Beşik Kertmesi – Bölüm 1

Köyün hemen yukarısındaki evlerde bir kaç yıldır yerleşen kadınlar, bütün köyü rahatsız ediyor gibi dursa da, yine  de ne muhtarın ne de her gün kahvede toplanan onlarca erkeğin bir müdahalesi olmuyordu.

Köyün kadınları o evlerin varlığı gün yüzüne çıkalı beri, küçücük köyün içinde kocalarının ve diğer köylünün yamaca doğru bakmalarından bile huylanır olmuşlardı. Dereye çamaşır yıkamaya gittiklerinde, kadınları derede serinlerken bulduklarında, köy meydanına toplanıp bu işin bir an önce hallolması için tepki vermiş olsalar da, değişen bir şey olmamıştı.

Neslihan annesi o iki yaşındayken öldüğü için babası  ile yaşıyordu. Ellisine merdiven dayamış olan Mehmet bey ile her gün doğumunda tarlaya gidiyor, akşama da yorgun argın eve dönüyorlardı. Bu yüzden dereye çamaşıra gittiği günler dışında köyde olup bitenlerden haberi olmuyordu.

Yamacın üzerindeki evlerin gece boyu ışıklarının yandığı, köyün erkeklerinin karanlıkta görünmeden yamaca çıkmak için türlü oyun ettikleri derenin başında gündemin ilk konusuydu. O sessizce işini yapıyor sonra leğenini alıp dönüyordu eve.

Derken köylüden bir kaç kişinin aniden ateş, titreme ve kusma ile başlayan belirtiler göstermesi ile bütün köye kadınların hastalık getirdiği dedikodusu yayılıvermişti. Bir haftanın içinde köyde dokuz kişi hastalanmış, Sami efendinin küçük oğlu ise vefat etmişti.

Köyün yaşlıları bunun bir veba olabileceğini söyleseler de, kadınlar bu hastalığı köye o kadınların getirdiklerini ve o eve giren çıkanlarında hastalığı köye taşıdıklarından emindiler.

Bir ay içinde köyde üç kişi ölmüştü. Kadınlar bir gece ellerinde meşalelerle yamaca tırmanmış, evleri ateşe vermeye kalkmışlar, yamacın namlı kadınları çığlık çığlığa köyü terketmişllerdi. Kadınların gitmesiyle kesilmeyen hastalık yüzünden bu kez köyün erkekleri evin mikrop saçmaya devam ettiğini iddia ederek evleri ateşe vermişler, küllerin üzerine de kireç dökmüşlerdi.

Hastalıktan kaybı olanlar, ölen kişilerin eşyalarını götürüp yamacın başında yakıyorlardı ama mikrop korkusuyla evlerinin önünden bile geçmek istemeyen diğerleri yüzünden huzurlu bir yas dönemi yaşayamıyorlardı.

Herkes birbirine hastalığı bulaştıracak endişesi ile bakmaya başlamış, köyde hijyen ve dikkat hiç olmadığı kadar artmıştı. Sonunda köyün sürekliliği için hastalık görülen evlerin kapılarına işaret konmaya başladı.

İlçeye hastasını götürebilenlerin hastaneden aldıkları yanıt bunun bir veba salgını olduğuydu ve böyle giderse köy karantinaya alınacaktı. Hastalık veba da olsa kadınlar yamacın ordaki evlerden yayıldıklarına emindi yine de.

Neslihan’ın babası ateşlendiğinde ne yapacağını bilemedi önce, köyden birinden yardım istese kimsenin korkudan gelmeyeceğini biliyordu. Kendi başına babasını kaldırıp ilçeye götürmesi de söz konusu değildi. Bir hafta evden çıkmadan babasına baktı ama zavallı adamcağız bir haftanın içinde hayata gözlerini yumdu. Şimdi Neslihan’ların kapısının önünde de o işaret duruyordu.

