Uğursuz – Bölüm 1

Muharrem bey mahallenin bakkalıydı. Oğlu, gelini ile torununu bırakıp kaçınca yanına almıştı onları. Torunu Pınar henüz üç yaşındaydı babası gittiğinde. Anası da gençti tabi daha, oğlu gittikten  sonra ona da bir haller oldu bir süre sonra.

Bir işe girdim diye her gün çıkıp gitmeye başladı önce evden. Hiç yapmadığı kadar süslenmeye, eve gelişleri her gün daha geçe kaymaya başladı. Adamcağız bir şeyler anlasa da ses edemedi gelinine. Torunu için üzülüyodu o. Baba çekip gitmişti zaten, annesini de zaptetmek mümkün olmuyordu bir türlü. Depresyona girdi herhalde demişti başlarda ses etmemişti. Çocukla da ilgiyi kestiğini anlayınca gelinini çekip konuşmaya karar vermişti ki, bir mektup bırakıp o da çekip gitti evden. Birine aşık oldum yazmıştı mektubunda, adam Pınar’ı istemiyordu. O zaten dedesiyle mutluydu. Onun çocuğu olduğu kadar Muharrem beyin de torunuydu. O da oğluna sahip çıkamamış, onların bu duruma düşmesine neden olmuştu. O yüzden Pınar’ı ona bırakıyordu.

Muharrem bey elleri titreyerek okumuştu gelininin mektubunu. İçinde kabaran öfke, Pınar’ın düştüğü duruma hissettiği acı ve üzüntü birbirine karışmıştı. Pınar henüz dört yaşındaydı annesi bırakıp gittiğinde. Adamcağız annesi işe giderken yaptıkları gibi her gün onu da yanında bakkala götürmeye devam etti mecburen.

Muharrem beyin bakkal dükkanının hemen yanında, mahallenin kasabı vardı. Onun oğlu Utku’da üç yaş büyüktü Pınar’dan. Okuldan sonra babasının yanına dükkana gelirdi önce. Pınar ile oynarlar, sonra annesi gelip alırdı onu dükkandan.

Pınar sessiz bir çocuktu, annesi gittikten sonra da iyice sessizleşmişti. Bir tek Utku ile oynuyordu o geldiğinde, başka da arkadaşı yoktu zaten. Utku onun sessizliğine alışmış, o cevap vermese de konuşmaya devam ediyor. Annesi onu almaya geldiğinde Pınar ile biraz daha vakit geçirmek için ağlıyordu.

Sonunda Pınar’da okula başlama yaşına gelince, ikisi birlikte gidip gelmeye başladılar. Utku küçüklüğünden beri bir türlü ayakkabılarını bağlamayı öğrenemeyen Pınar’ın, bağcıklarını bağlıyor. Her tenefüs koşa koşa gelip onu kontrol ediyor. Beslenmesine konulanlarını yemiş mi diye açıp bakıyor. Arada sırada da kantinden ona şekerler alıp, kağıtlarını geri istiyordu. Pınar çok gülüyordu onun şeker kağıtlarını geri istemesine, sadece şeker kağıtlarını değil. arada bir kendi beslenmesinden getirdiği meyvelerin çekirdeklerini de geri istiyordu Utku.

“Sen ne cimrisin, her şeyini geri istiyorsun!” demişti Pınar bir kez gülerek ona.

Utku Pınar’ın az kurduğu cümlelerden biriyle sesini duyduğuna sevinmiş, cevap vermemişti ona. Okuldan döndükten sonra dükkanda dedesiyle durup ödevlerini yapamaz diye ikna etmişti annesini. Muharrem bey de izin verice ikisi okul çıkışlarında Utku’lara gitmeye başlamıştı. Böylece Pınar’da onunla annesinin hazırladığı yemekleri yiyor, sonra birlikte ödevlerini yapıyorlar. Ödevler bitince de dedesi gelip onu alana kadar beraber oynuyorlardı. Utku ilkokulu bitireceği yıl “Ben Pınar ile evleneceğim” demeye başlamıştı herkese. Herkes gülüyordu Utku’ya böyle söylediğinde Pınar’da gülüyordu ama “Göreceksiniz!” diyordu o inatla.

Utku’nun ortaokulu bitirdiği yaza kadar hiç ayrılmadılar birbirlerinden. Pınar’ın konuştuğu ve güldüğü tek arkadaşı o oldu yıllar boyunca. Diğerlerinin yanında yine sessizliğini korumaya devam ediyordu. Bu yüzden okulda “Soğuk nevale” diyorlardı Pınar’a. Utku dışında kimseyle konuşmuyor olmasını kibirinden sanıyordu herkes. Güze bir kızdı Pınar. Genç kızlığa geçerken güzelliği daha da göz alıcı oluyordu. Bu nedenle kibirli buluyorlardı onu. Güzelliği yüzünden kimseleri beğenmediği sonucuna varmışlardı arkadaşları. Pınar’ın da işine geliyordu böyle olması, çünkü kimseyle konuşmak, görüşmek istemiyordu zaten. O dedesi ve Utku ile mutluydu. Anne ve babası bile sevememiş, terketmişti onu. Bu insanlarla biraz konuşsa onlar da bırakıp giderlerdi nasılsa. Bir Utku gitmemişti yıllardır. O yüzden onu da dedesi kadar seviyordu.

