Kış köşkü – Bölüm 3

Burası yine üzeri örtülerle kaplı eşyaların olduğunu bir başka odaydı. Aşağıdaki odadan daha aydınlıktı ve mavi duvar kağıtları ve perdelerinde küçük ayıcık resimleri yer alıyordu. Duvara dayalı tek kişilik karyola ve hemen altında ucu görünen tahta atı farkedince Tevfik geldi aklına. Burası onun odasıydı büyük ihtimalle. Örtüleri tek tek kaldırıp eşyalara ve Tevfik’ten kalan tozlu oyuncaklara baktı bir süre. Zamanı ve babasının çağrısını çoktan unutmuştu.

Tevfik’in odası burada olduğuna göre annesi ve babası ile kendi odası da bu katta olmalıydı. Sessizce diğer odaya geçti. Aşağıdaki sesler hâlâ kesilmemişti. Odanın ortasındaki çift kişilik kocaman yatak bu odanın annesi ve babasına ait olduğunu açıklamaya yetiyordu. Yatağın başındaki oymalı tahta kısım parçalanmıştı. Yatağın  hemen sağındaki tuvalet masasına doğru yürüyüp üzerindeki örtüyü çekince, odanın içinde bir toz bulutu havalandı. Öksürmemek için eliyle ağzını kapattı. Örtüyü çekmesiyle yere düşen kağıtları almak için eğildi.  Üzerinde el yazısı bulunan kağıtların bir kısmı buruşturulup parçalara ayrılmıştı. Parçalardan bir kısmını pencereden gelen ışığa tutuarak okumaya çalıştı.

“Tayfun kızımı benden ayıramazsın, hayatımın sonuna kadar…”

Bütün parçaları birleştirerek mektubun tamamını okudu. Bu mektup bundan tam on iki yıl önce, yani annesinin öldüğü söylenen tarihten tam üç yıl sonra yazılmıştı. Mektubun sonunda annesinin adı ve imzası vardı.  Hızla diğer mektupları aldı eline Lale. Hepsi farklı zamanlarda annesi tarafından yazılmıştı. Hepsinde Lale’yi geri istediğinden bahsediyordu annesi. Ne Tevfik ne de o babasının söylediği gibi ölmemişlerdi.  Öyle bir şaşkınlık yaşıyordu ki mektupların hepsini eline alıp koridora çıktı.

Bunca yıl ona anlatılan her şey yalan mıydı yani? Annesi ve ağabeyi ölmemişler miydi? Peki ama babası neden ona yaşamadıklarını söylüyordu? Rüyada gibi indi az önce korkuyla çıktığı merdivenleri. Levent son anda gördü onu merdivenlerin başında ve hızla koşup yakaladı kolundan. Elindeki mektupları alıp ceketinin cebine sakladı ve koridordun diğer ucundan şaşkın şaşkın onlara bakan Tayfun beye doğru çekiştirdi Lale’yi. Söz verilen saatte kütüphanede olmadıkları için koridora çıkmıştı Tayfun bey. Levent tam zamanında Lale’yi yakalayıp, sanki kış köşküne yeni girmişler de Lale yanlış tarafa yürümüş gibi yapmıştı. Kızın yüzündeki ifadededen bir şeylerin farkına vardığını anlamışsa da şimdi ne konuşacak ne de onu toparlayacak zaman yoktu.

“Nerede kaldınız?” dedi Tayfun bey şüpheyle Levent’e bakıp.

Levent diğer evde Lale’yi bulamayınca, bu tarafa geçtiğini anlamıştı ve neyseki evdeki adamlar ve babasından önce bulmayı başarmıştı kızı.

“Benim hatam Tayfun bey, saati farketmemişim” dedi Levent saygıyla.

Kızı itekleyerek, kütüphaneye geri dönen babasının arkasından yürüttü. Kapıda beklemesi gerekirken Levent’inde içeri girdiğini gören Tayfun bey, aldırmadı bu duruma ve planladığı şekilde hızlıca yurt dışındaki kolejden bahsetti Lale’ye.

Lale aşağıda gördüğü adam ve sonra bulduğu mektuplar yüzünden öylesine derin bir şok yaşıyordu ki hiç birini duymadı babasının anlattıklarının.

“Anlaşıldı mı Lale?” dedi Tayfun bey sözü toplarlarken.

Kızdan ses çıkmayınca, “Anlaşıldığından eminim efendim, değil mi Lale hanım?” dedi Levent.

İkisini de sürekli görmediği için hallerindeki tuhaflığı farketse de üstelemedi Tayfun bey, halletmesi gereken bir mesele vardı ve onların kış köşkünden bir an önce ayrılmasını istiyordu şimdi.

Levent onun arkasını dönüp çalan telefonuyla konuşmasını fırsat bilerek, Lale’yi a önce oturttuğu koltuktan kaldırdı ve hızla çıkardı binadan. Ağaçlıkların arasından geçerken kızın ayakları birbirine dolanmaya başlayınca, kucaklayıp eve götürdü.