Neslihan’ın amcası dengesiz hareketleri ile köyde sürekli konu olan oğlunu biraz olsun gözlerden uzak tutabilmek için, derenin öbür yanına bir ev yaptırıp taşınmıştı. Köyden uzak durdukları için hastalık henüz onların evine ulaşamamıştı. Köyde çıkan dedikodular yüzünden erkekleri yamaca çıkmayan evlerden biri olduğunun gururu ile dolaşıyordu Mustafa bey. Yine de hastalık kaparım korkusu ile köye fazla uğramıyor, az akıllı oğlunu da göndermiyordu.

Kardeşinin salgından öldüğünü öğrendiğinde bir kez bile uğramadığı yeğeninin yanına gitmesi şart olmuştu. On sekiz yaşındaki Neslihan köyde tek başına yaşayamazdı ve ev işaretli evlerden biri olmuştu. Kızı alıp eve  getirse hastalığın onların evine de geleceğinden korktuğu gibi, kardeşinin de yamaçtaki evlere çıkmış olduğu dedikodusu da başlayınca Neslihan’dan bir an önce kurtulması gerektiğine karar verdi. Komşu köylerden Ziya ağa bir ay önce haber göndermişti Neslihan’ı derede görmüştü kız kardeşi ve ağabeyi için uygun bir zevce olacağına kanaat getirmişti.

Mustafa o zamanlar umursamadığı bu teklifi kardeşine açmamıştı bile ama şimdi bu teklifi değerlendirmenin tam sırası gibi duruyordu. Oğlunu Ziya ağanın evine yolladı. Eğer hâlâ Neslihan’ı gelin istiyorlarsa buyurup gelsinlerdi.

Neslihan’ın zavallı babasının öldüğü haberi köyün sınırlarını aşıp, İzmir’de yaşayan askerlik arkadaşı İsmail beyin kulağına kadar gitmişti. İsmail bey ile Mehmet bey askerliklerini beraber Kars’ta yapmışlar,  dostluklarını da yıllarca görüşemeseler de yılda bir kaç kez yazdıkları mektuplarla sürdürmüşlerdi. İsmail bey askerden sonra  karısını alıp Almanya’ya gitmişti çalışmaya, Mehmet bey ise köyüne dönüp evlenmişti. Sonraki yıllarda Mehmet beyin bir kızı, İsmail beyin ise bir oğlu olmuştu. İsmail bey Almanya’dan döndüğünde iki arkadaş bir kez bir araya gelmiş hasretle kucaklaşmışlardı. Bu görüşme sırasında  henüz ikisi de bebek olan çocuklarını beşik kertmesi yaparak dostluklarını sağlamlaştırma kararına varmışlardı. Güvence olarakta birbirlerine de bu kararlarını belgeleyen yazılı birer kağıt vermişlerdi.

İsmail bey son bir kaç yıldır haber alamadığı arkadaşının ölüm haberini aldığında hastanedeydi. Onun da sağlığı son bir yıldır iyice bozulmuştu. Arkadaşının genç yaşta vefat ettiğini öğrenmek iyice canını sıkmıştı. Almanya’dan döndükten sonra bir inşaat şirketi kurmuş, mali durumunu  epeyce yoluna sokmuştu. Ancak karısı ile giderek artan tartışmaları yüzünden sonunda ayrılma kararı almışlar, böylece dişiyle tırnağı ile büyüttüğü Sucuoğlu İnşaat’ın tek varisi oğlu Oğuz olarak kalmıştı. İsmail beyinde karısını kızının doğumundan bir kaç yıl sonra kaybettiğini biliyordu. Şimdi kız köyde bir başına kalmış olmalıydı. Birbirlerine yazdıkları kağıdı yıllar boyunca şirketin kasasında saklamıştı. Çocuklar henüz evlenme yaşına gelmişler ama hayat onlara bekledikleri gibi koşullar sağlamadığından sözlerini tutmak için fırsatları da olmamıştı. Zaten Oğuz’un da bunu duyduğunda sıcak bakacağını sanmıyordu ama arkadaşının kızı artık onun emaneti sayılırdı. Bu nedenle oğlunu çağırıp, ona Mehmet bey ve kızından bahsetti. Mektup kasadaydı, o kendi gidemediği için köye gidip Neslihan’ın ne durumda olduğuna bakması gerekiyordu. Bu arkadaşına yapması gereken bir borçtu onun için ve önemliydi.

