Yazılarım

Bir Bahar Hikayesi Bölüm 1

Pencerelerde rüzgarın uğuldadığı, buz bir güne uyanmıştı şehir yine. Haftalardır yağan karın verdiği kısacık molalarda, soğuk öylesine keskinleşiyordu ki, sürekli yanan ocak ve fırın olmasa, küçücük evin mutfaktan başka oturulacak yeri olmayacaktı. Akşamdan sardığı dolmaları tencerelere yerleştirmiş pişmesini beklerken, bir yandan da göz ucuyla fırındaki poğaçaları kontrol ediyordu. Biriken sıcak hava dışarı çıkmasın diye mutfağın kapısını sıkı sıkı kapatmış olmasına rağmen, küçük pencerenin kar biriken pervazından esen rüzgarı farkedebiliyordu, perdelerin dansetmesiyle.

Neyse ki, siparişi almaya eve geleceklerdide, bu ayazda bir de dışarıya çıkması gerekmemişti. Gerçi bulutlara bakılacak olursa, öğlen olmadan yeni bir yağış başlayacaktı yine. Annesi öldüğünden beri, ona bakmak için başladığı evden yemek yapma işine devam ediyordu. Zaten bundan başka da yapabileceği bir şey yok gibiydi şimdilik. Piyasa koşulları o kadar kötüleşmişti ki, kimsenin kimseye verecek işi yok gibiydi. Annesinin hastalığı yüzünden  evden çıkamadığı için, kapı komşusu ve aynı zamanda can dostu Aysel’in fikriyle giriştiği bu iş, bundan sonra da onun tek geçim kaynağı olarak devam edecek gibi duruyordu. Aslında böyle kendi başına çalışmayı seviyor olsa da, siparişlerinde sürekliliğine güven olmadığı için, ay sonunda eline geçecek parayı kestirmek zor oluyordu.

Henüz on sekiz yaşındayken alzheimer olan annesine bakabilmek için üniversiteye devam etmemiş, bir yıl sonra babası onları terkedip gidince,  üç odalı olan evlerini satarak, bu küçük evi almış ve bir süre ne yapacağını düşünmüş durmuştu. Evin satışından kalan  para çabucak eriyip gitmeye başlamıştı.

Yeni evlerindeki komşuları Aysel, babasının pastane sahibi olduğunu öğrenince, “Sen neden evden devam etmiyorsun bu işe? Babanın müşteri defterleri falan durmuyor mu? Onlara ulaşır, evden devam ettiğini duyurabilirsin.” demişti.

Eski evlerinin olduğu mahallede küçük bir pastaneleri vardı anne ve babasının, onun aldıklarında. Henüz dört yaşında bir çocuktu o zamanlar. İkiz kardeşi ile birlikte yetimhaneye bırakıldıklarında ikisinin de bebek olduklarını söylemişti müdire hanım. Anne ve babasının da yaşları geçmiş ama, hayatları boyu bir çocuk sahibi olamamışlar, yetimhane de Bahar’ı görünce, onu hemen almak istemişlerdi. Müdire hanım Bahar’ın bir de ikiz kardeşi olduğunu söylemesi üzerine, karı koca uzun uzun düşünmüşler, ama maddi durumlarının iki çocuğa bakmaya yetmeyeceğine karar verip, eğer oluyorsa bir tek kızı almak istediklerini bildirmişlerdi. Tam da o günlerde başka bir ailenin Ali’ye talip olması ile kardeşi ile yolları ayrılmış, küçücük yürekleri ile bir gün birbirlerini bulacaklarını söz vererek, ağlayarak ayrılmışlardı. Şimdi bunları hayal meyal hatırlıyordu. Ali’nin ondan bir gün önce gitmesi ile, yetimhanede ki o son geceyi ağlayarak geçirmişti, her zaman yanında olmasına alışık olduğu kardeşi olmayınca, iyice yapayalnız hissettiğini ve korktuğunu hatırlıyordu.

Neyse ki şansı en azından bu aşamada  gülmüş ve bu iyi ailenin yanına düşmesini sağlamıştı, Ali’nin gittiği yerde mutlu olup olmadığını bile bilmiyordu. Annesinin hastalığı başladığında on sekiz yaşındaydı. Hastalık  aşama aşama ilerlediğinden,  Ali’den bahsediyorlardı başlangıçta.

