Kış Köşkü – Bölüm 2

Lale’nin okulundan mezun olmasına bir ay kalmıştı. Diploma töreninde mezun olacak her öğrenciye görev verilecek bir gösteri hazırlanıyordu. Lale ekstra zaman ayırarak okul sonrası çalışmalara katılamayacağı için görev almayı reddedince, okul müdürü babasıyla konuşmak için aramıştı.

Kızının okulunda olan bitenden haberi dahi olmayan Tayfun bey, müdürün Lale’nin görev ve sorumluluktan kaçması ile ilgili yaptığı yarım saatlik konuşmadan sonra, kızıyla konuşacağını söyleyip kapatmıştı. Elbette Lale’nin bir daha müdürün aramasına neden olmayacak şekilde bir  görev üstlenmesi gerektiğini söylemek yine Levent’in işiydi.

Son bir ayda üstlenilen görev yüzünden okulda kalınacak  ekstra zamanlar boyunca Levent, salonda durup, çalışmalar bitene kadar bekleyecek ve Lale’yi  alıp eve getirecekti. Okul müdürüne Levent’in Lale’nin dayısı olduğunu söylemişlerdi. Lale’nin babasının çok zengin ve okula bağış yapan bir iş adamı olduğu dışında ne  işle uğraştığını kimse tam olarak bilmiyordu.

Lale okul dışında ilk kez arkadaşlarıyla vakit geçirmesini sağlayacak bir etkinlikte görev almaktan mutlu olsa bile, yıllarca ders dışında kendini geliştirecek herhangi bir faaliyette bulunma şansı verilmemesinin eksikliğini ilk kez hissetmeye başlamıştı. Ne diğer arkadaşları gibi şarkı söyleyebiliyor, dans edebiliyor, ne de herhangi bir müzik aleti çalabilliyordu. Sahne de sözü olmayan sabit  rollerden biri ona verilmişti. Zaten çalışmalara geç katıldığı için bu kadar kısa zamanda yeni bir role adapte olması veya replik ezberlemesi söz konusu değildi. Aldığı rolün tek cümlelik repliğini söyleyişini beğenmedikleri için kaldırmışlardı.

Levent çalışmalar boyunca kenardan Lale’yi takip etmeye devam ediyor, kızın başlangıçta mutlulukla kabul ettiği rolün giderek nasıl hüzün verdiğini yüzünden takip edebiliyordu. Aslında Lale’yi en iyi tanıyan kişi oydu çevresinde. Kızın ne bir arkadaşı ne de başka bir dert ortağı vardı. Hayatı ev ve okul ile sınırlıydı. Top oynamayı, bisiklete binmeyi ya da uçurtma uçurmayı hiç öğrenememişti. Aile yemekleri, piknikler, veya tatiller gibi sosyal olayların içinde yer alma şansı olmamıştı. Levent ve eski dilsiz bakıcısı ile evcilik, kutu oyunları, çizgi film izleme ve benzeri şeyler dışında bir şey yapmamamıştı. Bol bol kitap okuyordu bu yüzden. Zaman geçirebileceği en iyi arkadaşı kitaplardı.

Diğer çocukların sahnede gösterdikleri performansı görünce, Levent kız kardeşine  üzülür gibi üzülmüştü Lale için. Eve de gelse bir müzik öğretmeni tutulabilirdi aslında geçmişte Lale’ye ama Tayfun bey dahil kimse onun böyle şeylerle de ilgilenmesi gerektiğini ya da bir kız çocuğu olduğunu hatırlayamamıştı nedense.

Dilsiz bakıcının  gitmesinin hemen  ardından ilk adet kanamasını gördüğünde, koşarak Levent’e gelmiş, “Sanırım Allah beni cezalandırıyor Levent abi, içim kanıyor. Ağabeyim ve annem gibi öleceğim belki de diye ağlamıştı.”

Levent önce kızın neden bahsettiğini anlamamış, sonra evdeki hizmetçilerden birini çağırarak ona kızların ergenliği ve regl kanamaları ile ilgili bildiklerini anlatmasını rica etmişti. Annesizliğin her halini yaşamıştı Lale. Ne bir kız, ne bir erkek çocuğu olabilmişti bu evde. Çoğu zaman bir gölge olabilmişti belki sadece.

Yine de kazanamadığı bütün yetenek ve özelliklere rağmen sahnedeki sabit rolünü en iyi şekilde yapmak istediğini biliyordu Levent. Onun sahnede ışıldayan arkadaşlarına bakışını ve dik durmaya çalışma gayretini izlemişti provalar boyunca.

Sonbaharda babasının onu yurt dışında yatılı bir koleje göndereceğinden de haberi yoktu henüz zavallının. Diploma töreni olmadan onunla konuşacağını söyleyen Tayfun bey, törene bir hafta kalmış olmasına rağmen hâlâ bir açıklamada bulunmamıştı. Sonbahardan önce Lale’nin koleje bizzat gidip derslerini seçmesi gerekiyordu oysa.

