Bir Kahvelik Okumalar

Ben sizin kızınızım! 

Çocukluğu boyunca çevresindeki çoğu insanın, onun aile bireylerinin fiziksel görünümlerine hiç benzemediğini söylemesi ile başlayan kafa karışıklığı, eğlenceli bir maceraya neden olmuştu. Henüz okula başlamadığı yıllarda, bu söylemlerin yarattığı  endişeyle annesine, “Ben neden size hiç benzemiyorum?” diye sormuş, annesi ise yorgun bir günün ardından beklemediği bu soru karşısında “Seni çingenelerin torbasından aldık!” deyivermişti. Bu geçiştirme cümlesi ile başlayacak olan macerayı tahmin etmesi gün için imkansızdı. 

Çevrenin sürekli kime benzediğini sorgulaması ve annesinin “çingenelerden aldık” ifadesi üzerine, gerçek ailesini aramanın peşine düşeceği kimsenin aklına gelmemişti.

 İçinde kayıp bir çocuk olmanın derin üzüntüsü ile yaşarken, babasının bir yere giderlerken kardeşi ve onu , sahibini tanıdıkları komşu sinemaya bırakıp, döndüklerinde alacağını söyleyerek gitmesi   her şeye tuz biber olacaktı. 

O dönemin meşhur aktörlerinden Ayhan Işık’ın filmleri sinemada dönüşümlü olarak gösteriliyordu, iki kardeş aileleri dönene kadar daha önce de bir kaç kez bu sinemada beklemişlerdi. Sinema sahibi sıkılmasınlar diye iki küçüğü biletsiz salonun önündeki koltuklara oturuyor, peşpeşe gösterilen filmleri izlemelerine izin veriyordu. Henüz evlerde televizyonun olmadığı bir dönemde sahip oldukları bu büyülü ayrıcalık ikisinin de gözlerini ayırmadan perdeye bakmasına neden oluyor, aileleri çok gecikirse de, ikinci seansın sonunu göremeden koltuklarda uyuyakalıyorlardı. 

O gün yine sinemaya bırakılacaklarını duyunca ikisi de çok sevinmişti. Salon kararıp, o zamanlar sinemalarda olan ağır ve büyük perdeler açılınca, gözlerini perdeye dikip izlemeye başladılar. 

Film, kızını arayan acılı bir babayı anlatıyordu. Filmin başında mutlu bir aile tablosu yaşanırken, küçük kız ortadan kayboluyor ve aile perişan oluyordu. 

Filmin en duygusal sahnelerinden birinde Ayhan Işık kızını arama peşinde maceralar yaşarken, onu çingenelerin kaçırdığını öğreniyor ve  gözleri dolu dolu “Kızımı çingeneler kaçırdı, onu bulmak istiyorum.” diyerek ağlıyordu. Yarısı dolu salonda önde oturan küçük kızın birden bire ayağa fırlayıp, “Benim sizin kızınız, benim!” diyere bağırması ile bir anlığına herkes filmden kopmuş olsa da, bir iki gülüşmenin ardından salon eski haline geri dönüp filme dalmıştı. Öndeki küçük kız hariç.  

Okul öncesi bir çağda yanında aile olmadan film izleyen iki kardeşten birinin bu çığlığı, o an için kimseye bir şey ifade etmemişti ama,  ekrandaki ince bıyıklı, uzun boylu bu yakışıklı adamın babası olduğuna inandığı andı onun için. Evet o Ayhan Işık’ın kızıydı, çingeneler onu kaçırıp babasından ayırmıştı, şimdiki ailesi onu çingenelerden alınca da zavallı babası izini kaybetmiş, acılar içinde onu arıyordu. Bir an önce babasını bulmalı ona iyi olduğunu söylemeliydi. Film bitene kadar kıpır kıpır zor oturdu koltukta, kardeşine bu acı gerçeği şimdi açıklayıp onu üzmek istemiyordu. Zaten o çığlık attığı sırada oğlancık çoktan derin bir uykuya daldığı için olanları farketmemişti. 

