Yazılarım

Hayat Ağacı

gulserenkilinc_the-hands-of-my-motherBir çok inanış ve kültürde farklı betimlenen bir kavramdır Hayat Ağacı.. Göğün yedi katını simgeler, yukarı doğru uzanmış yedi kat daldan ibarettir bedeni.. Bazen üzerinden havalanmaya hazır kuşlar, bazen evrenin gücünü temsil eden bir ejderha, bazense gövdesine sarılmış bir yılanla resmedilmiştir yüzyıllardır farklı insanlarca… Her kültür kendi algısını yansıtmıştır hayat ağacına, kimi resimleyerek, kimi nakışayarak ama hepsi bu ağacın varlığına inanarak va kabul ederek yaşamışlardır.

Peki neden hayatı bir ağacın gövdesine hapsetmişlerdir acaba? .. Herşeyin başlangıcıdır belki de ağaç onlara göre, hayatın başlangıcı ya da ta kendisidir…

Nedir hayat sahiden?

Her birimizin kader diye adlandırdığı bir çeşit bilinmez mi? Dilimizden düşürmediğimiz “her şeyin hayırlısı” ve “kısmet”lerle bezenmiş bir süreç midir gerçekten?

Hayat bir “ödül”dür benim için, yaşamam gerekenlerle, yaşamak istediklerimin karışımı bir kokteyl gibi…

Gerekenlerle, istediklerimi yeterince iyi dengeleyemediğimde acılaşan, ama dengeyi bulduğumda tadına doyamadığım bir serüven…

Bu yüzden severim doğumgünlerimi, hala şansım var demektir, hediye edilmiş bir yılım daha olur yaşamak için.. Elbette doğumgünlerinde ölmez insanlar, ama yine de bir sonraki doğumgünüme kadar beklemek heyecan verir baba. Hayatın bir yerlerine gizlenmiş ödülleri aramak, dönülmemiş köşelerde rastlamak onlara, bir puzzle’ın parçalarını tamamlamak gibi gelir…

Hayattan bezmişliği, hayata küsmüşlüğü hatta hayattan vazgeçilmişliği hiç anlayamam bu yüzden.. Tamamlanmamış bir puzzle’dan nasıl vazgeçer insan, daha tümünü görmediği bir resmi nasıl değerlendirebilir…Tüm istek ve arzularımızın ötesinde bir hediyedir hayat bizler için, neden öncelikle bir hayat sahibi olmaktan memnun olmaz insanlar anlayamam.. Nefes almayanlardan ne farkımız kalır ki o zaman..

“Gerekenler ve istediklerimiz” kadar basit bir formüle dayalıdır gerçekten oysa her şey.. Mucizeler, sırlar üzerine kitaplar yazılır hayata dair.. Umut taciri olduklarını düşünürüm ben bunları yazanların, insanların umutları üzerine kurulan kurgularla zengin olurlar onlar. Çok sihirli, saklı, gizli bir şeyin formülünü verdiklerini söylerler, yüzyıllardır gizli kalmış bir gerçeği açıklarlar kitaplarında… Basit sorunlara kompleks çözümler üretirler kendilerince, kimsenin bilmediğini bilirler, kimsenin yapamadığını yaparlar sanki.. Gülerim..

Oysa kafanızı çevirip camdan dışarı baktığınızda, ama öylesine değil gerçekten baktığınızda gördüğünüz her şeyin basit bir denge üzerinde durduğunu anlamak zor değildir ki.. Yaratıcı tüm evreni basit bir denge üzerine oturtmuş da, sırf Adem ile Havva bir hata yaptı diye biz insanlara karmaşık yollar mı sunmuştur mutlu olmak için.. Bu kadar mı cezalıyızdır… Bir düşünün herşeyi insanlar için yaratan bir Tanrı bu kadar acımasız olabilir mi gerçekten…

Dünya üzerindeki en güzel, en bedava şeye ulaşmak için gizli formüller keşfetmek, labirentlerde dolaşmak, gizemlere mi uğraşmak gerekir gerçekten? Bir çocuk nasıl gülümsüyor o zaman hiç düşündünüz mü? Hiç bir şey bilmeyen bir bebek nasıl bağlanıyor hayata…

Hayat ağacı beklide yüzyıllardır bu dengeyi anlatmaya çalışıyor insanlara kimbilir..?

Doğadaki her şey kadar güzel, sade ve erişilebilir olduğunu anlatıyor hayatın..

