Yazılarım

Bir Bahar Hikayesi Bölüm 6

Cemal bey yoldan telaşla, Hanife hanımı aramış, bebeğin ve Bahar’ın eşyalarını hemen hazır edip kapıda beklemesini söylemişti. Gizemli adamla buluşmaya gidip, doğum haberi ile karşılaşan Hanife hanımın kafası karışıp soru sormaya başlayınca da, bütün öfkesini kadından çıkarıp bağırmaya başlamış, “Sana hazır ol dedim kadın!” diyerek kapamıştı telefonu. Cemal beyin öfkesinin nedenini de anlayamayan Hanife hanım, şaşkınlıkla kalakalmıştı telefonun diğer ucunda.

Aysel bir yandan Can ve Taner’e ulaşmaya çalışırken, bir yandan da gizemli adamı süzüyordu yan gözle. Adam hala çenesini ovaladığına göre, Cemal beyin yumruğu bayağı sert gelmiş olmalıydı. İri yarı bir adamdı Cemal bey, neyse ki adama pek bir şey olmamışa benziyordu. Bir de başlarına bela olurdu yoksa, şikayetçi olursaydı. Kafası o kadar karışmıştı ki, içeride doğum yapan Bahar’ı mı, gelir gelmez canlarını okuyacak olan Can’ı mı, anahtarı olmadığı için kapıda kalacak olan oğlunu mu, az ötesinde duran ve hala kim olduğunu, ne istediğini anlayamadıkları adamı mı, yoksa Cemal beyin doğum bitmeden yetişip yetişemeyeceğini mi düşünsün bilmiyordu artık. Dudaklarını ısırarak beklediği sırada, çalan telefonu açtı hemen, arayan kocası Salim’di. Duymaması için gizemli adamdan uzaklaşıp, bir çırpıda anlattı kocasına olan biteni, ona yardım edebilecek birinin sesini duyduğuna sevinmişti. Salim böyle bir işe ona haber vermeden kalkıştıkları için önce biri payladı karısını, sonra izin alıp Taner’i okuldan alacağını, sonra da hastaneye geleceklerini söyleyip kapattı telefonu. Neyse en azından, Taner meselesi hal olmuştu. Tam bunları düşünürken yeniden çaldı telefonu, bu kez arayan Can’dı, onu da hemen açıp, doğumun başladığını ve bulundukları hastaneyi söyledi.

“Adam orada mı?” diye sordu Can.

Yan gözle adama bakıp “Evet” dedi sessizce Aysel, telefon yine kapandı.

Derin bir nefes alıp kendini toparlamaya çalıştı Aysel, hazır burada bekleyip dururken, şu adamla konuşmayı deneyebilirdi aslında, böylece kim olduğunu ve ne istediğini de öğrenir, ona göre ne yapılacaksa yaparlardı. Tam dönüp adamın yanına gidecekti ki, orada olmadığını farketti. Belki de, korkup kaçmıştı sonunda, Bahar ile konuştuklarına göre, nasılsa kim olduğunu öğrenebilirlerdi.

“Şu  kızımız bir sağlıkla gelseydi önce.” diye geçirdi içinden, gerçekten prensesin doğduğu gün, hiç birinin unutamayacağı bir gün olacaktı galiba. Yine de adamın ortadan kaybolmasına sevinmişti, Can geldiğinde burada olursa, Cemal beyin yumruğundan kurtulduğu gibi kurtulamazdı ondan, ayrıca Salim’de gelecekti, adamı hastanede hastanelik ederlerdi ikisi. Sonra bir de onunla uğraşır dururlardı.

Yine çalan telefonunu açtı hemen, arayan Salim’di, bekleyememiş, gidip Taner’i dersten çıkarmış hastanenin önüne gelmişti bile, “Tamam ben gelip sizi alayım içeri” dedi Aysel.  Adamın ortadan kaybolmasına bir kez daha sevindi içinden, tam zamanında gitmişti gerçekten. Tam asansörün kapısı açıldığında hızla çıkarılmaya çalışılan sedyeyi görünce geri çekildi. Oldukça kötü yaralanmış bir adamı alelacele ameliyathaneye götürüyorlardı.