Onu odasına çıkardı ve sürahiden bir su doldurup içmesine yardım etti önce.

“Annem ve Tevfik o kazada ölmemiş Levent ağabey!” dedi kendi kendine konuşur gibi Lale, “Hepiniz bana yalan söylemişsiniz bunca yıl.”

Sonra Levent’in yakasına yapışıp ağlamaya başladı, “Mektupları ne yaptın? Onları bana geri ver çabuk!”

“Lale hanım durun sakin olun, mektuplar bende güvende. Lütfen biraz sessiz olun babanız bunları sizin öğrendiğinizi farkederse beni yaşatmaz size de ne yapar bilmiyorum.”

“O bir katil değil mi ?”

“Lale hanım lütfen önce sakin olun!”

“Annemi bulmalıyım, mektupların üzerinde bir adres olmalı!” diyerek Levent’in ceketinin ceplerine saldırdı Lale.

Kendini kaybetmişti. Levent çaresizce mektıpları cebinden çıkarıp ona uzattı. Mektupların nereden geldikleri belli değildi, ne zarfların üzerinde ne de mektuplarda bir damga ya da adres yoktu.

“Anneniz babanızın onun  yerini bulmasını istememişti” dedi Levent.

“Sen biliyordun değil mi?” dedi Lale ona bakarak, “Bunca yıl biliyordun ama bana söylemedin değil mi Levent ağabey?”

“Ben sadece hayatta olduklarını biliyordum, nerede olduklarını değil” dedi Levent.

“Onu bulmak zorundayım, annemi bulmak zorundayım!”

Levent kızın kabus gördüğü gecelerde sakinleşmesi için doktorunun verdiği ilaçlardan bir tanesini getirip içirdi ona ve uyuyana kadar bekledi odada.  Gece uyanıp delice bir şey yapmaması için de odanın kapısından ayrılmadı o uyuyana kadar.

Lale yaşadığı şokun üzerine içtiği ağır sakinleştiricinn etkisiyle ancak ertesi sabah uyanabildi. Saat okula gitmesi gerektiğini haber vermek için çalınca açtı gözlerini. Bir süre tavanı seyredip aklında  kalanların gördüğü bir  rüya olup olmadığını ayırt etmeye çalıştı. Başını kaldırıp komodinin üzerinde ve etrafta mektupları aradı ama bulamadı. Odanın kapısını açar açmaz Levent ile burun buruna geldiler. Levent içerden sesler gelince onun uyandığını anlayıp ayağa kalkmıştı.

“Mektuplar sen de mi?” dedi ona telaşla.

“Evet” dedi Levent, “Lütfen evden çıkana kadar bu konudan bahsetmeyin”

En azından hatırladıklarının bir rüya değil gerçek olduğunu söylüyordu bu sözler. Evde bu konudan bahsetmemeleri gerektiği konusunda ise haklıydı Levent ağabey. Demek annesi hayattaydı. neredeyse sevinçten çığlık atacaktı, bu evden ve babasından kurtulup ona nasıl ulaşacağını bulmalıydı bir tek. Evden çıkıp Levent ağabeyle arabada yalnız kalana kadar sabırsızlıkla bekledi. O arada bir gün önce yaşadığı gördüğü her şeyi bir bir geçirdi aklından.

Araba hareket eder etmez.

“Şimdi ne olacak?” dedi heyecanla.

“Hiç bir şey olmayacak” dedi Levent’in kararlı sesi.

“Nasıl bir şey olmayacak? Annem yaşıyor, ağabeyim de. Onları bulmam gerek!” dedi Lale şaşkınlıkla.

“Ben babanız için çalışıyorum unuttunuz mu?” dedi Levent aynadan ona  bakarak.

Bu söylemin altında ‘Babanıza her şeyi anlatırım’ tehditi sezince sustu Lale hemen.

Keşke mektuplardan ona hiç bahsetmeseydim diye düşündü ama bahsetmemişti zaten, o gelip ikisini de kurtarmıştı dün. Onun asla babasına ele vermeyeceğini biliyordu ama babası için çalıştığı konusunda da haklıydı. Bir şekilde onu ikna edip annesi ve ağabeyine ulaşmanın bir çaresini bulmalıydı. Bunu Levent ağabeyi olmadan başarması mümkün değildi.

“Peki mektupları bana verecek misin?” dedi daha sakin olmaya çalışarak.

Onların başına bir şey gelmesini istemiyordu. Daha defalarca okumak istiyordu en baştan.

“Belki sonra” dedi Levent arabayı okulun önüne parkederken, “Bu akşam provada görüşürüz” dedi sonra ona kapıyı açıp.

Bir şey söylemeden yürüdü okula Lale. Şimdi onunla tartışmanın bir faydası olmayacağını billiyordu. Onun Lale’yi tanıdığı kadar, o da Levent’i tanımıştı yıllar içinde. Bir şey olmaz dediyse olmazdı onun için.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s