Bir küçük aşk masalı Bölüm 5

“Hayırdır kızım hasta mısın?” dedi halası sabaha kadar uyumamaktan kızaran gözlerini ve solgun yüzünü görünce.

“Yok halacığım iyiyim merak etme, dün yediğim pasta dokundu herhalde, gece uyuyamadım hemen, geçer şimdi.”

“Nası geçer evladım, rengin sapsarı, dur ben sana bi nane limon kaynatayım, onu içte öyle çık. Unutma bu akşam Murat gelecek seni işten almaya.”

Bütün gece Tolga’yı bir daha göremeyecek olmanın acısıyla başetmeye çalıştığı için, Murat’ı unutuvermişti, halasının hatırlatmasıyla stresten ağrıyan midesine, yeni bir  kramp saplandı.

“Unutmadım.” dedi zorla konuşarak.

Halası arkasını dönmüş, bir yandan nane limonu hazırlarken bir yandan konuşmaya devam etti, “Akşam parayı görünce diyeceklerimi de unuttum. Murat iyi bir çocuk biliyorsun, ailesi de çok düzgün insanlar. Muzaffer Bey sağolsun borçlarımızı bile yüzümüze vurmadı bir kez bile. Bu gün şaşıracak borçlar ödenince.” diyerek güldü kendi kendine.

“Neyse, ama evlilik oyun değil biliyorsun, büyük sorumluluk, sadece Murat ile değil ailesi ile de evlenmiş olacaksın, biliyorum sana şimdi böyle gelmiyor, kapıyı kapatıp içeride kalacağız diyeceksin ama, anlayacaksın bu işler öyle yürümüyor canım kızım. Bir ömür bir insanla, aynı evde yaşamak, onun her haline katlanmak için sevgi dolu bir sabır lazım, karşılıklı saygı hoş görü lazım. Bak eniştenle biz o hasta olana kadar bir kez bile yüksek sesle bağırmadık birbirimize. Neyimiz varsa onu yedik, neyimiz yettiyse onu kullandık. Sağlığında evde de yarımdı o benim biliyorsun. Pazar sabahları hazırladığı kahvaltıları hatırladın mı? Ahh! Ahh!” diyerek iç çekti ve kaynayan nane limonu, kahvaltısına hala dokunmamış olan Melek’in önüne bıraktı.

“E hadi kızım, ne duruyorsun, hem dinle, hem ye hadi!”

Sonra Melek’im yanındaki sandalyeye oturup, gözlerini uzaklara dikip devam etti konuşmaya “Enişten rahatsızlandıktan sonra, bir daha ayağımız düze çıkmaz demiştim kendi kendime, ama bak sen hem çalışıp ikramiyeni bize getirdin, hem de Allah izin verirse çok güzel bir izdivaç yapacaksın. Yaptığımız iyilikler karşı geldi bin şükürler olsun. Her gece dualar etmiştim senin için, Allahım bu Melek kızımı bizim gibi bu varoşa hapsetme, baş yukarı giden kullarından et, iyilerle, kıymetini bileceklerle karşılaştır dedim hep. Çok şükür, çok şükür yüce Rabbim!” diyerek ellerini havaya açıp mırıldanarak dua etmeye başladı.

Melek halasının bu mutluluğunu izlemeye dalmıştı, uzun süredir onun gözlerini böyle ışıldarken, sesini böyle cıvıldarken duymamıştı. Eniştesi hasta olduğundan beri sanki birileri bütün yaşama sevincini elinden almış gibi, az konuşur, günlük işlerini yapar, eniştesi ile ilgilenirdi.

“Kıymetini bileceklerle karşılaştır” diye tekrarladı içinden halasının duasını. Tolga ve Murat’ı düşündü, ikisi de halasının tüm dualarına uygundular aslında, temiz yürekli kadıncağızın duaları kabul olmuştu gerçekten ama, Melek sadece birini gönlüne yazmıştı ki ona ulaşması mümkün değildi artık. Akşama  ise diğeri ile buluşacaktı. Öğlen o siyah gözlere baktıktan sonra elbette.

Halası duasını bitirmiş, hala tabağından bir lokma almamış Melek’i görünce seslendi, “Kızım bak kötüysen gitme, bugün ha?”

“Yok halacım sen öyle dualar edince, dalmış gitmişim ben de, çok iyiyim şimdi, bak yiyorum da!” diyerek zorla ağzına attı bir lokmayı halası üzülmesin diye, oysa hiç bir şeyi içi almıyordu gerçekten. Nane limonuda bitirdikten sonra çıktı evden. Pelin bahçe kapısında bekliyordu.

“Öldüm meraktan! Nasıl oldun? Halana verdin mi parayı? Ne dedi?” diye seri halde sormaya başladı hemen.

