arkası yarın

Bir Bahar Hikayesi Bölüm 3

Can doktoruyla görüşmesi bittikten sonra, hastanenin otoparkına bıraktığı arabasına bindi. Kar lastikleri olmasına rağmen, yine de pişman olmuştu arabayla çıktığına. Zincir takan araçların bile zar zor ilerlediği yollarda, ağır ağır gelmişti kaymamak için. Hastanenin bahçesinde gördüğü kızın hayalini silemiyordu zihninden bir türlü. Tekrarlanan rüyaların bir soruna işaret edebileceğini söylemişti Adem Bey. Bunun üzerinde defalarca konuşmuşlardı ikisi. Zar zor daldığı uykularında, sürekli aynı rüyaları görüyor olmak geriyordu Can’ı. Ne  uyuduğunda, ne de uyandığında huzur bulmuş veya dinlenmiş hissedemiyordu kendisini bir türlü.

Hastanenin önündeki yola zorla dönebildi, arabayı kaydırmadan. Hızlanan tipi camlara öyle vuruyordu ki, silecekler yetişemiyordu neredeyse, araba henüz ısınmadığından çabucak erimiyordu düşen kar taneleri, yapışıp kalıyorlardı düştükleri yerde. Tüm dikkatini yola vererek ilerlemeye başladı yavaş yavaş. Böyle havalarda ne kadar dikkatli olursanız olun, aracını kontrol edemeyen başkalarının da olabileceğini daima aklınızda tutmak gerekiyordu. Bu yüzden mümkün olduğu kadar, trafiğe çıkabilen diğer araçlara yaklaşmadan ilerlemeye çalışıyordu. Caddenin sonundaki ışıklara varmak üzereyken, hafif rampa olan yoldan lastikler kaymaya başlayınca, kaldırıma dayanmaları için direksiyonu kırınca, farkedebildi önündeki karaltıyı. Zaten kendi seyrinde ağır ağır kayan araba kaldırıma dayanıp durduğunda, karaltının aracın önünde kaybolduğunu görünce, hızla indi arabadan.

Soğuktan yüzünü gözünü iyice sarmış olan bir kadın yatıyordu hemen arabanın önünde, telaşla eğilip yaralanmış mı diye kontrol ettiğinde, kadının inleyip hafifçe kıpırdandığını görünce içi rahatladı biraz.

“Bayan, iyi misiniz?” diyerek kadını koltuk altlarından çekip arabanın kapısına doğru yanaştırdı.

“İyiyim.” diye küçücük bir ses çıktı kadından.

Arka kapıyı açıp, onu nazikçe arka koltuğa yatırdı. İyiyim diyecek kadar kendinde olsa da, ayağa kalkamayacak gibi görünüyordu. Nefes alması için başını sardığı eşarbı çıkarınca, yeni bir şok yaşadı Can, bu hastanenin bahçesinde gördüğü kızdı, alnında hemen kaşının üzerinde küçük bir bandaj vardı. Kollarını ve bacaklarını kırık ihtimaline karşı kontrol etti hemen. Bir şeyi yok gibi görünüyordu, ikinci kez düşmenin verdiği sarsıntıyla kendinden geçmişti demek. Kız gözlerini kapayıp bırakmıştı kendini koltuğa. Hızlıca şoför koltuğuna geçip, ne yapacağını düşündü bir an. Yeniden hastaneye dönebilirlerdi ama, bu gün içinde ikinci kez yaşanan bu karşılaşma tesadüf olabilir miydi? Görünüşe göre hafif bir sarsıntı geçirmişti kızcağız, hava bu haldeyken tüm caddeyi geri dönmesi de riskliydi. Yolu kontrol edip arabayı kurtardı kaldırımdan ve ağır ağır devam etti yola, arada bir başını çevirip kontrol ediyordu kızı.

