Bir Bahar Hikayesi Bölüm 2

Daha binanın kapısından çıkar çıkmaz, kum taneleri gibi vurmaya başladı tipi bedenlerine.

“Siz en iyisi içeride bekleyin, ben bir taksi bulup geleyim!” diye seslendi Bahar, Aysel’e. Taner’i zar zor tutan Aysel, çocuğu sardığı battaniyeyi çekiştirerek girdi yeniden binaya.

Hava gerçekten o kadar kötüydü ki, sürekli taksiye binilmeyen bu sokakta bir araba bulmak neredeyse imkansızdı. Paltosunun kapşonunu iki eliyle tutarak caddeye doğru yürüdü Bahar. Keskin soğuk, açıkta bulduğu her yerden doluyordu sanki içine. Caddeye vardığında çoğu patinaj yaparak, ilerlemeye çalışan arabaları seçmeye çalıştı gözlerini kısarak. Neredeyse gözlerinin içine bile dolan kara rağmen, sarı bir aracı seçebildi sonunda. Taksi, lastiklerine takılmış zincirleri şıkırdatarak durdu yavaşça Bahar’ın önünde. Hemen binip binanın önünden Aysel ve Taner’i aldılar.

Neyse ki hastane çok uzakta değildi, acilin önünde durdukları arabadan kapıya varana kadar bile donmuşlardı hepsi.

Doktorlar Taner ve Aysel’i odaya aldıklarında, derin bir “Oh!” çekti Bahar kendi kendine. Çocuk mutemelen üşütmüştü, doğalgaz faturalarının yükselmesinde beri kimse kaloriferlerini sonuna kadar açmaya cesaret edemiyordu artık. Aysel’lerin durumuda kendisininkinden çok iyi değildi, karı koca çalışıyor olmalarına rağmen, kıt kanaat geçiniyorlardı, kira evinde.

Onları beklerken Taner ve annesini düşünmeye başladı yeniden, annesi ondan bir torun görememişti ama, Taner’i gerçekten çok sevmişti. İkisinin de yaralı yüreklerine merhem olmuştu bu çocuk. Aralık kapıdan, çocuğu soyup, ciğerlerini dinlediklerini gördü. Henüz ergenliğe dönmemiş bedeninin iki yanında uzun geliyormuş gibi sallanan kollarını seyretti. O kadar halsiz ve solgundu ki yavrucak, kendini öylece bırakıvermiş, annesinin desteği ile muayene yatağına oturmuştan çok yığılmışa benziyordu. Artık Bahar’lara eskisi kadar sık gelmediği için kilosu da normale dönmeye başlamıştı.

“Kızlar beğenmeyecek beni Bahar abla, kilo vermem lazım.” demişti bir keresinde, artık uğramayan çocuğa kapıdan poğaça götürdüğünde ki, Taner’in bunlara dayanamayacağını bilirdi.

Ali ile birlikte büyüme şansları olsaydı, o da Taner gibi olurdu herhalde. Onun gibi iyi yürekli, sevgi dolu bir çocuk. Onun çocukluktan gençliğe geçişine şahit olurdu Bahar. Tabi o da Bahar’ınkine. Birlikte ayakta kalmak daha kolay olurdu zor zamanlarda. Bir babaya ihtiyacı olmazdı Bahar’ın, kardeşi yanında olsaydı. Derin bir iç geçirip, odaya göz attı yeniden. Taner şimdi uzanmıştı muayene yatağına. Doktor üzerine eğilmiş karnına bastırıyordu eliyle.

Az sonra Aysel biraz daha sakinlemiş olarak dışarı çıktığında, “Zatürre olmuş yavrucak!” dedi inler gibi, “Bu gün kalsın burada dediler, birazdan odaya çıkaracaklarmış, sen olmasan ne yapardık Bahar’cığım, Allah bin kere razı olsun!” dedi yanındaki sandalyeye oturarak.

“Deme yahu, o kadar mı üşütmüş çocuk!” dedi Bahar zatürreyi duyunca.

“Üşütmüş işte, laf dinlemiyor ki, atlet giy diyorum, kötü görünüyormuş okul formasının altından. Ah! ah!”