“Bu gün hiç bir iyi bir şey olmayacak mı?” diyerek bindi boşalan asansöre. İndiğinde telefonu yeniden çaldı. Şehirde zincirleme büyük bir trafik kazası olduğundan ambulansalar girebilsin diye otoparkı boşaltıyorlardı. Salim arabayı başka bir yere çekip, hemen geleceklerini söyledi. Bu arada içeri hızla taşınan sedyeleri görünce içi boşaldı Aysel’in “Allah’ım sen yardım et bu insanlara.” diye dua etti içinden, bir kenara çekilirken, bu arada telefonunun şarjının bittiğini farketmemişti bile.

Can hasteneye yaklaşınca Aysel’in telefonuna ulaşamayınca, iyice tedirgin olup, Cemal beyi aradı, o da yolda hastaneye doğru gittiğini söyleyince stresi iyice artmaya başladı. karısı doğum yapıyordu, yanında kim olduğunu bilmiyordu ve ortada ne idüğü belirsiz bir adam dolaşıyordu. Daha taksi durmadan, parayı uzatıp, üzerini beklemeden atladı arabadan, hastanenin önü ambulanslar, arabalar, mahşer yeri gibiydi. Kalabalığı yararak içeri girdi ve danışmadan karısının adını sordu.

Doğum gerçekleşmiş ve Bahar’ı odaya almışlardı, doğum sezeryan ile gerçekleştiği için henüz kendinde değildi, söylenen oda nuamrası ve kata ulaşmak için hemen arkasındaki asansöre doğru koştu.

Koridordaki oda numaralarını okuyarak karısının olduğu odayı buldu, Bahar gözleri kapalı yatakta yatıyordu, ah biricik karısının rengi nasılda solmuştu. Tam onun yanına doğru yürürken, pencerenin yanında duran adamı farketti. Oda da ne Aysel ne de başka biri yoktu. Sadece bu adam vardı ve bu adam muhtemelen o gizemli yabancıydı.

Adam Can’ı görünce ona doğru bir adım attı, tam elini uzattığı sırada, suratının ortasına patlayan yumrukla bu kez yere yuvarlandı.

“Kimsen sen be adam? Ne arıyorsun karımın yanında?” diye gürledi Can bir anda. Odadan gelen gürültüye içeri giren hemşireler yerde ağzı kan içinde inleyen adama doğru koştular önce, bu arada Bahar gözlerini açmış olanları anlamaya çalışıyordu. Erkek hasta bakıcılardan biri, hala adamın üzerine yürümeye çalışan Can’ı tutuyorlardı.

Bahar bu manzara karşısında öyle şaşırmıştı ki, zaten halsiz olan bedenini doğrulmaya zorlayıp, “Ne yapıyorsunuz burada?” diye bir çığlık attı.

Onun çığlığı ile hepsi birden döndüler, yerde yatan adam zorla doğrularak “Bahar, iyiyim ben merak etme!” dedi zorla.

Saatlerdir yaşadığı gerilimden artık öfkesini kontrol edemeyen Can, “Bak hala iyiyim diyor!” diyerek adama doğru bir hamle yapınca, Bahar “Can dur! O benim kardeşim.” diyerek ağlamaya başladı birden.

“Kardeşim” kelimesi Can’ı durdurdu bir anda, adam hemşirelerin yardımı ile ayağa kalkıp, Can’a doğru yürüdü yavaşça, erkek hasta bakıcı temkinli bir şekilde Can’ı tutmaya devam ediyordu hala.

Adam elini Can’a doğru uzatıp, “Ben Ali, Bahar’ın ikiz kardeşiyim! Siz de kocası olmalısınız.” dedi ağzındaki kanlarla gülümsemeye çalışarak.