Bahar gözlerini açtığında, loş ışığın aydınlattığı odayı seçebildi zar zor, başında korkunç bir ağrı hissediyordu. Perdeleri sımsıkı kapalı odanın ışığı o kadar azdı ki, etrafını daha net seçebilmesi için bir kaç dakika geçmesi gerekti. Burası bir hastane odası değildi, kendi evi de değildi. Tedirginlikle doğrulup etrafına bakmaya başladığında, yatağın kenarına başını dayamış, gözleri kapalı, kıpırdamadan duran adamı farketti. Ufak bir çığlık atıp, yatağın diğer tarafına doğru çekti kendini. Adam vücudu yerde, başını yatağa dayamış kalmış gibiydi öylece, sakin nefes alışlarına bakılırsa uyumuştu.

Adamı uyandırmadan sessizce attı üzerindeki yorganı ve kalktı yataktan, adamın uyanma ihtimaline karşılık gözlerini hiç ayırmıyordu ondan. Buraya nasıl gelmişti, kimdi bu adam, hiç bir fikri yoktu. Üzerini başını kontrol etmek geldi birden aklına, sabah çıkarken giydiği giysiler hala üzerindeydi, sadece paltosu, ayakkabıları ve çorapları yoktu. Bulunduğu oda, kendi evine göre o kadar sıcaktı ki, üzerindeki kazağın kalınlığından su gibi olmuştu tüm bedeni.

Zihnini çok bulanık hissediyordu, sabah evden çıkışı, acil serviste uyanışı, sonra olanları hatırlamaya çalıştı. Bir arabaya bindirildiğini hatırlıyordu. Ona yardım eden adam mıydı bu uyuyan acaba? Ama neden hastane yerine buraya getirmişti onu? Tedirginliği artmaya başladı iyice, sessizce odanın kapısına yürüdü ve kapıyı yavaşça kapattı arkasından.

Küçük bir salona açılıyordu odanın kapısı, salonun bir kısmı açık mutfak olarak tasarlanmıştı, eşyalarını bulabilmek umuduyla etrafa bakınmaya başladı. Ayakkabıları sokak kapısının yanında duruyordu, hemen arkasındaki dolabın kapağını açıp paltosunu aramaya başladı. Gözü çıktığı odanın kapısındaydı hala. Nihayet banyoyu ve banyoda da ıslak kıyafetlerinin asıldığı çamaşırlığı buldu. Henüz kurumamış olsalar da hızla giydi hepsini ve sokak kapısına yöneldi, ayakkabılarını da hızlıca giydiği sırada, odadan gelen telefon sesini duyunca, panikle kapıyı açıp dışarı attı kendini.

Can gözlerini zor araladı telefonun sesini duyunca, uzun zamandır böyle uyuduğunu hatırlamıyordu. Biraz kendine gelince başını kaldırıp yatağa baktı, kızı göremeyince, telefonu boş verip çıktı odadan. Etrafına bakınmaya başladığından aralık sokak kapısını farketti, rüzgarın etkisiyle ileri geri haraket ediyordu kapı.

Fırlayıp çıktı hemen bahçeye, büyük bahçenin ana yola açılan demir kapısının önünde gördü kızı, üzerinin inceliğine aldırmadan seslenerek koşmaya başladı ona doğru.

Adamın koşarak kendisine doğru geldiğini gören Bahar iyice paniğe kapılıp demir kapının nasıl açıldığını anlamaya çalıştı, ama kapının ne bir anahtarı ne de bir kolu var gibi duruyordu. Panikten bunun sürgülü bir kapı olduğunu farkedemediğini anladı sonra, bahçedeki sesleri duyan bir başka adam ise, yandaki küçük binadan çıkmış ona doğru geliyordu.

“Durun lütfen!” diyerek önünde nefes nefese durdu Can, Bahar’ın. O kadar koşmuştu ki, nefesini toparlayıp konuşamamıştı bir anda. O sırada yanlarına gelen Cemal Bey, “Can Bey ne oluyor, iyi misiniz?” dedi meraklı gözlerle kıza bakıp. Onun eve giren bir hırsız olduğunu sanmıştı o da.

