Yazılarım

Bir küçük aşk masalı Bölüm 2

Üç şaşkın insan bir süre İnci’nin merdivenlerin başındaki varlığını farkedemediler. İnci sessizce merdivenleri inerken, aklından geçenleri ve Melek’in başına bundan sonra gelecek olanları o an üçünün de bilmesi imkansızdı.

İnci son basamağa geldiğinde, “Neler oluyor burada?” diyen sert sesiyle, üçünü birden yerinden zıplatmayı başarınca, gülmemek için kendini çok zor tuttu. Bu zavallı insanlar kırılıp dökülen tüm o şeylerin zarif görünümlerine rağmen, sandıkları kadar pahalı olmadığını bile ayırdemeyecek kadar görüşsüzlerdi belli ki. Hangi akıl çok pahalı şeyleri hole koyardı ki zaten.

“Bakın gerçekten başım döndü ve düşmemek için elimi atınca..” diye inledi Melek, İnci’nin gergin yüzünü görünce.

“İnci Hanım lütfen affedin, bu aptal kız güzelim şeylerinizi parçaladı ama, mutlaka bir  telafi yöntemi bulacağız.” dedi paniği yüzünden okunan şef.

İnci gözlerini yerdeki kırıklara dikmiş, “Siz bunların kaç para olduğunu biliyor musunuz?” dedi alaycı bir ses tonla.

“Çalışır mutlaka öderim.” dedi Meleğin ağlamaklı sesi.

“Bir yolunu bulacağız elbette, hoş göreceğimi ummuyorsunuz değil mi?” dedi İnci.

Üçü birden sözleşmiş gibi “Hayır!” dediler.

“O halde benimle biraz içeri gel bakalım, konuşalım seninle, siz bekleyin!” dedi İnci Melek’e bakarak. Diğerleri mıhlanmış gibi kıpırdamadan durdular, gözleri ile idam sehpasına gidermiş gibi yürüyen Melek’i takip ettiler sadece.

Odadan çıktıklarında İnci, Şef’e “Tamam biz konuştuk, Melek Hanım gelecek hafta benim bildireceğim günlerde, buraya gelip istediğim işleri halledecek, burada olduğu günlerde sizden günlük yevmiyesini alamayacak, anlaşıldı mı?”

“Tabi tabi, yaptığının bededilini ödemeli! Bu kadarı sizin için yeterli olacak mı? İsterseniz daha çok gelsin.” dedi şef başı öne eğik duran Melek’e bakarak.

“Yeterli, ben size bilgi vereceğim, şimdi buraları temizleyip çıkarsanız sevinirim, yoruldum ve dinlenmek istiyorum.”

Melek eve gittiğinde İnci Hanım ile içeride konuştuklarını düşünüyordu. Bunları hiç kimseye söylemeyeceğine kadına söz vermişti ama, sabah olunca Pelin’e mutlaka anlatmaya karar vermişti. Zaten Pelin ve İnci nerede karşılaşacaklardı ki. Düşüncelerle dolu bir uykuya daldı ve sabah kadar tuhaf rüyalar gördü.

Sabah şehirdeki işlerine gitmek üzere durakta buluştuklarında, Melek daha otobüs gelmeden Pelin’e İnci’nin onu odasına götürene kadar olan her şeyi detayları ile anlatmıştı bile.

“Peki sana ne söyledi?” dedi Pelin merakla.

“Gelecek hafta boyunca, onun söyleyeceği gün ve saatlerde bir adamla buluşmamı istedi sadece ve bunun içinde bana  yüklüce bir tutar ödeyeceğini söyledi.”

“Nasıl yani bir adam, Melek?” dedi Pelin endişeyle, kulağa hiç de hoş gelmiyordu bu söyledikleri.

“Hayır öyle değil, bu adamın ve  kendi aileleri evlenmelerini istiyormuş İnci Hanım’la, onlarda şehrin zenginlerdindenmiş ama, ikisi hiç yüzyüze gelmemişler, adam yurt dışından döneli çok olmamış daha. Tanışmaları için bu buluşmalar olacakmış ama, İnci Hanım bunun olmasını istemediği ve ailesine de bir şey demediği için beni gönderecek. Yemek yiyeceğiz falan, ben de İnci Hanım gibi davranacağım.”

“Ne tuhaf bir istek bu, peki sonra ne olacak?”

“Bana biraz para verdi dün, bitince daha da verecek, halamın borçlarının yarıdan çoğunu kapatmama yetecek kadar hem de, düşünsene!” diye kocaman gülümsedi Melek.

