Yazılarım

Kiraz Senfonisi Allegro (Bölüm 1)

itsuki_koizumi_under_a_sakura_tree_by_lelouchbrittania-d4rqmnc“HER AN ÖLÜMÜ YAŞAYAN KUTSAL AĞAÇ SAKURA”

Ilık rüzgarın müziği ile kiraz ağaçlarının üzerine konmuş pembe  kelebekler gibi uçuşan çiçeklere takıldı gözü, yolun kenarına sırayla dizilmiş ağaçlar dalgalanan pembe bir hayal denizini andırıyordu. İnsan bir masalın içinde olmak istese ancak böyle bir yer seçebilirdi herhalde. Saçlarını belli belirsiz okşayan rüzgara karşı kapattı  gözlerini yine de, az önce hafızasına işlediği bu görüntüden, diğer herkesi çıkarmak istiyordu şimdi. Kendi aden bahçesinin içinde huzurlu bir ruh olarak, kulaklarına dolan kuş seslerini aldı bir tek var olduğu yeryüzü alanından.

İşte şimdi yapayanlızdı bu pembe denizin içinde, yemyeşil toprağa düşmüş pamuk şekerler gibi duran pembe çiçeklere baktı, ağaçların kızıl kahve gövdelerini saran kelebekler ve kuşlar sadece ona aittiler şimdi.

Az önce, sohbet ederek yürüyen insanları silmişti bu tablodan, yüzündeki gülümsemenin kaslarına  yaydığı mutluluğu, yüzünde hissettiği baharı ve canlılığı duyumsadı huzurla. Derin bir nefes aldı cennetinden. Kollarını bankın iki yanına uzatıp, evrenin müziğini dinlemeye başladı.

Dakikalar geçtikçe rüzgarın içinde uçuşan o pembe çiçekler ve kelebeklerle süzüldü ağaçların arasında, bedeni ile cennetinin arasındaki sınırları kaldırıp özgür bıraktı kendini.

Ufak bir çan sesi duydu  önce, sonra bir daha, incecik camın kenarına dokunan bir metal parçası gibi kırılgan ses tekrarlandı kullaklarında, kokunun değiştiğini farketti sonra, bu cennete ait olmayan bir kokuydu bu, bazen acı, bazen kederle insanı sarhoş eden bu kokuyu tanıyordu. Yavaşça geri geldi bedeni, kollarını toplayıp açtı gözlerini, hala diğerlerinin olmadığı cennetinde olmasına rağmen yanında oturan adamın çekik gözlerine takıldı, onu buraya o getirmemişti.

Adam elinde tuttuğu iki kadehten birini uzattı ona, kendi elindekini dolduran açık kızıllık, hemen aralarında duran şişeye aitti. Daha önce gördüğü kırmızıdan farklı ama aynı kokuya sahip bu içeçeğin adamın omuzlarında taşıdığı yüke eşlik ettiğini anladı. Ruhu sarhoş bir adamın cennetinde olmasından tedirgin mi olmalıydı emin olamıyordu şimdi. Adamdan aldığı kadehi aralarındaki şişenin yanına bıraktı yavaşça. O zaman gördü kapağında kocaman demir bir kapının resmedildiği o kitabı. Adamın olmalıydı.

“Sormaycak mısın?” dedi adamın bin yılın kederi ile yüklü sesi, elindeki açık kızıllığı kitabın yanında duran boş kadehe  boşaltırken.

“Neyi sormalıyım?” dedi onun zamana karşı hiç bir acelesi yokmuş gibi ağır hareketlerini izlerken.

“Burada ne yaptığımı?”

“Aslında belki de kalkıp gitmeliyim diye düşünüyordum.”

Kadehi alıp ona uzattı adam, “Hep buraya gelirim biliyor musun?” dedi gözleri, sesinden ayrı bir boşluğa dalıp gitmişti çoktan, kadehi verip oturdu yeniden bankın diğer ucuna.

Elindeki kadehin içinde henüz meyve açmamış ağaçların kiraz kokusu doldu burnuna, öyle tanıdık ve güzel bir sarhoşluktu ki hatırlardığı. Gözlerini kapatıp, yeniden kokladı bu masalı.

“Sevdiğim kadın bir yazardı” diye girdi adam söze yeniden, açmadı gözlerini, kokladığı masalın sarhoşluğu, adamın bin yıllık kederli sesinin panzehiri gibi yayıldı bedenine. Az önce  gördüğü o karanın karası gözlerin aydınlık ışıltıları olduğu zamanları olduğunu anladı. Bir kadeh masalın içine bıraktı kendini, boğazından aşağıya kayan kiraz dolu lezzetin, bu sarhoşluğu az sonra tatlı bir rehavete dönüştüreceğini biliyordu. Tanıdığı bir masaldı bu.