“Tamam Cemal bey, yok bir şey, hanımefendi benim misafirim.” dedi Can ona nefesini toplayıp. Adam şüpheli bakışlarla kızı süzdükten sonra, geldiği yöne doğru yürüyüp girdi küçük eve.

“Cemal Bey, benim yardımcım.” dedi Can korkuyla bekleyen Bahar’a bakıp. Kız öyle ürkmüş bakıyordu ki, saçmaladığını düşündü söyledikleriyle.

“Benim adım Can.” dedi güven vermeye çalışan bir sesle, “Size bir zarar vermeyeceğim lütfen korkmayın, sadece bayılmıştınız ve ben de sizi buraya getirdim, bakın size hiç bir şey yapmadım.” dedi gözlerini bu tanıdığı yüzden alamayarak.

Bahar adamın ona bir şey yapmak istese, çoktan yababileceğini biliyordu, ama yine de bu daha fazla burada kalması için bir bahane değildi, artık iyi olduğuna göre gidebilirdi.

“Artık gitmeliyim.” dedi sanki az önce bir sohbetten kalkmışlar gibi.

“Şimdi gidemezsiniz, hava kararmak üzere, şehrin biraz dışındayız ve yollar iyice buz tuttu.” dedi Can, esen rüzgardan o kadar üşümüştü ki, üzerindeki incecik gömleğin altında tir tir titriyordu.

Bahar başını çevirip demir kapının ardına baktı, gerçekten de boylu boyunca uzanan bir çam ormanı var gibiydi evin önünde, beyaza bürünmüş yüksek ağaçlar bir duvar gibi yükseliyordu.

“Lütfen korkmayın, içeri girelim size her şeyi anlatacağım.” dedi Can yalvarır gibi. Adamın titremekten konuşamadığını anlayan Bahar, içine sinmese de şu an için yapabileceği bir şey olmadığını anlayınca, yürüdü onunla  birlikte eve doğru. Yürürken telefonu geldi aklına ve çantasının olmadığını farketti üzerinde.

“Çantam?” dedi adama dönüp endişeyle.

“İçeride merak etmeyin.” dedi Can kapıyı açıp onun girmesini beklerken.

Bahar adamın hareketlerini kollayarak girdi içeri yeniden.

“Siz bekleyin, üzerimi değiştirip geleyim, çok üşüdüm.” diyerek az önce çıktıkları kapıdan girdi adam, “Ha çantanız paltonuzu aldığınız dolapta!” dedi sonra gülümserek. Adamın odaya girmesiyle hemen çantasını aldı dolaptan Bahar, telefonunu buldu aceleyle ama ne yazık ki telefon şarjı bittiği için kapanmıştı çoktan.

Az sonra üzerinde kalın bir kazakla geri gelen Can, onun telefonu açmaya çalıştığını görünce, “Aramanız gereken bir yer mi var?” dedi.

“Şey ben arkadaşımın oğlu hastanede de,  onu merak ettim.” dedi endişeyle, eğer Aysel’i ararsa ona başına gelenleri söylemenin bir yolunu bulabilirdi belki. O zaman kendini daha güvende hissedebilirdi burada. Şimdi kimse nerede olduğunu bilmiyordu, kendisi de dahildi buna. Peki Aysel’e nasıl söyleyecekti nerede olduğunu. Amerikan filmlerindeki gibi aradığı numaradan yerini tesbit etmesini ummuyordu herhalde.

“Geçmiş olsun, o yüzden mi hastanedeydiniz bu gün?” dedi Can karşısındaki koltuğa otururken.

“Siz de mi hastanedeydiniz?” dedi Bahar merakla.

“Evet, sizi orada gördüm ilk önce, bahçede yığılıverdiniz.”

“Şey siz de mi hastasınız?”

“Adem Bey’e gelirim her hafta, psikiyatri”

Bölümün adını duyunca yeniden  endişesi yükselen Bahar, yutkundu korkuyla ama bir şey demedi. Daha dikkatli ve sakin hareket etmesi gerektiğine karar vermişti.