Çocuğun bu düşüncesine gülecekti, gülemedi Bahar, kim bilir nasılda beğenilme isteği duyuyordu içinde şimdi. Gençliğinin en başında hissettiği ilk şey beğenilme arzusuydu. Her sabah saçlarını özenle tarayıp çıktığını görüyordu pencereden  okula giderken, saçları bozulacakmış diye şapka da takmıyordu besbelli.

“Ben bu gece kalırım herhalde, seni de burada tutmayalım işin gücün var.” dedi Aysel minnet dolu bakışlarla.

“Evden getirilecek bir şey varsa getireyim” dedi Bahar.

“Yok zaten çok terliyor diye yanıma yedek pijaması ve çamaşırını almıştım. Yarın olsun bakarız, olmassa ben de gelir alırım. Can dostum, hadi git siparişlerini hazırla sende, telefonlaşırız nasılsa.”

Bahar çantasının içinden, yanına aldığı parayı çıkartıp sıkıştırdı Aysel’in avucuna.

“Ya Bahar ben senin hakkını nasıl ödeyeceğim, Salim gelsin hemen geri ödeyeceğim söz veriyorum.” dedi Bahar’a sımsıkı sarılarak.

“Hadi, hadi gir oğlunla ilgilen bak çıkartıyorlar galiba odaya.” diyerek yataktan başını zorlukla kaldırıp onlara bakan çocuğa el salladı sevgiyle, belli ki annesi yanından ayrılınca tedirgin olmuştu. Ne kadar da genç oldum sansa, çocuktu o daha, gelecek ay on iki yaşında olacaktı. “On iki yaş dediğin nedir ki?” diye geçirdi içinden.

Aysel oğlunun yanına dönünce, paltosunun kapşonunu başına geçirip, yakalarını kaldırdı ve çıktı dışarı yeniden, aradan geçen bir buçuk saatte havada herhangi bir değişiklik olmamıştı. Cebindeki tüm parayı Aysel’e verdiği için çokta uzak olmayan eve yürüyebileceğini düşünmüştü. Başını karşıdan esen rüzgara karşı eğip, düşmemeye çalışarak yürüdü kar dolu kaldırımdan. Eve vardığında o kadar üşümüştü ki, gözlerinden ve burnundan sular boşalıyordu. Hemen yatak odasına gidip küçük elektirikli fanı çalıştırdı biraz. Soğuktan sertleşen ayak parmakları, acıyarak gevşemeye başladı yavaş yavaş. Kendini o kadar kasmıştı ki evden çıktıklarından beri, üzerine de düşmemek ve üşümemek için iyice sıkınca, bütün etleri ağrımıştı daha bir iş yapmadan. Evde giydiği kalın hırkasını sırtına geçirip, mutfağa döndü yeniden. Telefonu da hiç çalmadığına göre henüz siparişi almaya gelen olmamıştı herhalde. Çıkarken kapattığı tencerenin altını yaktı yeniden. Çaydanlığa da su doldurdu biraz, sıcak bir şeyler içmeye ihtiyacı vardı.

Aysel “Odaya çıktık merak etme!” diye mesaj attı az sonra. Çocuğun ciğerlerinde kalıcı bir iz bırakmasaydı bari bu illet. Ertesi sabaha kadar Aysel’e mesajlaşarak haber aldı Taner’den, verdikleri ilaçların etkisiyle bütün gece uyuyamayan çocuk, çabucak sızmıştı odaya çıkar çıkmaz. Siparişlerin sahibi de söylediği saatten üç saat sonra gelebilmişti, yağış biraz kesilince ancak çıkarabildiğini söylemişti arabasını. Böylece üç beş kuruş daha girmişti cebine yeniden.

Sabah erkenden uyanıp, önce Taner’e sonra da markete uğramak için hazırlandı. Aysel’in attığı mesaja göre ateşi düşmüştü çocuğun nihayet. Telefon operatörleri hangi paketi kullanırsanız kullanın konuşma süresinden çok kısa mesaj verdiği için, birbirlerini aramak yerine kısa mesaj atmayı tercih ediyorlardı ikisi de. Salim dalga geçiyordu kızların bu halleriyle sürekli, “Birbirinden ayrılamayan sevgililer gibisiniz, görüşemeseniz, her dakika mesaj atıyorsunuz birbirinize.” diyordu.