“Onunla tanıştığımızda henüz çok gençtik” dedi adam.

“İnsan klavyenin tuşlarına piyano çalar gibi basarak yazabilir mi? Yazıyordu, hayat yolumdaki her taşın üzerinde onunla attığım adım bir senfoniye dönüşüyordu. Benim yegane müziğimdi o. Şimdi senin oturduğun yerde otururdu benimle buraya geldiğinde, baharın pembe kelebekleri onun müziğine gelirdi burada, ben sadece gözlerimi kapatır ve yaşardım. ”

“İyi ama burası benim cennettim” dedi kiraz kokulu dudakları.

“Evet senin cennetin ve bir dost cennetinde kalan senfoniyi dinlemeye geldim yeniden. Onu öyle seviyordum ki, çocukluğumun şahidi en yakın dostumun yüreğinde de onun için havalanan kuşlar olduğunu farketsem bile, görmeze geliyordum. Henüz öyle gençtik ki, o birlikte isimlendirilmiş bir hayatın duyulması için erken diyordu sürekli, ikimize ait bir sarhoşluğu, birbirimizin kollarında yaşıyorduk gizlice, çok az insan biliyordu  beraberliğimizi, hukuk fakültesini henüz bitirmiştim ama aldığım bir kaç dava ile insanlar beni tanımaya başlamışlardı. Hayat ruhumun yükselmesi için yazdığı senfoniyi giderek güçlendiriyor, onun notalardan örülmüş saçlarındaki güzel kokuyu içime çektikte, olmasını istediğim her şey bana geliyor gibiydi. O ikimizin notalarını, romanlara yazıyor, ben ise, işimde bir sihirbaza dönüşüyordum neredeyse, kazanamadığım hiç bir dava yoktu.”

Durdu adam. Keskin bir acılık hissetti rüzgarda, mutluluğu çağıran bir çığlık değildi bu, kulaklarını yırtarcasına bir şiddetle aktı yüreğine ve saplanıp kaldı orada. İnledi acıyla, öne doğru bükülen bedeni kaldı bir süre gevşeyemeden. Kendi cennetine acıyı getiren bu adamı dinlemeye devam etmeli miydi?

“İç o kadehi, acın dinecek” dedi adam sessizliğini bozarak. Kiraz kokulu ıslaklığı hissetti dudakları, boğazından şifalı bir nehir gibi aktı yüreğinde göl oldu, ışıltılı ateş böcekleri yükselip aydınlattı içini yeniden. Yaslandı arkasına.

Adam onun acısının dindiğini anlayana kadar bekleyip devam etti sözlerine “Bir gün gitmesi gerekti bu şehirden, bir kaç günlük kısa bir seyahat olacaktı sadece, sonra müziğimize kaldığımız yerden devam edecektik beraber, ama bu sefer bu müziğin adı olmasını istiyordum artık. Geldiğinde ona evlenme teklif edecektim. Sadece son zamanlarda şiddetlenen ağrılarım yüzünden doktora gitmem gerekiyordu, sonra yüzüğümüzü alacaktım ve bekleyecektim onu.”

“Gitti. Gittiği gecenin sabahında banyo çöpünde gözüme ilişen şeyin, hayatımızın müziğine eklenecek minicik bir canı müjdeleyen o testlerden biri olduğunu anlamam beş dakika sürdü, beş dakika boyunca, müjde rengini seçen gözüme rağmen öylece kaldığımı hatırlıyorum. Baba oluyordum, bunun başka açıklaması yoktu, senfonimizi taçlandıracak o yüzüğü bir an önce alıp, kendi canımızı kattığımız o can parçasının yolunu açmam gerekiyordu artık. Randevum o sabahtı, doktorum eskiden beri tanıdığım bir dostumdu. Ünlü bir avukat olmanın dezavantajı insanın çok faza dostunun kalmayışıydı ama o benim için her zaman öyle kalacaktı.

Hastaneye gittiğimde tahlil sonuçlarımı eline almış beni bekliyordu. Ona baba olacağımı söylemeliyim diye geçiriyordum içimden ama önce hayatımın bestecisi ile paylaşmalıydım bunu, onun güzel sesinden duymalı ve sonra haykırmalıydım dünyaya, bir şey söylemedim.