“Sizi çok korkuttum sanırım bu gün, sadece uykusuzluk problemim var merak etmeyin, deli değilim!” dedi Can gülerek. Yıllardır rüyalarında gördüğü bu yüzün hala karşısında oturduğuna inanamıyordu. Ona sormak, anlatmak istediği o kadar çok şey vardı ki, ama kız o kadar tedirgindi ki, onu nasıl rahatlatacağını bulmaya çalışıyordu bir an önce.

Ayağa kalkıp, odaya gitti yeniden ve kendi cep telefonunu getirip uzattı Bahar’a, “Kimi isterseniz arayabilirsiniz, size buranın tam adresini de söyleyebilirim, ailenize veya dostlarınıza haber vermeniz için.” dedi gülümseyerek. Kızın biraz güvende hissetmesini istiyordu. “Daha adınızı bile bilmiyorum ama?” dedi sonra.

“Bahar.” dedi Bahar telefonu alırken, adamın bu davranışının bir oyun olup olmadığını anlayamamıştı, o numaraları çevirirken adam küçük bir kağıda yazdığı adresi uzattı ona doğru.

Şehire neredeyse bir saat uzaklıkta, dağ evlerinin bulunduğu bir bölgeydi burası, neden bu saatte gidemeyeceğini söylediğini anlamıştı adamın, peki ama neden hastane değilde bu kadar uzaktaki evine getirmişti onu?

Tanımadığı numaranın aradığını görünce açmadı Aysel, tanımadığı numaraları açmayı sevmiyordu, ya satıcı, ya da dolandırıcılar çıkıyordu insanın karşısına böyle zamanlarda. Bahar’da mesajlarına cevap vermiyordu saatlerdir. Arayan numarayı meşgule atıp, Bahar’ı aradı bu sefer.

“Aradığınız kişiye ulaşılamıyor.” diye başlayan standart mesajla karşılaşınca, bir kaç saat bekleyip yeniden aramaya karar verdi. Az önceki numara bir kez daha aradı ısrarla, ama yine meşgule attı Aysel.

Bahar arkadaşının huyunu biliyordu aslında ama, bu defalık farklı davranır belki diye yine de çaldırmaya devam ediyordu. İki aramada açılmayınca “Mesaj atabilir miyim?” diye sordu adama, “Elbette buyrun telefon sizin.” dedi adam.

“Ayselciğim beni merak etme, Kazlıçeşme’de bir arkadaşımın yanındayım, telefonumun şarjı bitti, umarım Taner iyididir.

Bahar”

Aysel mesajı okur okumaz, kafası karıştı, Bahar’ın Kazlıçeşme’de bir arkadaşı olduğunu bilmiyordu, ayrıca bu havada ne işi vardı o dağ başında bu kızın? Neyse mesaj attığına göre iyiydi en azından, nasılsa anlatırdı döndüğünde.

“Tamam, Taner çok iyi Salim gelince çıkacağız evimize, sen de gelir gelmez haber ver. Öpüyorum.

Aysel” diye yazıp yolladı aceleyle.

Bahar gelen mesajı da okuduktan sonra uzattı telefonu adama “Teşekkür ederim.” dedi. En azından bulunduğu bölgeyi söylemişti arkadaşına, eğer uzun süre dönemesse merak  edip peşine düşecekti Aysel onun.

“Başka aramak istediğiniz bir yer varsa?” dedi Can telefonu almadan.

“Hayır yok.” dedi Bahar, “Ailem şehir dışında” diye ekledi aceleyle, adamın tek başına olduğunu düşünmesini istemiyordu.

“Acıktıysanız bir şeyler hazırlayabiliriz, hastaneye gelmeden markete uğramıştım.” dedi Can.

Adamın sanki her gün görüşüyorlarmış gibi rahat tavırları, Bahar’ı rahatlatacağına iyice huzursuz ediyordu. Acaba ruh hastası mıydı gerçekten? En azından dışarıdaki evde aklı başında bir adam daha var gibi duruyordu ama, ona nasıl güvenebilirdi ki?

“Bakın baştan başlayalım isterseniz.” dedi Can yeniden gülümseyerek.