“Hiç bir şey anlamıyorum, adam sonunda senin İnci olmadığını, ya da İnci’nin sen olmadığını anlamayacak mı yani?”

“Beni sadece bir hafta içinde bir kaç gün görecek, sonra paramı alıp kaybolacağım ben kim olduğumu bilmeyecek ki, gerisi İnci Hanım’ın sorunu bir planı vardır herhalde.”

“Adam ya fena biriyse, sana bir kötülük yaparsa?”

“Ailesinin  evlenmesini istediği zengin bir adam sadece, niye fena olsun ya, biraz iyi tarafından bakamaz mısın? Sana halamın yükünü hafifleteceğim diyorum, kadın elimize geçen üç kuruşula nereyi kapatacağını bilemiyor.”

“Adamın kim olduğunu sormadın mı?”

“Çağıracak beni anlatacak işte.”

Hemen o gün şirketten telefona çağrıldığında anlamıştı Melek, İnci Hanım’ın aradığını, ertesi sabah erkenden gelmesini istiyordu İnci Hanım, “Tamam!” diyerek kapattı telefonu.

Sabah kapıya vardığında henüz çok erken olduğundan, keşke saat sorup gelseydim diye düşündü kendi kendine ama, İnci Hanım erkenden gel dediğine göre herhalde çoktan uyanmıştır diye düşünerek kapının ziline hafifçe dokundu. Kapı çok beklemeden açıldığında, evde çalıştığı belli olan orta yaşın üzerindeki bayan “Melek Hanım değil mi? İnci Hanım sizi bekliyor” diyerek aldı içeri onu.

İki gün önce şatafatlı bir eğlencenin yapıldığı arka bahçe, oldukça sakin ve güzel görünüyordu bu sabah, inci havuzun yanındaki masa da kahvaltısını yapıyordu. Ailesinin on beş gün yurt dışında oalcağını söylemişti Melek’e böylece onlar bu planı işletirken onların bir şeyden haberi olmayacaktı. Melek’i görünce masadaki boş  sandalyeyi gösterdi eliyle, evin görevlisi hanım ona bir tabak getirdi hemen.

“Aç mısın, hadi ye biraz, o gece ki gibi başının dönüp ortalığı kırıp geçirmeni istemeyiz değil mi?” dedi alaycı bir tonlamayla.

“Aç değilim teşekkür ederim.” dedi Melek. Bozulmuştu ama yine de bu oyuna dahil olmaktan başka çaresi yoktu, çünkü kırılanların parasını ödemek yerine  üzerine  bir de para alacağı böyle bir oyuna dahil olmak daha iyiydi.

“Pekala, seninle benim bedenlerimiz pek farklı sayılmaz, o gün çok dikkatli bakamamışım sana, aslında önce bir alışveriş planlamıştım ama sanırım gerek kalmayacak, benim gardolabımdan bir şeyler uydurabiliriz gibi, sadece kuaföre gideceğiz, şu saçlarını biraz adam edelim. Sonra da saat iki de söyleyeceğim restorana gidecek ve onunla buluşacaksın anlaştık mı?”

“Evet efendim.”

İnci bir yandan kahvaltısını tamamlarken bir yandan Melek’e ailesi ve kendisi hakkında bilimesi gereken bilgileri ezberletti, çünkü sohbet sırasında konu buralara gelirse çuvallamaması gerekiyordu. Sonra birlikte odasına çıktılar ve Melek’in üzerine uyacak bir kıyafet seçip, kuaföre gittiler. Kıyafeti saçı, makyajı tam olunca İnci onu son bir kez ezberlettikleri hakkında sınav yaptıktan sonra, çantasından çıkardığı bir tomar parayı eline tutuşturdu. Bu senin harcırahın, unutma saat ikide söylediğim restoranda olacaksın, oraya taksiyle git ve taksiyle bizim eve dön, üzerini değiştirip eve gidersin sonra da.

“Tamam efendim” diyerek parayı aldı ve İnci’nin verdiği çantanın içindeki, İnci’nin cüzdanına yerleştirdi ve çantanın ağzını sıkı sıkı kapattı. Saat zaten bir olduğu için daha fazla oyalanmalarına gerek yoktu.

“Ha unutmadan!” dedi İnci son anda, bu telefonu da al, adam bana bu telefondan mesaj atıyor. Bu hafta boyunca sende dursun, mesajlarına mutlaka cevap yaz ve tabi başka işlerin için de lütfen kullanma çünkü bu benim hattım, anladın değil mi?”