Ama o hayatımın tüm orkestrasını susturacak kelimeleri buldu ve söyledi.

“Kansersin!”

Duyduğum en müziksiz kelimeydi bu, buz gibi soğuktu, öyle soğuktu ki, senfonin tüm notalarıı donmuş küçük odasının tavanından üzerimize sarkıyordu sanki. Tam üzerimdeki “mi” sesinden bir damla eriyip düştü göz pınarıma, buz gibi aktı yanağımdan.

Eşlik edecek  bir şarkı bulamayan dudaklarım sustu, “Altı ay belki” dedi doktorun sesi, cam kırıklarına dönüp yağdı tüm notalar üzerimize, ikimizin de kanayan yaraları ile dolu o odada duramadı bedenim. Sessizce kalkıp çıktım dışarı. Buraya kadar yürüdüm. İşte tam buraya kadar. ”

Ayağa kalkmıştı bunları söylerken, kendi etrafında bir tur atıp, kadehini kaldırdı bana doğru.

“İçsene!” dedi yine. İçtim acı bir kez daha yıkandı, kiraz dolu kadehin ırmağıyla. Doldurdu ikimizin de kadehlerini yeniden.

“Bir plan yaptım.” dedi pişmanlık sesinden yayıldı bir anda bütün ağaçlara, pembe kelebekler kaçıştılar ağaçlardan ve bir bir döküldüler yemyeşil çimenlerin üzerine, kadehin üzerine düşen kar tanesine takıldı gözüm. O ise kollarını iki yana açmış, yağan kara meydan okuyor gibi duruyordu öylece. Benim cennetime kar yağdıran adamdı o şimdi. Karşımda durmuş, mevsimler geçiriyordu gözlerimin önünde.

Kollarını indirdi ve bir yudum daha aldı kadehinden.

“Bir kadın ile anlaştım, çok para verdim ona, iki ay boyunca benimle yaşayıp sevgilim gibi davranacaktı, ne istiyorsam yapacaktı. Kabul etti, param kadar kölemdi. Onun geleceğini bildiğim gün bir adamımı istasyona yolladım. Trenden inipte bana ulaşana kadar olan her adımını haber verdi bana. Tahmin ettiğim gibi eve  uğramadan gemişti bana, biliyordum öyle yapacağını. Binanın girişinde olduğunu öğrenince planımı uygulamaya başladım, kiralık kadın ve ben soyunup girdik yatağa, onun anahtarı dönerken başladık ezberlediğimiz sözleri söylemeye. Ateşli bir sevişmenin ortasında ona ne kadar aşık olduğumu ve artık ondan başkası ile olamaycağımı söyledim. “O ne olacak?” dediğinde, o bir hevesti, benim için sadece sen varsın diye çınlattım sesimi. Onun yüreğine saplanan hançerin çıkardığı sesi duydum o anda. Gözyaşlarımın boğduğu hıçkırıklarımı duymasın diye seni seviyorum diye bağırdım yatağımdaki kadına, oysa belki de son çığlığımdı o içeride parçalanan yüreğe. Onu seviyordum, sadece onu.

Kapının sertçe kapandığını duyduğumda bıraktım kendimi yastıkların üzerine, kadın giyinip gitti konuştuğumuz gibi. Ruhum zaten çoktan terketmişti beni, çırılçıplaktım hayatın içinde şimdi, müziğim, yüreğim, ruhum hepsi çıkıp gitmişti.

Senin cennetim dediğin bu yolun kiraz kokulu bir şişeye doldurulduğunu keşfettiğimde içimdeki acıyı saracak tek ilaç olduğunu anlamıştım.”

Doldurdu yeniden boşalan kadehini. Benimkini de. İçimde acı dolu bir keman çalıyordu sanki şimdi, ağlıyordu çalarken, kar düşüyordu yavaş yavaş, onun siyah saçlarına düşen beyazlıklara dönüşmüştü kar. ağaçlar susmuş, kuşlar ve kelebekler göç etmiş olsa da, yağan bu karın içinde bir yerlerde bir müzik çalmaya devam ediyordu yine de, bir piyanonun tuşlarına dokunuyordu sanki her kartanesi ve içimde çalan kemana eşlik ediyordu.

“Duyuyorsun değil mi?” dedi bana dönüp, “Senin duyduğunu biliyorum, uzaklarda benim senfonim çalınıyor hala. Daha bitmedi bu öykü” dedi göyüzüne bağırarak ve yine kollarını açarak dansetmeye başladı yağan karın altında…

(devam edecek andante)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s