“Ben bu gün uykusuzluk problemim nedeniyle sıklıkla gittiğim aile dostumuz Adem Bey’in yanındaydım ve o dosyamı çıkarmak için gittiğinde, pencereden sizi gördüm. Rüzgar kapşonunuzu uçurunca, yüzünüz bana o kadar tanıdık geldi ki. Tam o sırada siz düşünce, ben de koşarak aşağı indim ama, bahçeye vardığımda gitmiştiniz. Sonra Adem beyle randevum sona erince evime gelmek üzere arabama bindim, görüş mesafesi ve yolun bozukluğu nedeniyle kayan arabamı toparlamaya çalışırken, birden arabamın önünde bir karaltı gördüm. Hemen inip baktığımda bu karaltının siz olduğunuzu farkedince büyük bir şaşkınlık yaşadım. Yüzünüz yani ben sizi tanıyordum aslında. Hastaneye yeniden gidecek bir durumunuz olmadığını anlayınca da, hava iyice bozmadan sizi buraya yani evime getirdim, çünkü siz evinizi tarif edecek durumda değildiniz.”

Adamı büyük bir dikkatle dinleyen Bahar, onun tanıdık gelmeyen yüzüne yeniden bakıp, bir yerlerden tanıyıp tanımadığını düşündü kendi kendine ama, hiç tanıdık gelmiyordu gerçekten.

“Beni tanıdığınızı söylediniz az önce?”

“Bu uzun bir hikaye, bana ne kadar inanırsınız bilmiyorum.”

“Şu an için burada kalmak zorunda olduğuma göre, herhalde dinleyebilirim.” dedi Bahar.

Can ona beş yıl önce anne ve babası ile yaşadıkları evde çıkan yangından bahsederek başladı söze. Babası dumandan çok etkilendiği için bayılan Can’ı kucaklayıp dışarı çıkarmıştı önce ve annesini çıkarmak için yeniden içeri girip, çıkamamıştı bir daha. Buraya çok uzak olmayan bir yerde, yine bir dağ eviydi burası. Annesinin hastalığı nedeniyle ikisini de yalnız bırakmamış onlarla yaşamaya devam etmişti Can. Evde çalışanların izinli olduğu bir günde gerçekleşen bu acı olay, Can’ın yıllardır uykusuzluk çekmesine neden olmuştu, çünkü ne zaman gözlerini kapasa yarı baygın bir şekilde olsa da, tekrar alevlerin içine dalan babasını görüyor ve o anın çaresizliğini tekrar tekrar yaşıyordu.

Şehirde tek başına bir apartman dairesinde yaşamaktansa, yine bir dağ evinde yaşamanın ona iyi geleceğini düşündüğü için, bu evi satın almıştı. Artık tek başına olduğundan büyük bir eve ihtiyacı yoktu zaten. Cemal Bey, eski evlerinde de onlarla çalışırdı. Ailenin başına gelenlerden sonra, Can’ı terketmemiş, ailesi ile dışarıdaki küçük evde yaşamaya başlamışlardı onlarda. Evin tüm işlerini karı koca ikisi hallediyorlardı. Hale adında on dört yaşında bir de kızları vardı. Hale eski evlerindeyken doğmuştu. Can onları ailesi gibi görüyordu artık, çünkü onlardan başka kimse kalmamıştı hayatında. Bahar bütüm samimiyetiyle hayat hikayesini anlatan adamı dinlerken, bir yabancıya baktığını unutmuş ve gerçekten üzülmüştü yaşanılanlara.

“Sizi sıkmıyorum değil mi?” dedi Can onun dalgın bakışlarını farkedince.

“Yo hayır devam edin lütfen.” dedi Bahar.