Mukaddes hanım, kocasının hastalığını kabullenemeyip, “deli olduğunu” söylemesinden dolayı çok üzülüyordu. Oysa bu hastalık artık öyle yaygındı ki, hemen hemen üç evden birinde bir yaşlıda, hatta gençlerde bile görülüyordu.  Mahmut Bey’in bu anlayışsız tavrı hem Bahar’ı,  hem de Mukaddes Hanım’ı yıpratmaya başlamıştı. Kadıncağız yemeği ocakta unutuyor, dışarı çıktığında bazen evin yolunu bulamıyordu. O yıl üniversite sınavlarına girecek olan Bahar, babasının duyarsız tavırları ve annesinin ara ara gelen atakları yüzünden, gün boyu onunla olabilmek için sınavlara girmekten vazgeçmiş, bu duruma iyice üzülen Mukaddes hanımı “Nasılsa yeniden girebilirim.” diyerek teselli etmeye çalışmıştı.

Babasının pastaneyi kapatıp, evi terketmesinin ardından, stres ve kaygının artmasıyla tetiklenen Mukaddes Hanım’ın hastalığı iyice ilerlemeye başladı.  Günün çok kısa bir zamanında normale dönüyor, bu kısacık zaman dilimlerinde bile Bahar için endişeleniyor, onu kimseye emanet edemeyecek olmanın acısıyla kıvranıyordu kadıncağız.

İşte bu eve geçişleri o dönemlere denk gelmişti. Yeni evlerinde on yıl daha yaşayan kadıncağız, sonunda tedavi edilemeyen hastalığı yüzünden ölüp gitmişti. Bahar ne kadar siparişler alıp, para kazanmaya çalışsa da, annesini bırakıp adreslere teslim yapamadığından, işleri çok da hızlı ilerlememişti bu on yılda.

Aysel’de kendi çalıştığı yere ve çevresine elinden geldiğince, Bahar’ın yaptıklarından götürüyor ya da bahsediyordu ama, müşterilerin çoğunluğu siparişlerini Bahar’ın evinden almaları gerektiğini duyunca vazgeçiyorlardı. Zaten kapıya teslimat yapan bir çok servis vardı her yerde.

Aysel ile yıllar içinde ilerleyen dostlukları sayesinde birbirilerinin herşeyini bilir olmuşlardı. Tanıştıklarında yeni evlenmiş olan Aysel’in, bir yıl sonra Taner isminde bir oğlu dünyaya gelmişti. Sürekli pasta, börek koktuğu için, çocuk büyüdükçe Bahar’ların evinden çıkmaz olmuş, hatta Bahar bir süre bakıcı bulamayan Aysel’in oğluna da bakmaya başlamıştı. Her pişirdiğinden mutlaka bir tane ona da yedirmeyi adet haline getirmişti.

“Bu çocuk senin yüzünden obez olacak!” diyordu Aysel. Evde pişip mis gibi kokan herşeyden çocuğa vermemek olur muydu ama? Oğlan iştahlı bir çocuktu maşallah, hangi saat verse, doydum demeden hepsini yiyordu tabağındakilerin. Evde bir çocuğun varlığı Mukaddes teyzeye de iyi geliyordu. Aklının gittiği zamanlara da alışık olan Taner, onun konuşmalarını dinleyip, zihninin yarattığı oyunlara dahil olmayı da öğrenmiş, bir oyun arkadaşı gibi sohbetler eder olmuştu kadıncağızla. Zaten sakin bir yapısı olan Mukaddes hanım, hastalığı sırasında da, çevrelerinden duydukları gibi yoğun krizler geçirmiyordu neyse ki. Sadece geceleri uyumuyor, evin içinde gezinip duruyordu sürekli. Kaybettiğini söylediği eşyalarını arıyor. Eskiden yaşanılmamış hikayeleri sanki anılarıymış gibi anlatmaya koyuluyordu. Taner’de bu hikayeleri çok sevdiğinden, her geldiğinde “Mukaddes teyze yeniden anlatsana!” diyerek  konuşturuyordu kadını. Onlar ikisi sohbet ederken, Bahar’da mutfaktaki işlerini hallediyordu kolayca.

Bahar Taner’e baktıkça, yetimhane de ayrıldığı kardeşine özlem duyduğunu daha çok hissediyor, çocuğa bazen bir abla, bazen bir anne gibi davranıp, sahiplenmekten kendini alıkoyamıyordu. Ailesinden çok Bahar’larla vakit geçiren Taner’de, ona verilen ilgi ve sevgiyi geri çevirmiyor, öz teyzesi gibi seviyordu Bahar’ı.