Filmin sonunda, babasının tanıdığı olan sinema sahibi, onları ailelerine teslim etti, ama sinemada yaşanan bu küçük olaydan hiç bahsetmedi, belki o da farketmemişti. O da hiç sesini çıkarmadı, ona bakan bu insanları şimdi heyecanlandırmanın gereği yoktu. Nasılsa babasını bulunca, o herşeyi anlatırdı gelip. 

İçi içine sığmadığı için, eve döner dönmez izin alıp, en iyi arkadaşı Bengü’lerin kapısına koştu. Olanı biteni bir solukta ona anlattı. Bengü sessizce dinledikten sonra, gözlerini kocaman açarak “İki apartman aşağıdaki binanın adı Işık biliyor musun? Belki de senin babanın evidir orası!” deyiverince iki küçük kız hayatlarının macerasına başladılar. 

Bu defa Bengü’nün annesinden dışarıda oynamak için  izin alıp,  koşa koşa Işık Apartmanı’nın önüne gittiler. Henüz ne yapacaklarını bilmiyorlardı  ama,  öncelikle bekleyip, binaya girip çıkanları incelemenin en doğrusu olacağına  karar verdiler. Kapı her açıldığında görünen  veya binaya giren herkesin yüzü ile onun yüzü arasında bağ kurmaya çalıştılar bir süre. Aslında son giren genç kadının saç rengi uymasa da gözleri ve burnu onunkine oldukça benziyordu. Burası kesin onun ailesine ait olmalı, o genç kadında yakın bir akrabası, teyzesi filan olmalıydı. Annesi olamazdı, çünkü filmde annesini de görmüştü. Teyzesi olabilecek kadının hangi dairede oturduğunu öğrenmek için, sonraki günlerde gene takip edip daireyi tespit etmeye karar verdiler. Artık geç olduğundan orada daha fazla bekleyemezlerdi. 

Bir kaç gün sonra Işık Apartmanı önünde geçen uzun saatlerin ardından, genç kadını yeniden gördüler, o apartmana girer girmez peşine düşüp, hangi daireye girdiğini tespit ettiler. Işık Apartmanı, dokuz numara. İşte onun ailesinin adresini tespit etmişlerdi. Kadın kapıyı kapatıp içeri girince, sessizce merdivenleri çıkıp kapının önüne geldiler. Bu kapının ardında onu bekleyen ailesi ve hayatı olduğunu konuşup, iyice heyecanlandılar. 

Bengü kapıyı çalıp kendini tanıtmalısın diye ısrar etse de, heyecandan dışarı çıkacak kalbiyle bir türlü buna cesaretini toplayamayınca birlikte aşağı inip, başka zaman denemeye karar verdiler. Nasılsa evi bulmuşlardı. Hem teyzesi sandıkları kadın, teyzesi olmayabilirdi. Apartmanın girişine geldiklerinde dokuz numaralı posta kutusunun kapağını aralık görünce, akıllarına babasının gönderdiği mektupları burada bulabilecekleri düşüncesi geldi. Böylece bu kadını hiç araya sokmadan doğrudan ona ulaşabilirlerdi. Parmak uçlarında doğrulan Bengü dokuz numaralı kutunun kapağını aralayınca bir kaç mektup yere düştü. Hemen eğilip dökülen mektupları topladılar ve kimseye görünmeden binadan çıktılar. 

Henüz okula gitmedikleri için okumaları yoktu, Bengü apartmanın adını babasından duymuştu. çünkü o apartmanda oturan bir arkadaşı vardı. Ona kadar sayıları bildikleri için daire numarasını okuyabilmişlerdi ama ellerinde sımsıkı tuttukları bu mektupları kim okuyacaktı şimdi? 