“Adem beyin bana yazdığı bir iki ilaç sayesinde günde üç dört saatte olsa uyumaya başladım, yangından sonra kanımda tespit edilen karbonmonoksit oranı çok yüksek olsa da, ben de uykusuzluk ve acı dışında bir iz kalmadı. Yangından bir kaç ay sonra, her uykuya dalışımda birbirini takip eden ya da birbirinin benzeri rüyalar görmeye başladım. Bu defa yangın yerine, ormanın içinde uzaktan bana gülümseyen bir kız görüyordum ama, yanına gitmeye çalıştıkça ya uzaklaşıyor ya da kayboluyordu. Uykularım boyunca ona ulaşmaya çalışsam da bir türlü başaramıyordum ama, onu her gördüğümde beni ona doğru çeken o güçlü duygulardan bir türlü kurtulamıyordum. Adem bey yaşadıklarımdan sonrai hayatımda hissettiğim eksiklikleri o kızla sembolize ettiğimi söyledi rüyalarımı dinleyince. Yani yanlızlığım, sevgi ihtiyacım, anne ve aile özlemim ve benzeri şeyler işte. Bütün bu söyledikleri doğru olabilir elbette ama, ben o yüzü her gördüğümde bahsettiği gibi şeyler değil, daha çok sonsuz bir mutluluk ve huzur hissediyordum içimde, onu daha çok görebilmek ve ulaşmak için daha çok uyumak istiyordum ama, ne yazık ki bu mümkün olmuyordu.

İşte sizi pencereden gördüğümde beni heyecanlandıran şey de bu rüyalarda gördüğüm kızın size inanılmaz benziyor olmasıydı. Şu an karşımda oturduğunuza bile inanamıyorum gerçekten.”

Bahar Can’ın sadece benzettiği için böyle hissetmiş olabileceğini düşünüyordu, beş yıldır onu rüyalarında görüyor olması nasıl mümkün olabilirdi ki?

“Bu sadece bir tesadüf sanırım.” dedi gülümsemeye çalışarak.

Can yerinden kalkıp, masanın arkasındaki büfenin çekmecesinden bir defter çıkardı. “Size komik gelecek ama, çizgilerim çok iyi olmasa da, bazen uyuyamadığım gecelerde o kızın  resimlerini çizmeyi denedim kendimce. Bilirsiniz hani şu polislerin çizdiği robot resimler gibi, onu o kadar sık görüyordum ki, yüzünün tüm hatları işlenmişti zihnime. Buyrun bakmak ister misiniz?” diyerek Bahar’a uzattı defteri.

“Siz onlara bakarken, ben de bir çay koyayım, Cemal Bey’in eşinin sabah pişirdiği  kurabiyelerden yiyelim bari biraz.” diyerek açık mutfağa yöneldi.

Bahar defterin sayfalarını çevirip resimler baktıkça kendisi ile benzerliği farkediyordu ama, zaten usta bir elden çıkmamış olan bu resimler herkes olabilirdi elbette. Yani insanlar birbirlerine benzerlerdi. Ayrıca rüyalarında  gördüğü kıza benzese bile, bunun onların hayatında değiştireceği ne vardı ki?

(devam edecek)

Bir Bahar Hikayesi adlı hikayenin diğer bölümleri için linklere tıklayınız

Bölüm 1

/https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/24/994/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/25/bir-bahar-hikayesi-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/26/bir-bahar-hikayesi-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/27/bir-bahar-hikayesi-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/28/bir-bahar-hikayesi-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/29/bir-bahar-hikayesi-bolum-6/

6 replies »

  1. Hikayelerinize bayildim ilk okudugum bir bahar hikayesi. Cok guzel ama okurken her an kadina yonelik bir sittet olacak diye bir algi olustu .diliniz cok yalin anlatiminiz harika .devamini dortgozle bekliyorum .emeginize yureginize kaleminize saglik.

    Liked by 1 kişi

    • Hikayemizin yeni bölümü yayınlandı.

      Güzel sözleriniz beni çok mutlu etti. Takip ettikçe göreceksiniz ki gündemin moda akımları aksine hiç bir hikayemizde, şiddet, toplum huzur ve birlik anlayışıyla bağdaşmayan unsurlar yer almamakta, değerlerimizi öne çıkaran karakter ve onların başlarına gelenler olaylar konu edilmektedir.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s