“Evet efendim.” diyerek telefonu da aldı ve çantasına yerleştirdi.

“Kullanmayı biliyorsun değil mi?”

“Evet biliyorum, iyi şifresini kaldırdım zaten şimdilik. Hadi git geç kalacaksın, akşam geldiğinde günün tüm detaylarını istiyorum ona göre.”

Çalıştığı şirkette kimse kepçeyi tutan elin  değiştiğini farketmezken, o elini kaldırıp durdurduğu taksiyle restorana doğru yol alıyordu. İçinden İnci’nin ona ezberlettiği her şeyi tekrarladı yol boyunca, az sonra telefonun mesaj sesini duyunca, çantasından çıkarıp kontrol etti.

“Geldim, bekliyorum” yazmıştı adam.

“Yoldayım az sonra geleceğim” diye cevapladı adamı. Evet oyun başlamıştı işte. Halası bu paraya ne kadar sevinecekti kim bilir, gerçi nereden bulduğunu soracaktı ama, şirketin ikramiye verdiğini filan söyleyebilirdi nasılsa, önemli olan eniştesinin ilaçları ve evin dönmesi için ne kadar rahatlayacak olmalarıydı. Aslında ona böyle bir şans verdiği için İnci hannıma teşekkür ediyordu içinden, aksi durumda eline geçen parayı da o kırılan dökülen eşyalara vermek zorunda kalacaktı bir süre ve işte o zaman halasının yüzüne bakacak durumu kalmayacağı gibi, her şey daha da zor olacaktı. Sadace bir kaç gün başkasının yerine geçmişti şimdi, sonra hepsi geçmişte kalacaktı.

Taksi restoranın önünde durduğunda İnci Hanım’ın çantasından, İnci Hanım’ın cüzdanı çıkarıp, İnci Hanım’ın parasıyla ödedi ücreti ve derin bir nefes alarak girdi restorana, işte o anda hatırladı adamı nasıl bulacağını sormamıştı bile, içerideki kalabalığa göz gezdirdi ama, tek  başına oturan birden çok adam vardı. O böylece kapıda beklerken, restoran görevlisi nazikçe yanına  gelip, “Rezervasyonunuz var mıydı?” diye sordu.

“Şey ben biriyle buluşacaktım, ha neydi adı, bir dakika, Tolga Bey, evet Tolga Bey ile!”

“Buyurun!” diyerek cam kenararında arkası dönük oturan adamın yanına doğru götürdü görevli onu, adam gözleri pencereden dışarı dalmış bekliyordu. Görevli Melek’i, masanın önünde bırakıp ayrıldı yanlarından.

Adam arkasında olan hareketlenmeyi farkedip başını çevirdi ve ayağa kalkarak elini uzattı “İnci Hanım!”

Kadının gözlerini kocaman açmış kıpırdamadan ona bakmasını algılayamadı bir süre, “İyi misiniz?” dedi nazikçe eğilerek.

“Ah, evet, evet kusura bakmayın, birden aklıma bir şey geldi” diyerek titreyen elini uzattı Melek. Tıpkı o kendine uzanan tabağı dolduruken titrediği gibi titriyordu Haftasonundan beri olan her şeyin, onu bu siyah gözlere götüreceğini nereden bilebilirdi. Çiçek bozuğu yüzündeki gülümsemesinin sıcaklığı fışkıran o güzel siyah gözleri görünce donup kalmıştı aniden. Hani kırk yıl düşünse böyle bir tesadüfün olabileceğini akıl edemezdi Hatta buluşacağı adamın o olduğunu bilse, İnci Hanım’a belkide üzerine para bile verirdi. Yüzüne yerleşen gülümseme ile öylece ayakta beklediğini farkedince,

“Özür dilerim, gerçekten” diyerek oturdu adamın tuttuğu sandalyeye.

Adamda bu kadar güzel bir kadın ile karşılaşmayı hiç beklemiyordu doğrusu, bir insandan çok peri kızına benzeyen bu kadın, sanki gökyüzünden yeni gelmişçesine şaşkın ifadelerle haraket edince ona iyice ısınmıştı, ilk görüşte ondan vazgeçemeyeceğini anlamış gibi hissediyordu kendini.

Karşılıklı oturup akıllarındaki düşüncelerle bir süre birbirlerine baktılar gülümseyerek.