O yaz Utku’nun Almanya’da yaşayan amcası, orada bir kebapçı açacağını söyleyip, kardeşini de yanına çağırınca, sevdiği iki insandan birinden daha ayrılmak zorunda kaldı Pınar. Utku’nun bütün itirazlarına rağmen, babası buradaki dükkanı kapatıp, kardeşinin yanına gitmeye karar vermişti. Hem Utku’nun geleceği için de daha iyiydi böylesi. Bu küçücük mahallede ki okul yerine, Almanya’da okuyacaktı artık. Utku kalmak için babasını ikna edemeyeceğini anlayınca, bahçede Pınar’ı bir ağacın altına götürdü.

“Ben gitmek zorundayım ama dönüp seninle  mutlaka evleneceğim, beni bekleyecek misin?” diye sordu.

Pınar her zaman yaptığı gibi gülümsedi arkadaşının bu sözüne. O gittikten sonra gerçekten hayatında kocaman bir boşluk olacaktı.

“Bekleyeceğim” dedi gözleri dolarak.

“Söz mü?”

“Söz!”

“O zaman gitmeden dedenden isteyeceğim seni.” dedi Utku Pınar’ın ellerini tutarak. Sonra yine çözük olan ayakkabı bağcıklarına gözü takılınca, bağladı eğilip.

“Ben yokken sakın bunlara basıp düşme!” dedi sevgiyle.

Pınar gözlerinde yaşlarla gülümsedi yeniden.

Yola çıkmadan bir gün önce, mahalle ile vedalaştı Utku ve ailesi. Sıra Muharrem amcalara gelince, Utku bahçeden topladığı papatya ve kır çiçekleri ile çıktı adamın karşına.

“Muharrem amca!” dedi boğazını temizleyerek ve elindeki çiçekleri ona uzattı, “Allah’ın emri, peygamberin kavliyle, Pınar’ı istiyorum”

Muharrem bey, sevgiyle gülümsedi oğlana. Bunu planladığından haberi olmayan annesi ve babası da gülümsediler oğullarının bu davranşına.

“Verdim gitti oğlum!” dedi Muharrem amca torununun en sevdiği arkadaşına elini uzatıp. Utku ciddiyetini hiç bozmadan uzanıp öptü adamın elini önce, sonra sevgiyle sarıldı boynuna.

“Teşekkür ederim, söz veriyorum geri geleceğim” dedi.

Muharrem bey de çok üzülmüştü onların gidişine, hem Pınar çok yalnız kalacak, hem de o da iyi bir komşusundan olacaktı. Yapacak bir şey yoktu, herkes kendi hayatı için en doğru kararı almaya çalışıyordu.

Utkuların gidişinin ardından, Pınar iyice içine kapandı. Okuldan doğrudan dükkana geliyor. Bir kenarda ödevlerini yapıp, dedesine yardım ediyor ya da sessizce bakkalın önünde oturup kitap okuyordu.

Utku’nun gidişinin anne ve babası gibi bir terkediş olmadığını biliyordu ama yine de bu canının yanmasına engel olmuyordu. Küçüklüklerinden beri beraberdiler. Şimdi onun boşluğunu nasıl dolduracağını bilemiyordu.

Muharrem bey çok üzülüyordu torununun haline ama elinden de bir şey gelmiyordu. Hiç değilse okuldan bir kaç arkadaşı olsaydı, belki biraz teselli olurdu çocuk ama Utku ile öyle yapışık dolaşmışlardı ki, başka hiç bir arkadaşı olamamıştı.

Bir psikoloğun yanında çaya çorbaya bakan Nefise hanım, bakkala girip çıktıkça Pınar’ın halini görünce üzülmeye başlamıştı.

“Ne olacak Muharrem bey bu çocuğun hali böyle?” diyordu sürekli.

Zavallı adam ne yapılacağını bilse zaten yapacaktı ama ona güler yüzlü davranmaktan başka elinden bir şey gelmiyordu. Kız artık liseya başlayacaktı, elinden tutup mahallenin çocuklarının arasına sokacağı yaşta da değildi ki.

“Bir de ergenlik girdi tabi şimdi.” diyordu Nefise hanım, “Bu yaşlar tehlikeli yaşlar, bu çocuk çok kapandı içine, acaba benim patronlarla konuşsam da götürsek mi Muharrem bey?” deyiverdi bir gün.

(devam edecek)

Kurtuluş Çamkoru sokak, Kurtoğlu apartmanı.

Hiç unutmadım. Çocuklıuğumun geçtiği yer.

Eşim ve en değerli çocukluk arkadaşımla birlikte ❤️

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s