“İyiyim, verdim, çok sevindi.”

“Bu mudur yani? Baksana senin rengin sapsarı iyi misin gerçekten?” diyerek arkadaşını incelemeye başladı Pelin hemen.

“İyiyim Pelin merak etme, yediğim bir şey dokundu herhalde midem ağrıyor biraz.”

“Aa bu gün dayan da çıkışta aile hekimine gidelim istersen, ben arar randevu alırım.”

“Murat gelecek beni almaya, gidemem.”

“Nasıl, ne ara? Allah Allah senin de hızına yetişmek mümkün değil.” diye sitem etmeye başladı Pelin. Murat’da nereden çıkmıştı şimdi, daha dün ayrılırlarken yoktu ortada bu plan.

“Emine teyze aramış dün halamı, Murat’la kendimiz konuşalım istemişler, mahallede konuşsak laf olur diye, iş çıkışına gelsin alsın, bir yerlere oturup anlaşsın çocuklar demiş işte, ben de olur dedim, ne diyeyim. Halam çok mutluydu.” diyerek açıkladı Melek ona.

Arkadaşının halinin gerçekten kötü olduğunu gören Pelin üzerine gitmedi daha fazla, çantasından çıkardığı mide asidi ilacını tutuşturdu eline.

“Dilinin üzerine koy da, biraz iyi gelir belki.” dedi hüzünle. Melek Tolga ile buluşurken sonrasında bu kadar üzüleceğini o da hiç ummamıştı, günlerce yaptıklarını konuşur eğlenirler diye düşünmüştü daha çok, ama bu kız düpedüz aşık olmuştu ve hemen üzerine bir de Murat’ı idare edecekti bu gün. Hayır o da bir süre sonra olsaydı bari, yangından mal kaçırır gibi kızın üzerine çullanmaya ne gerek vardı, daha yeni ayrılmıştı kız sevdiceğinden.

“Murat, Tolga’yı nereden bilecek Pelin.” dedi Melek başını otobüsün camından çevirmeden. Pelin bindiklerinden beri konuşuyor o ise sadece dışarıyı seyrediyordu.

Tamam nereden bilecekti, doğruydu da, yani o da çok iyi bir çocuktu, mahallenin bütün kızları onunla evlenmek için kırk takla atardı. Yanlış anlamasındı ama Murat onu isteyecek olsa, hemen evlenirdi. Tabi şimdi artık dünya ahiret abisiydi. Meselaydı yani. Sanki bu  dünyada herkes aşk evliliği mi yapıyordu, öyle şeyler anca dizilerde, filmlerde olurdu. Hele onların mahalle de aşk, iyice zordu. Murat gerçekten çok iyi çocuktu, her yönden geleceği parlaktı, hem aşkıyla hayallerini yaşamış, hem de Murat gibi bir talibi çıkmıştı. Ne büyük şanstı, bunu düşünüp şükran duymalıydı aslında. Aslında Murat gerçekten acele ediyordu. Melek biraz toparlansa o da Murat’a birşeyler hissedebilirdi. Şimdi hiç sırası değildi gerçekten. Az kalsın unutuyordu şimdi bu gün Tolga’yı görecekti şirkette, ne olacaktı sahi?

“Aylardır görüyorum onu zaten, maske ve tabaklar yüzünden beni görmüyor bile, yine görmeyecek.”

Canım insan gözlerinin içine düştüğü sevdiği kadını tanımaz mıydı bakınca, gözünü tanırdı, elini tanırdı, sesini tanırdı. Sıra ona gelince maskesini indiriverseydi mesela, ay kim bilir ne şaşırırdı o zaman.

“Pelin lütfen yeter artık!” dedi Melek, yüreğinin ve midesinin ağrısına bir de başı eklenmişti daha işe varmadan.

Kendini kurguladığı sahnenin heyecanına kaptıran Pelin sustu hemen. Heyecanlanınca kendini kontrol edemez çok konuşurdu.

“Afedersin.” diyip çantasında bir şey arıyormuş gibi yapmaya başladı.

Arkadaşının elini tuttu Melek, onun kötü bir niyeti olmadığın biliyordu.

“Hadi iniyorum ben, kendine dikkat et!” diyerek kalktı yanından.

“Akşama gelir misin, yani Murat’dan sonra, anlatırsın hem!”

“Mesajlaşırız halim olursa gelirim.” diyerek gülümsedi Melek ona. İnşallah o da güzel yüreğini üzmeyecek birilerini bulurdu hayatında, halasının kendisi için ettiği tüm duaları tekrarladı Pelin’e.