Eğer babası onu arıyorsa, mutlaka onun için mektuplara para koyuyor olmalıydı, kızının çingenelerin elinde aç ve susuz perişan olmasını istemezdi elbette. Çingenelerin elinden, başka bir aileye gittiğini bilmiyordu ki? O halde mektupları açıp en azından babasının yolladığı para var mı diye bakıp, sonra onları kutuya geri koyabilirlerdi. 

Aceleyle zarfları açıp içlerine baktılar, yazı dolu kağıtlardan başka bir şey yoktu. Yine sessizce apartmana girip açık zarfları posta kutusuna bıraktılar, ama bunu her gün yapmaları gerekiyordu. 

Ertesi sabah tam heyecanla Bengü’lere gideceği zaman, annesi o gün köye babaaannesinin yanına gideceklerini söylediğinde başından aşağı kaynar sular inmişti. Köye gidip bir hafta orada kalacaklardı, çünkü babaannesi onları çok özlemişti. Bengü’ye bile haber veremeden annesinin onlar uyurken hazırladığı çantaları alıp, çıktılar evden. Babasını arama macerasına bir hafta ara vermesi gerekiyordu. 

Ailesinin anlayamadığı bir hüzün ve heyecanla köyde geçen bir haftanın ardından eve döndüklerinde ne yazık ki gece yarısı olduğundan Bengü’ye gitme şansı olmamış, sabah uyanır uyanmaz hızlıca kahvaltısını yapıp sokağa fırlamıştı. Bengü bir haftadır ondan haber alamayınca onu yine çingeneler kaçırdı sanıp, paniğe kapılmış, sonra annesinden köye gittiklerini duyunca rahatlamıştı, iki küçük kız kapının aralığında fısıl fısıl konuştuktan sonra, Işık Apartmanı’nım önüne koştular. 

Pencerelerinin ön cepheye baktığından emin oldukları dokuz numaralı dairenin camına yapışmış koca ilanı görünce ikisi de büyük bir şoka girdiler, bu ilanı daha önce kendi binalarında boşalan daireler satılığa çıktığında da görmüşlerdi. 

Işık Apartmanı, dokuz numaralı daire boşaltılmış ve satılığa çıkmıştı, onu buralarda bulacağından ümidi kesen teyzesi başka yere taşınmış olmalıydı, hem de ona bu kadar yaklaşmışken. Bir anda hüngür hüngür ağlamaya başladı, Bengü ona ailesini bulmak için başka yöntemler de bulabileceklerini söylese de, o hayatında eline geçirdiği en iyi fırsatı kaçırdığını düşünüyor, şimdi babasının onu hiç bulamayacağını haykırıp ağlıyordu, 

Arkadaşının haline çok üzülen Bengü’nün olan biteni o akşam annesine anlatması sonucu, kadıncağız ertesi gün soluğu onların evinde almıştı. Bir gün önce gözleri kıpkırmızı eve dönüp, hiç açıklama yapmadan uyuduğu için annesi ne olup bittiğini anlayamamış, Bengü’nün annesini de kapıda görünce en iyi arkadaşı ile kavga ettiklerini sanmıştı. 

Bengü’nün annesinin anlattıklarını dinledikçe annesinin yüzündeki gülse mi, ağlasa mı bilemediği o karışık ifadeyi hiç unutmayacaktı. İki kadın bütün gün onu Ayhan Işık’ın kızı olmadığına ikna etmeye çalışmışlar, sonunda hastane de nasıl olmuşsa doğduğu gün çekilen fotoğrafı eski albümlerden çıkarıp ona göstermişlerdi. Yine de fotoğraftaki bebeğin kendisi olduğuna baştan ikna olmamış, sonunda annesi göz yaşlarına boğulup ona sarılınca, ancak gerçek annesinin böyle sevebileceğine ikna olmuştu. 

Şimdi ne zaman Ayhan Işık ile ilgili bir şey duysa veya görse gözleri dolar, kendisine ve annesine ettiği bu komik işkenceyi hatırlardı. Tabi baba yerine koyduğu ünlü yıldıza içinden dualar ederek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s