Mukaddes hanım, hastalığı  tüm gününü ele geçirmeden hemen önceki günlerde bir gün Taner’e bakıp “Bahar, istiyorsan gidip kardeşinini izini sorabilirsin yetimhaneden, sen artık on sekiz yaşına geldin.” demişti. Bahar’ın ayrıldığı kardeşini unutamadığını ve Taner’de onu yaşatmaya çalıştığını, o hasta haliyle bile anlamıştı kadıncağız muhtemelen. Sonunda Aysel’in izinli olduğu bir gün, Bahar annesini ona emanet edip, gitmişti yetimhaneye.

Kayıtları incelemişler, Ali’yi alan ailenin, bilgilerini onun gerçek ailesinden herhangi biriyle paylaşılmasını istemedikleri notunu düştüklerinden, onun hakkında bilgi veremeyeceklerini söylemişlerdi. Büyük umutlarla gittiği yetimhaneden, bir kez daha gözleri yaşlarla dönmüştü Bahar, ama yine de telefonunu yetimhaneye bırakmayı ihmal etmemişti. Sonuçta Ali’de on sekiz yaşında olduğuna göre, bir gün kendisi gibi gelip, onu bulmak isteyebilirdi.

Annesinin son zamanlarında, borcunu ödeyemediği için kapanan hattı yerine bir kontörlü hat almıştı. Biriktirdiği paranın bir kısmıyla o hattı gidip açtırmayı düşünüp dursa da, bir türlü fırsat bulup açtıramamıştı. Arada bir yetimhaneden arayan olmuş mudur diye düşünse de, işe güce dalıp her seferinde unutuyordu.

Yemeklerin buharından, camlardan süzülüp duran sulara takıldı gözü. Annesi her defasında yağmur yağdığını sanıyordu, camlarda buharları gördüğünde. O da bozuntuya vermeden kadını onaylıyor, ardından annesi camların su akıttığını söyleyip, bir usta çağır bu gün diyor, o da telefonun eline alıp usta çağırıyormuş gibi yapıyordu.  Aradan on dakika geçtikten sonra diyalog tekrarlanıyor, o da  ustayı arıyordu yeniden. Hüzünlü bir gülümseme sardı yüzünü. Pencerelerden yağmur sızdığından çok, ağladıklarını düşünüyordu şimdi onlara bakarken. Mukaddes hanımı onlar da, en az Bahar kadar özlüyorlardı belki de. Onun varlığının eksilmesi ile sessizleşmişti ev. Taner’de büyüdüğü için artık eskisi kadar gelmiyordu. Mukaddes teyze öldüğünde, üç gün ağlamıştı çocuk.

Sandalyeden doğrulup tencerenin kapağını kaldırdı, dolmalar pişmek üzereydi,  üstü kızaran poğaçaları da çıkardı fırından, biraz soğumalarını bekleyip, kutularına koyacaktı. Ocak ve fırının ısısına rağmen soğuk olan mutfakta, soğumaları uzun sürmüyordu zaten.

Kutuları hazırlamak için yeniden saldayeye oturduğunda, kapının çaldığını işitti. Saate baktı, siparişi almaya gelmeleri için daha erkendi, zaten hava öyle kötüleşmişti ki,  gelip alabileceklerinden bile emin değildi.

Mutfağın sıcağı kaçmasın diye kapısını yeniden sıkı sıkı kapatıp, buz gibi olan antreye geçti. Kapı öyle hızlı vuruluyordu ki, önce delikten kim olduğuna baktı. Kapıda ki Aysel’di, bir yandan kapıyı yumrukluyor, bir yandan “Bahar yetiş!” diye bağırıyordu. Panikle açtı kapıyı, arkadaşının beti benzi atmış, gözyaşları içinde kalmıştı.

“Taner, Taner’in çok ateşi var, Salim dün gece şehir dışına gitti. Akşamdan beri denemediğim kalmadı, yanıyor çocuk Bahar! Hastaneye gitmemiz lazım!”

Taner’in adını duyar duymaz, eli ayağı çekildi Bahar’ın.

“Hemen çıkalım!” dedi. Koşa koşa mutfağa gidip, ocağın altını kapadı önce, paltosunu  sırtına geçirip, döndü Aysel’in yanına.

“Ben de hiç para yok!” dedi Aysel.

Yeniden hızla içeri dönüp,  telefonun biriken borcu için ayırdığı parayla, biriktirdiği bir miktarı yanına aldı.

“Tamam aldım ben, hadi!” dedi Aysel’e.

(devam edecek)

Bir Bahar Hikayesi adlı hikayenin diğer bölümleri için linklere tıklayınız

Bölüm 1

/https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/24/994/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/25/bir-bahar-hikayesi-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/26/bir-bahar-hikayesi-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/27/bir-bahar-hikayesi-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/28/bir-bahar-hikayesi-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/29/bir-bahar-hikayesi-bolum-6/

4 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s