Öğlen yemek saati başladığında, çalışanlar bir bir girmeye başladılar sıraya. Başını önüne eğmiş, uzatılan tabakları dolduruken, gözü sürekli kapıya takılıyor, kapıya baktığı anlaşılmasın diye başını iyice önüne eğiyordu.

“Teşekkürler” diyen sesin sahibinin elini gördüğünde, anlayabildi, sıranın siyah gözlerde olduğunu, o kadar çok eğmişti ki başını demek, geldiğini bile görememişti, oysa gözü devamlı kapıdaydı. Titreyen eliyle tabağı dolurduktan sonra, başını kaldırıp yüzüne baktı Tolga’nın. Pelin’in otobüste söyledikleri gelmişti aklına, Tolga doğrudan tabağına bakıyordu her zaman yaptığı gibi, dolunca tepsisine yerleştirip, sırasını arkasındakine verip gitti.

“Yemek alabilir miyim?” diyen sesle irkilip döndü işine Melek, Tolga tepsisini almış, sanki kasten yapmış gibi bulunduğu yerden seçemeyeceği kadar arkalardaki bir masaya yerleşmişti. Haline bakılırsa telefonundan önemli bir yazışma yapıyordu.

“İnci ile yazışıyor!” dedi kendi kendine. Yüzünde zor seçtiği mutluluk ifadesi ve gülümseme aynı onun yüzüne bakarken olduğu gibiydi. Parayı alırken telefonu da teslim etmişti elbette İnci’ye. Şimdi muhtemelen İnci yazıyordu kendi olarak ona. Ne konuşuyorlardı acaba?

Tolga İnci’ye ertesi günü buluşmak için mesaj attığında, son buluşmalarında söylediği gibi iyi hissetmediği ve doktora gittiğini öğrendi İnci’nin. Nereden olduğunu bilmediği bir mikrop kapmıştı, doktor bir süre evden çıkmamasını ve dinlenmesini önermişti. Bulaşıcı olduğundan, evdekilerden bile uzak duruyordu. O da Tolga gibi çok özlemişti ama onu istemeye gelecekleri güne kadar iyi olmak için dinlenecekti. Bir kaç gün sonra gerçekleşecek isteme ziyareti için heyecanlandı Tolga, yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. Melek onu gördüğü sıra, tam da o andı.

“İnşallah bir an önce  iyileşirsin aşkım, seni yeniden görebilmek için deli oluyorum.” yazdı Tolga heyecanla.

“Ben de aşkım” yazdı İnci hemen. Üç günde nasıl bu kadar aşık olduğunu anlayamıyordu Tolga’nın, istemeye geldiklerinde İnci’yi görürse büyük şok yaşayacaktı muhtemelen. Bu  hastalık işini bu yüzden tezgahlamıştı İnci. Daha doğrusu annesi ile tezgahlamışlardı. Onlar da yarın döneceklerdi. O zaman daha detaylı konuşabilirlerdi, babasına yakalanmamak için uzun uzun konuşamıyorlardı telefonda. Karnı fazla büyümeden nikahın olması gerekiyordu ki, Tolga bebeğin kendisinden olduğundan şüphelenmesin. Bu hastalık numarası ile daha da özleyeceğinden, belki hemen evlenelim bile diyebilirdi.

Melek akşama doğru çoğalan mide kramplarına rağmen günü tamamlamıştı, Murat mesaisinin bitmesine yarım saat  kala, “Dışardayım, sen uygun olunca gelirsin, acele etme!” diye mesaj atmıştı. Üniformasını çıkardıktan sonra, gidip aynada saçını başını düzeltti, arkadaşından aldığı pudra ve allıkla yüzüne biraz renk vermeye çalıştı, Murat’ın isteksizliğini farketmesini istemiyordu.

“Keşke ben Murat ile buluştuğumda görse bizi Tolga!” dedi kendi kendine hazırlanırken. “Pelin gibi konuşmaya başladın Melek!” diye azarladı sonra kendini.

Murat dışarıdaki ağacın dibinde ayağıyla yerdeki taşlara vuruyordu. Heyecanlı ve gergin olduğu belli oluyordu uzaktan bakınca bile. Tolga ile buluşacağı zamanlardaki halini düşündü Melek. Şimdi Murat’ın neler hissettiğini çok iyi biliyordu. Gerçekten çok yakışıklı bir çocuktu Murat, şirketin arka kapısından çıkan yemekhane personeli yanından geçerken gözlerini ondan alamıyor gibi duruyordu. Kızlar ona bakıp kendi aralarında fısıldaşmaya başlamışlardı. Melek’in onun yanında gittiğini gördüklerinde hepsi ertesi gün soru yağmuruna tutacaklardı, hiç şüphesi yoktu Melek’in. Bu yüzden insanların büyük çoğunluğu çıkana kadar, telefonla konuşuyormuş gibi durdu olduğu yerde. Murat onu görmemişti. Bu şekilde insanlar gidene kadar oyalanabilirdi.