Oğuz babasının beşik kertmesi sözünü duyunca irkilmişti önce, ama sonra İsmail bey “Sen git kıza bir bak hele!” diyerek kestirip atmıştı. Şimdi önemli olan beşik kertmesi sözü değil, kızın bir şeye ihtiyacı olup olmadığıydı.

Doktorlar İsmail beyin sağlığı hakkında pek umut verici konuşmadıkları için Oğuz babasına fazla itiraz etmedi. Onun vefat eden arkadaşına hissettiği sadakatte hoşuna gitmişti ayrıca. Hayatında hiç gitmediği bir köyü gezmekte macera olabilirdi . Bu yüzden oyalanmadan eşyaların hazırladı, kasadan kağıdı aldı ve yola çıktı. Kağıt onun kim olduğunu ispatlamaya yarayacaktı.

Bu arada köyde Mustafa bey, Ziya ağayı evine buyur etmiş Neslihan’ı ona vereceklerini söylemişti. Zaten yasta olduklarından düğün dernek yapmak anlamlı değildi. Köydeki diğer ölümlerden Ziya ağaya bahsetmedi. Hastalıktan korkup kızı almaktan vazgeçebilirlerdi. Bir kaç gün sonra kızı hoca nikahının ardından alıp götürebileceklerini söyledi hızlıca. Ziya ağa masrafsız hallettiği bu kız alma işine memnun ayrıldı Mustafa’nın evinden.

Mehmet bey ölüp, Neslihan’da başka köye gidince tarla ve ev başı boş kalacaktı. Tek mirasçısı da Neslihan olduğu için evi ve tarlayı kontrol etmek Mustafa beye düşerdi elbette. Bu yüzden kızı alıp ilçeye götürdü ve tarla ile evin tüm haklarını kendi üzerine geçirdi. Ziya ağa düğün yapmasalar da kız alma karşılığı da bir miktar verecekti zaten.

Neslihan babasının kaybını henüz atlatamadığı ve zaten kendi halinde sessiz bir kız olduğu için amcasının bu ani kararlarına itiraz edemiyordu. O kadar üzgündü ki zaten, babasını kaybetmekten daha kötü ne olabilir diye düşünüyordu kendi kendine. Amcası hastalık korkusu yüzünden onu kendi evlerine almamış,  başı boş bıraktı demesinler diye “Kardeşimin evini hemen kapatmak olmaz” diyerek karısının dul kız kardeşini koymuştu kızın başına. Fatma hanım kızı bir an olsun gözünün önünden ayırmamak için sıkı sıkı tembihlenmişti. Kadın hastalık korkusu yüzünden köyün içine bile girmek istemese de, eniştesinin eline baktığından sesini çıkaramamıştı bu karara.

Dereye çamaşır yıkamaya gitmek gerektiğinde yine Neslihan’ı yolluyordu tek başına çünkü diğer hastalıklı ailelerinin çamaşırlarının yıkandığı derenin suyuna elini sokmak istemiyordu. Nasılsa eniştesi gelipte Neslihan’ın dereye tek başına gittiğini görecek değildi. O da en az kendisi kadar korkuyordu hastalıktan ve uzak duruyordu köyden.

Oğuz arabası ile köy yolunu bulabilmek için epey dolanmak zorunda kalmıştı. Arabadaki navigasyonda asfalt yollardan sonrak köy yolları görünmüyordu. Ziya ağanın köyünden geçip oradakilerden tarif almıştı gelirken. Gittiği yoldan yine de emin olamadığı için derenin başında çamaşır yıkayan kadınları görünce durdu. Hepsi şalvarlarını sıvamış suyun içinde işlerine odaklanmışlardı. Kalabalık kadın grubunu rahatsız etmemek için biraz daha uzakta tek başına çamaşırını yıkayan kıza doğru yürüdü arabasından inip. Neslihan aklında bin bir düşünce ile dolu yaptığı işe odaklandığı için delikanlının geldiğini duymadı.

(devam edecek)

—-

Keyifli okumalar 🌸

Beşik Kertmesi – Bölüm 1’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s