artık Almanya’ya gidersin herhalde değil mi?”

“Pelin  bir eve gidip halamla konuşalım ne olup bittiğini öğrenelim, sana söz veriyorum, bütün gece ne konuşmak istersen onu konuşacağız tamam mı?”

“Tamam!” dedi Pelin sevinçle.

Halası kapıda ikisini birden görünce sevinçle karşıladı onları, halasının yüzündeki mutluluğun içerdiği anlamı çözemedi Melek, hala kadıncağızı düşürdüğü durumdan çok üzüntü ve utanç duyduğu için yüzüne baktı merakla sadece, soramadı.

“Konuştunuz mu Emine Teyzeyle?” dedi Pelin pat diye.

“Konuştum” dedi hala gülümsemeye devam ederek, hadi içeri geçin de anlatayım. Zaten anlatacak çok fazla bir şey yoktu, Emine Hanım’ın söylediklerini bir çırpıda tekrarladı hala ikisine.

Melek kendisini kuşlar kadar hafif hissediyordu yeniden, yüreği Tolga  için hala acıyordu ama hiç değilse bütün ömrünü sevmediği bir adamla geçirmeyecekti artık. Halasının boynuna sarılıp “Teşekkür ederim.” diye sımsıkı sardı kadını.

“Murat çok üzülecek şimdi, rededileceği hiç aklına gelmemiştir” diye güldü Pelin ama halanın Melek’in başının yanından sert sert baktığını görünce sustu hemen. Evet yine çok yersiz bir şey söylemişti, ama ne yapsındı çok sevinmişti her şeyin olmasa da, bir şeylerin yoluna girmesine. Onlar sarılıp koklaşırken zihni plan yapmaya başlamıştı hemen. Murat işi çözüldüğüne göre, Tolga için de bir çare bulunurdu belki, hem parmağında yüzük olmadığına göre belki de İnci’yi reddetmişti. Böyle zengin ailelerin nişan, düğün gibi şeyleri çabucak duyulurdu. Nişanın olup olmadığını öğrenmenin bir yolunu biliyordu o. Asuman Hanım mutlaka duymuş olmalıydı eğer bu nişan olmuşsa.

Ertesi gün Pelin, yaptığı planın peşine düşmüştü bile, gün içinde bir şey soracakmış gibi Asuman Hanım’ın yanına gitmiş, havadan sudan konular açıp, konuyu zengin ailelere getirmiş, arkasından da İnci’nin adını söyleyerek “Nişanlanmış mı, nişanlanacak mıymış öyle bir şeyler duydum, sizin haberiniz vardır. ” deyverdi. Kızın gevezeliklerine ve meraklarına alışık olan Asuman Hanım, yaptığı işten başını kaldırmadan

“Yo duymadım, ama Füsun biliyordur onlarla ailecek görüşüyorlar” dedi.

“Ay bir sorsanız çok merak ettim de.” dedi bu kez kız.

Pelin’in bu anlamsız ilgisine bir anlam veremeyen Asuman Hanım, kızın yüzündeki saf  gülümsemeyi görünce, dayanamadı. Ayrıca böyle şeyler onun da ilgisini çekiyordu, merak etmişti şimdi Pelin sorunca, telefonunu eline alıp Füsun’u aradı. Hal  hatır sorduktan sonra, doğrudan soruyu sorup bilgisi var mı merak ettiğini söyledi.

Füsun bir süre bir şeyler anlattığı için Pelin ne olup bittiğini öğrenmek için merakten ölüyordu. Asuman Hanım telefonu kapadıktan sonra ona dönüp, “Kızım senin kulağın benden de delikmiş, gerçekten varmış öyle bir şey ama, son anda ne olduysa İnci vazgeçmiş, oğlanın tuhaf huyları varmış galiba.”

“Aman ne iyi yapmış, tabi Allah korusun, ne insanlar var, evlilik de şans işi!” diyerek neredeyse zıplayarak çıktı odadan Pelin. Asuman Hanım kızın bu tuhaf  haline gülüp işine devam etti.

“İşte buuuuu!” dedi Pelin kendi kendine zaferle. Şimdi bunu Melek’e mi söylemeliydi, yoksa bir yolunu bulup Tolga ile mi konuşmalıydı ona karar vermesi gerekiyordu.

Halası ile konuşan Melek ise Almanya’ya gitmeye karar vermişti o sabah, işe geldiğinde müdürü ile konuşmak için onu aradı ama, kadıncağız hastalandığından bir hafta rapor almıştı.

(devam edecek)

BİR KÜÇÜK AŞK MASALI İSİMLİ HİKAYENİN BÜTÜN BÖLÜMLERİNİ AŞAĞIDAKİ LİNKLERDEN OKUYABİLİRSİNİZ.

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/12/bir-kucuk-ask-masali-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/13/bir-kucuk-ask-masali-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/14/bir-kucuk-ask-masali-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/15/bir-kucuk-ask-masali-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/16/bir-kucuk-ask-masali-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/18/bir-kucuk-ask-masali-bolum-6/

Bölüm 7

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/18/bir-kucuk-ask-masali-bolum-7/

Bölüm 8

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/19/bir-kucuk-ask-masali-bolum-8/

Bölüm 9

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/20/bir-kucuk-ask-masali-bolum-9/

Bir küçük aşk masalı Bölüm 8’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s