Kalabalık dağılınca, gitti Murat’ın yanına, “Merhaba!” dedi sesini neşeli yapmaya çalışarak.

Yerdeki taşlara dalmış gitmiş Murat’ın gözlerindeki heyecanı görmemek mümkün değildi başını kaldırdığında.

“Çok bekletmedim değil mi?” dedi Melek.

“Hayır, hayır ben erken geldim” dedi utanarak Murat.

“Yürüyelim mi?” dedi Melek, Murat’ın tıkandığını anlayınca.

Bir süre yürüyüp, küçük bir çay bahçesine oturdular beraber.

“Ben düşündüm ki…” diye başlayarak, Melek’e yıllardır olan bütün hayranlığını, onunla bir yuva kurmayı ne kadar çok istediğini, halası ve onunda olumlu baktıklarını duyunca çok sevindiğini, ama yine de önce yüzyüze konuşmalarının daha iyi olacağını anlattı Murat seri bir halde. Söylediği her şey ezberlediği, ve heyecandan unutmamak için peşpeşe sıraladığı belli oluyordu. Sıralarken hata yapmamak için öyle endişeleniyordu ki, yüreğindeki aşkı anlatmaya çalışırken, yüzünde oluşan endişe ifadesi tuhaf duruyordu. Yine de ona fırsat vermeden peşpeşe konuştuğu için rahatlamıştı Melek. Demek ta çocukluklarından beri seviyordu Melek’i o, oysa hiç anlamamıştı Melek, daima bir abi olarak görmüştü onu. Onun yemekhanede Tolga’yı izlediği gibi izlemişti gelip geçerken. Tolga’nın hiç farketmediği gibi, farketmemişti o da. Demek ki bütün aşklar ziyan olmacaktı, Murat sevdiğine kavuşacaktı en azından. Halası ve Murat’ı mutlu edecek, o da onların mutluluğu ile mutlu olacaktı. Olacaktı çünkü başka çaresi yoktu. Şimdi her şey çok yeniydi. Tolga’yı nasıla unutacaktı, unutacak mıydı? Unutamasa bile en azından acısı hafifleyecekti belki .

“Olur mu?” dedi Murat gözlerinin içine bakarak. Son beş  dakikadır kendi alemine dalıp, Murat’ın söylediklerini dinlemediğini farketti bir anda. Ne olur muydu acaba?

“Şey, olur herhalde!” dedi ona belli etmemek için, ama neye olur dediğini kendisi de bilmiyordu o an.

“O zaman yarın geliriz istemeye, aileler konuşurlar artık gerisini, beni öyle mutlu ettin ki Melek, seni gerçekten çok seviyorum.” diyerek tuttu kızın ellerini birden bire. Melek telaşla çekti ellerini, utangaçlığına verdi Murat gülümsedi ve “Erken oldu galiba haklısın.” dedi.

Yarın istemeye mi geleceklerdi şimdi, inşallah nikah için de çok acele etmezlerdi. Pelin haklıydı galiba, yangından mal kaçırır gibi bu ne aceleydi böyle. Daha bir kez çıkmışlardı Murat’la, öyle hemen hop diye. “Ne saçmalıyorum ben  acaba?” dedi kendi kendine, sanki bir ay sonra gelseler ne değişecekti ki?

Murat’ın hayran hayran bakıp gülümseyen yüzüne bakıp, “Kalkalım mı artık, merak ederler” deyiverdi. Biraz daha kalabileceklerini uman Murat bozulsa da, bir şey demedi. Kız haklıydı daha ilk günden eve geç kalmasındı zaten.

Birlikte kalkıp durağa yürüdüler.

(devam edecek)

BİR KÜÇÜK AŞK MASALI İSİMLİ HİKAYENİN BÜTÜN BÖLÜMLERİNİ AŞAĞIDAKİ LİNKLERDEN OKUYABİLİRSİNİZ.

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/12/bir-kucuk-ask-masali-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/13/bir-kucuk-ask-masali-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/14/bir-kucuk-ask-masali-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/15/bir-kucuk-ask-masali-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/16/bir-kucuk-ask-masali-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/18/bir-kucuk-ask-masali-bolum-6/

Bölüm 7

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/18/bir-kucuk-ask-masali-bolum-7/

Bölüm 8

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/19/bir-kucuk-ask-masali-bolum-8/

Bölüm 9

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/20/bir-kucuk-ask-masali-bolum-9/

Bir küçük aşk masalı Bölüm 5’ için 7 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s