Can bir adama, bir Bahar’a bakıyordu, öyle şaşırmıştı ki, biricik karısını gözyaşları, kardeşini de kanlar içinde bırakmıştı. Tam o sırada kapıdan bebekle önce hemşire, arkasından da Aysel, Taner, Salim, Cemal bey ve Hanife hanım girdi. Her giren odadaki tuhaf manzara karşısında donup kalıyordu. Küçücük odanın içi çeşitlil ruh hallerindeki bir sürü insanla dolmuştu bir anda.

Erkek hasta bakıcı toparlanarak, “Lütfen bebeğin babası dışında herkes dışarı çıkabilir mi?” diyerek böldü bu tuhaf anı. Bir yandan da Can’ı dışarı çıkması için, kolundan çekiştiriyordu.

“Bebeğin babası benim.” dedi Can zor duyulur bir sesle, sevinse mi, üzülse mi ne yapacağını bilemiyordu. Hemşire kucağındaki bebeği, gözyaşları içinde kalan annesinin yanına bırakıp, Bahar’ın tansiyonunu ölçmeye koyuldu.

Diğer hemşire Ali’nin ağzındaki kanamayı durdurmak için onu alıp dışarı çıkardı. Hanife hanım nasıl akıl ettiyse o karmaşada bir çarşafa sarılıp getirilen bebeğin kıyafetlerini hemşireye teslim etmeyi akıl etmişti. Odanın kapısı kapanmış şimdi hepsi dışarıda bekleşiyorlardı, içeride sadece Can ve hemşire kalmıştı.

Hepsi sonradan öğreneceki ki, Ali verildiği aile ile uzun süre yurt dışında yaşamış ve mimar olmuştu, ülkesine gelir gelmez ilk işi yetimhaneye gitmek olmuş, oraya bırakılan telefondan Bahar’a ulaşamayınca, telefonun kayıtlı olduğu adresi bulmuştu. Aysel ile Bahar’ın yakınlığını bilmediği için bir şey söylemek istememiş, sonra Bahar’ın adına kayıtlı diğer telefona ulaşmayı başarmıştı.

Kafeye geldiklerinde Bahar, daha görür görmez kardeşini tanımış, Cemal bey ve Aysel dışarıda kalabalıkla boğuşurken, Bahar’ın heyecandan suyu patlamış ve kafedekilerin yardımıyla hemen bir ambulans çağırmışlardı. Bir dizi garip tesadüf ve karmaşa ile başlayan gün, herkesin gerçeği öğrenmesi ve Bahar’ın hem kardeşi, hem de bebeğine aynı gün kavuşması ile sona ermişti.

Can yaptıkları yüzünden öyle pişman olmuştu ki, bundan sonra bu şehirde kardeşi ve yeğenine yakın yaşamak isteyen Ali için hemen kendi evlerinin yakınında bir ev ayarlamış, orada onlarla kalması için ısrar etmişti. Cemal bey’de Ali’den ve Bahar’dan defalarca özür dilemiş, attığı fırçaların karşılığı olarak bir de Hanife hanımdan okkalı bir zılgıt yemişti.

Bahar ve Ali, Bahar’ın kendine gelmesinden itibaren saatlerce birlikte vakit geçirmişler, birlikte olmadıkları dönemlerde yaşadıklarını birbirlerine anlatıp, ağlamışlar hasret gidermişlerdi. Ali, yeğeninin geldiği gün doğmuş olmasına çok sevinmişti. Cansu’nun doğum günü gerçekten unutulmaz bir macera olmuştu hepsi için, neyse ki her şey sonunda tatlıya bağlanmıştı.

Elbette Ali’yi en son kabul eden yine Taner olmuştu, “Artık bu kadarı da fazla!” diyordu çocuk. “Can Abi, Cansu, şimdi de Ali Abi! Biri daha çıkarsa kesinlikle kabul etmem ona göre!” diyerek resti çekmişti en son.

SON

Bir Bahar Hikayesi adlı hikayenin diğer bölümleri için linklere tıklayınız

Bölüm 1

/https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/24/994/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/25/bir-bahar-hikayesi-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/26/bir-bahar-hikayesi-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/27/bir-bahar-hikayesi-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/28/bir-bahar-hikayesi-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/29/bir-bahar-hikayesi-bolum-6/

3 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s