“Nasılsınız?” diyerek söze giren adamın başlattığı sohbet neredeyse üç saat boyunca neşeyle devam etti, ikisi de o kadar memnun kalmışlardı ki günden, öğle yemeği için oturdukları masa da neredeyse akşam yemeği servisi başlayacaktı.

“Şey ilk gün için fazla gelir demezsen, biraz da sahilde yürüyüş yapalım mı?” dedi Tolga Bey. Adının Tolga olduğunu zaten İnci Hanım’dan öğrenmişti ama, Tolga adı onu gördüğü andan itibaren öyle bir anlam kazanmıştı ki, düşündükçe bile adı titreyecekti bu ismi söylerken artık.

Bütün gün “Siz, bey, hanım” şeklinde devam eden sohbetleri böylece Tolga ve İnci’ye döndü gün sonra ermeden. Memnuniyetle kabul etti elbette Melek bu teklifi, hatta o an dünyanın öbür ucuna gidelim dese de giderdi zaten. Bu nasıl güzel bir şanstı bir türlü inanamıyordu. O gece başı dönüpte eli o rafa çarpmamış olsaydı, bu gün yine tabakların arasında kepçe tutan titreyen elden başkası olmayacaktı. Oysa şimdi o siyah gözlerle gün boyu bakışmış, sesini dinlemiş, ince parmaklı ellerini kullanışını gözlerini kaçırmadan izleyebilmişti. Dünyanın en güzel manzarasına bakıyor gibi hissediyordu kendini.

Tolga ise babasının çevresinden beklemediği bu  saf masumiyet karşısında büyülenmiş gibiydi, bu kız nasıl olmuşta bu çevrenin içinde böylesine ışıltılı ve masum kalabilmişti acaba?

Gece geç saatlere vardığında, artık ayrılmaları gerekiyordu, Tolga onu eve bırakmayı teklif edince, nazikçe taksiye bineceğini söyleyip onu red etti, centilmen bir erkek olan Tolga, ısrarcı olmanın kabalık olduğunu düşündüğünden içine sinmese de bunun kabul etmek zorundaydı.

“Yarın, yarın işin yoksa, arkadaşımın bir teknesi var, çok kalabalık olmayacağız, benimle bir tekne gezisine katılmak ister misin?” dedi taksinin kapısını tutarken. İnci Hanım’ın bu konudaki fikrini bilmediği için ufak bir tereddüt geçirdi ama, hayatında karşısına çıkan bu bir haftalık şansı kimse için kaybetmek istemediğine karar vererek,

“Evet çok sevinirim.” diye yanıtladı gülümseyerek.

“Seni nereden alayım?”

“Sen bana teknenin yerini yazarsan ben oraya gelirim.” diyerek bindi taksiye.

Taksi İnci Hanım’ın evine doğru giderken, Pelin’e seri halde mesajlar attı, olanlara inanamıyordu, Pelin “Çıkınca bana gel, ben halanı arar haber veririm,  heyecandan öleceğim” diye cevap yazdı.

Halasına gece bir ekstra işe gideceğini söylemişti zaten, ayrıca sık sık Pelin’lerde kaldığından buna bir itirazı olmayacağını da biliyordu.

“Tamam sen halamı ara çıkar çıkmaz sendeyim.” diye yanıtladı mesajı.

İnci Hanım’ın evine vardığında olan biteni, tabi adamın kendi aşık olduğu adam olması hariç kısaca özetledi.

“Nasıl bir adam peki sence, kendi fikrini söyle!” dedi İnci sadece.

“Yani çok yakışıklı bir adam değil, ama nazik biri.” diyerek geçiştirdi bu soruyu Melek.

“Yarın tekneye gideceğine göre sana ona göre kıyafetler ayarlamalıyız ” diyerek yine gardolabın önüne götürdü onu İnci, kıyafetleri seçip, taksi için yeniden para verdikten sonra, “Bir sonraki buluşma için  acele etme!” diye tembihledi  onu.

Pelin, kapının önünde bekliyordu onu mahalleye vardığında, iki kız neredeyse sabaha kadar olanları tekrar tekrar konuştular. Bir hafta sonra bitecek bir hikayenin kahramanı, en büyük aşkı çıkmıştı, peki bundan sonra ne olacaktı?

“Ne olacağını bilmiyorum, çok umurumda da değil, tek istediğim bu anların tadını çıkarmak hem de sonuna kadar” dedi Melek uyumadan önce.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s