Üşümemek için ayağına bir kat çorap fazla giydi çıkmadan, boynuna da Mukaddes hanımın eşarplarından birini doladı sıkı sıkı. Yürüyerek gitti hastaneye. Taner’in rengi düzelmişti gerçekten de, ateşi düşüp kendine gelince, çenesi de düşmüştü yine eskisi gibi. Doktor bir gece daha kalsın demişti yine de, Salim’de bu akşam dönüyordu neyse ki. İkisini de iyi görüp içi rahatlayınca, malzemelerini alıp, yeni siparişleri hazırlamak için ayrıldı yanlarından.

Tipi bir gün öncesinden daha sert bir şekilde başlamıştı yeniden. Her kış ve yaz mevsiminden önce “Yüzyılın en soğuk yazı/kışı olacak öngörüleri, bu defa doğru çıkmıştı galiba. Yıllardır böyle sert bir kış görmemişlerdi. Tam hastanenin kapısından çıkıp caddeye yürürken ayağı kayıp yere kapaklanıverdi Bahar. Son hatırladığı başında hissettiği acıydı.

Binanın hemen ikinci kat penceresinden dışarıyı seyreden Can, az önce rüzgardan kapşonu açıldığında gördüğü yüzün şokunu yaşarken, kızın yığılıvermesiyle merdivenlere koşmuştu hemen. Sürekli ellerinde evraklarla inip çıkan, hasta yakınları, ve hastane görevlilerinde çarpa çarpa zar zor bahçeye ulaştığında, kızın artık olmadığını görünce, yeniden içeri dönüp, az önce bahçede düşen kızı görüp görmediklerini sormuştu insanlara.  Herkes kendi derdine öyle odayklıydı ki, kimse bahçede düşen bir kızın farkında bile değildi anlaşılan.

Kafasında düşüncelerle dolu çıktı yeniden, ayrıldığı odaya.

“Neredesiniz Can Bey, ben dosyasınızı getirene kadar kaybodunuz bir anda?”

İki yıldır uyku problemi yüzünden geldiği doktoruna az önce olanları anlatıp anlatmamakta tereddüt etti Can, ama büyük ihtimalle uykusuzluğun sonucu  halisünasyon görmeye başladığını düşünecekti Adem Bey. Zaten açılan kapşonun ardından o kadar kısa görmüştü ki o yüzü, bir  yandan yağan kar yüzünden, benzerliğin göz yanılması da olabileceği sonucuna varmıştı kendisi de.

“Lavaboya kadar gitmiştim.” diyerek oturdu her zaman ki sandalyesine.

Bahar gözlerini açtığında acil servisin odalarından birinde olduğunu anladı hemen ki, zaten bir gün önce Taner için buradaydı. Alnındaki acı kendini hatırlattı hemen. Perdenin arkasından görünen hemşire, Bahar’ın kendine geldiğini görünce, “Merak etmeyini küçük bir yarık var alnınızda, dört dikiş atıldı. İyisiniz.” dedi gülümseyerek. Rüzgardan açılan kapşonunu kapatmak için ellerini kaldırdığında kayıp düştüğünü hatırladı Bahar. Hemşire dosyasına gerekli bilgilerini kaydettikten sonra gidebileceğini söyledi.

Yeniden hastanenin kapısından çıktığında bu defa boynundaki fuları çıkarıp, kapşunun üzerinden bağladı sıkı sıkı. Yavaş adımlarla caddeye doğru yürüdü yeniden. Alnındaki zonklama dışında bir acı hissetmiyordu neyse ki.

(devam edecek)

Bir Bahar Hikayesi adlı hikayenin diğer bölümleri için linklere tıklayınız

Bölüm 1

/https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/24/994/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/25/bir-bahar-hikayesi-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/26/bir-bahar-hikayesi-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/27/bir-bahar-hikayesi-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/28/bir-bahar-hikayesi-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/04/29/bir-bahar-hikayesi-bolum-6/

Bir Bahar Hikayesi Bölüm 2’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s