Bir sembol belkide bizlere sunulan…Akla uzak sayılmaz, çünkü semboller gerçekten akılda kalıcı ve bir çok anlamı birden bünyelerinde barındırmaları nedeni ile insanoğlunun vazgeçemediği bir evrensel dile dönüşmüştür. Dil, din, ırk gözetmez semboller…Bir sembol ile birden çok şeyi anlatmak hatta gizlemek bile mümkündür, söylenmesi istenmeyenler de bir sembolle gizlenebilir gözlerden, sadece bilenlerin anlayacağı şekiller ile ifade edilebilir pek çok şey.. Hayat ağacı da böyle bir semboldür aslında.. Görebilenlerin çözdüğü, bakıp da göremeyenlerin çok şey kaybettiği bir sembol…

Topraktan başlayıp, göğe uzanan belirli bir bilincin yerleşmesiyle sağlamlaşan ve sonrasında aynı bilincin seçimleriyle dallanıp budaklanan ve iyi bakıldığında dalları gökyüzüne ulaşan, bakılmadığında ise yeniden toprağa karışan bir ağaç değil midir hayat bu sembolde…

En temel bilince ulaştığım andan itibaren oluşan çevresel ve ailesel faktorlerin bütünlediği dönemi ağacın ilk gövdesi sayarsak, ondan sonra yükselen bilincimle oluşan karakterim ve ardından kendi kararlarım sonucu çizdiğim yollar ve vardığım ve/veya varabileceğim sonlarda bu ağacın dalları olsa gerek diye düşünüyorum o yüzden.

“Kader nedir?” o zaman…

Kimileri derler ki – kimlerin dediği değil burada önemli olan – ‘Kaderimizde sadece “doğum”, “evlilik” ve “ölüm” yazılıdır’, gerisini bizler seçeriz..

Aslına bakarsanız “evlilik” konusunda şüphelerim olsa da, “doğum ve ölüm” arasında kalan boşluğu bilincimizin doldurduğu konusuna katılıyorum bende.. Aksi durumda günah ve sevap diye adlandırdığımız iyilik ve kötülüklerimizin ne anlamı kalırdı düşünsenize…Hayat tek bir senaryodan ibaret olsaydı, o zaman önceden yazılmış bir oyunu sahneleyen kuklalardan farkımız kalmazdı bu dünya üzerinde… Bütün olasılık hesapları tutardı o zaman…

Kader diye bir şey olmadığını savunmuyorum kesinlikle, ama hayatın başlangıcından sonuna değil uzanan tek bir kadere değil, her seçimim arifesinde ulaşabileceğim yolların bütününün kader olduğuna inanıyorum sadece.

Yani kader hayatım boyunca vermek zorunda kaldığım basit veya zor her kararın sonunda yaşayabileceklerimdir benim için.

Her karar farklı kaderlere götürür bu yüzden bizi.. Ağacın gövdesinden ayrılan dallar her kararda yeni dallara filizlenir bu yüzden, hangi dalda durmak istediğimi ben seçer, hangi kaderi yaşamak istediğime ben karar veririm. Ancak olması gerekenler varsa bu yolculuk içerisinde karşıma çıkan, bunların kaderin bir oyunu değil, daha iyiye ulaşmak için aşılması gereken engeller veya sınavlar olduğuna inanırım. Eksiklerimi tamamlamak için öğrenilmesi gereken derslerdir onlar benim için, daha yükseğe ulaşmak için harcamam gereken eforlar vardır demek ki…

Özetleyecek olursam, seçimlerimizi kendimiz yapar, o seçimin alternatif sonuçlarını göze alır ve her kısa vadeli seçimin ardının yeni bir yolun başlangıcında yine bir çok seçim yapmak zorunda kalırız.  İyi ve kötü arasındaki farkı görüp, irade ve nefsimizi dengeleyip bulduğumuz doğrulardır bizi yükseltecek olanlar. İnişlerin bir kısmı olması gerekenler, bir kısmı yalnış seçimlerin sonuçları olabilir bilinmez.. Ama her inişten sonraki çıkışı bulmak ancak kendi başarımız olabilir.

O halde herkesin kendisine ait bir “Hayat Ağacı” vardır diyebiliriz. Dolayısıyla bu ağacın diğer ağaçların arasından yükselip dallarını gökyüzüne ulaştırması da bizim elimizde olmalı. Başkalarının ağaçlarının gölgesinde kalmak değilse tercihimiz elbette..

Kararlarımızı olması gerekenlerin önünü kesmeden, isteklerimizi yerine getirebileceğimiz bir denge ile almayı başardığımızda zaten mutluluğu bulacağız demektir bu yüzden…

BU ORMANDA GÖKYÜZÜNÜ GÖREBİLEN BİR AĞAÇ OLMANIZ UMUDUYLA…

21.05.2007

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s