Törenden bir kaç gün önce, uzun süredir karşılaşmadıkları babasının kış köşkünün kütüphanesinde onu beklediğini haber vermişti Lale’ye Levent. Tayfun beyin Lale’yi kış köşküne çağırması o güne değin görülmüş bir olay değildi ama Levent orada yaşanan karmaşa yüzünden adamın beş dakika kızıyla konuşmaya eve geçemeyecek kadar yoğun olduğunu biliyordu.

Evde dönen pis işlere ancak yarım saat ara verebileceğinden, o arada Levent’in kızı kütüphaneye getirip, sonra da hemen geri götürmesini tembihlemişti.

Lale daha önce ağabeyi ve annesi ile yaşadıkları kış köşkünü görmek için can atıyordu. Hatta Levent onun içeri girmişken bütün odaları gezmek isteyeceğini de biliyordu ama Tayfun beyin ara sıra ona gizlice anlattığı şeyleri öğrenmemesi için buna izin veremezdi. Konuşmaları bitene kadar kütüphanenin kapısında bekleyecek, sonrada kızı alıp, hemen bu taraftaki eve geçeceklerdi.

Babasının saat tam üçte orada olmalarını istemesine karşılık Lale, bir şekilde Levent’i atlatıp bir buçuk gibi evin arkasındaki ağaçlığa dolandı. Kütüphenede Levent eşliğinde gerçekleşecek konuşmanın öncesi ve sonrasında evle ilgili herhangi bir gözlemde bulunamayacağını biliyordu. Kimseye görünmeden köşkün arka verandasında otlar bitmiş kapısını sessizce açıp içeri girdiğine kendisi bile inanamıyordu. Cep telelfonunun ışığını açarak evin arkasında ağaçların gölgesinden karanlık kalmış odanın içine baktı. Üzerine örtüler örtülmüş bir kaç parça eşyanın durduğu depo gibi bir yerdi burası. Eskiden ne olarak kullanıldığına dair bir iz aradı ama bulamadı. Sadece tavandaki büyük ve süslü avize yaşam alanlarından biri olduğunu  gösteriyordu. Belki de ağabeyi ile bu kapıdan çıkıp ağaçların altında oynuyorlardı o zamanlar. Kendini zorladı ama hiç bir şey hatırlayamadı. Ağabeyinin koridordaki fotoğrafı gelip dikildi gözünün önüne sadece. Sanki yaşadığı yıllar boyunca hep o giysi, o yüz ifadesi ve o yaşta gibiydi Tevfik onun  için. Ne bir sesi, ne de başka bir hali gelmiyordu Lale’nin aklına ne kadar zorlasa.

Tozlu eşyaların arasından geçip odanın kapısını buldu, kapı bir küçük hole açılıyordu. Karşıda kapısında asma kilit olan bir başka oda vardı. Merdivenlerin bittiği yerdeki kapının üzerinde bir kilit varmış gibi durmadığından, o tarafa yöneldi. Kapıya vardığında birileri olması ihtimaline karşılık kulağını dayayıp dinledi, hiç ses gelmiyordu. Eliyle bastırarak pas tutmuş kapı kolunu aşağı indirdi. Aralıktan kırmızı halıyı ve duvarlardaki bir kaç resmi seçebildi. Kapı bir koridora açılıyordu. Bir adamın çığlığını duyunca, korkuyla kapattı yeniden. Bir süre nefesini tutarak bekledi kapının arkasında, sonra  seslerin kesildiğine kanaat getirince yeniden açtı kapıyı ve çıktı koridora.

Koridorun sonunda yine yukarı çıkan başka merdivenler vardı. Dört kapının hepsi kapalıydı. Tam merdivenlere yönelmişken yeniden duydu çığlığı. Çift kanatlı kapının ardında konuşma sesleri vardı. Cesaretini toplayıp kapıya yaklaştı ve anahtar deliğine gözünü dayayıp içeri baktı. Babası arkası dönük duruyordu. Arkasında diz çökmüş bir adamı tutan iki siyah elbiseli adam daha vardı. Adamlardan biri elinde tuttuğu silahı çöken adamın alnına dayamıştı. Babası bir şeyler söylüyordu ama ne olduğunu anlayamıyordu. Korkuyla geri çekildi delikten, ses çıkarmamaya çalışarak girdiği kapıya geri koştu. Kolu zorladı ama paslanan kilit sıkıştığı için şimdi açılmıyordu. Kalbi  hızla çarparak merdivenlere doğru yöneldi. Halı kaplı merdivenler ayak seslerini sakladığı için koşarak çıktı yukarı. Yine kırmızı halı serili bir başka koridora çıkmıştı şimdi. Aşağıdaki koridorda konuşma sesleri duyunca korkuyla kapılardan birine uzandı ve açıp içeri girdi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s