arkası yarın

Taşıyıcı yürek – Bölüm 7

Beren sesini çıkarmadı. Hepsinin kendince yaptığı hatalarla payı vardı olayların bu noktaya gelmesinde. Bir Suna ve Mustafa’nın günahı yoktu. İkisi de olayların akışıyla buradalardı şimdi. Kimse Sezin ve kocasının öleceğini tahmin edemezdi. Hoş Sezin’in hayatta olmadığından bile emin değildiler.

“Beren sizi korumak istemiş” dedi Mustafa yeniden söze girerek.

Sözünü esirgemeyen bu adamın varlığı enişteyi germeye başlasa da, yine de sesini çıkarmadı. Bir kez Samet’i kovarak pişmanlık duymuştu ömrü boyunca. Beren’in yaptıklarını doğru bulmuyordu ama kızın yerinde olsa kendisi ne  yapardı ona da cevabı yoktu. Bu küçücük bebek şimdi Beren’in miydi yoksa kaybolup giden o kadıncağızın mıydı karar verememişti. Bir tepki vermeliydiler ama ne olduğunu o da kestiremiyorudu henüz. Kalkıp, karısının yanına gitti içeri.

Makbule hanım, yatağın üzerine oturmuş, gözlerini boşluğa dikmişti. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarından süzülüyordu. Kocasının kafasından geçen düşünceler, sırayla onunda zihnindeydi. Samet’i babasına benzediği için istememişti evde. Oysa babasının hiç bir nedeni yoktu onlara yaptığı eziyetler için. Samet ise çocuktu daha. Anne ve babasını kaybetmenin acısını taşıyamamış, gücü yetmemişti başetmek için bu acıyla. Kendini sokaklara vurmuştu. Acısını hafifleteceğini sandığı ne varsa denemişti. Söz geçirememişlerdi oğlana. O serseriliğe vurdukça, yıllarca çektikleri canlanıp gelmişti maziden. Sabırlarının sınırını zorlayan babanın ardından, kardeş acısı üzerine de Samet’in davranışları bitirmişti sinirlerini. Babasından kurtulmak istemiş, başaramamışlardı yıllarca. Samet zaten sokakları seçmişti, o da işin kolayına kaçmış göndermişti çocuğu. Kardeşinin yadigarına sahip çıkmamıştı. O çocuğun işlediği her suça ortak olmuştu aslında. Kocası kadar dışa vurmamıştı  pişmanlığını, arkasında durmuştu kararının. Bir gün Beren’inde ona benzeyeceğinden korkmuştu çünkü. Korksun o da yapamasın istemişti. Anne ve babasını kaybetmiş o küçük kızın, abisinden vazgeçmeyeceğini akıl edememişti nedense. Oğlan bırakmamıştı kız kardeşini işte. Bir kez olsun döneyim geri dememişti. Oysa babası her gittiğinde gelirdi geri. İstemeselerde gelirdi. Samet gelmemişti. Sadece kardeşini bırakıp gitmemişti.

Beren Samet’in gelişlerini söylemiş olsaydı, belki çıkar düşerdi peşine. Bulur getirirdi eve. O kadar arkasında durmuştu ki kararının, kız cesaret edememişti belki onu da kovacaklar diye. Beren çok iyi bir kızdı. Yıllarca öz evladın yapmayacağını yapmıştı onlara. Bir kez olsun ters bir söz söylememiş, sözlerinden çıkmamış. Eli ekmek tutunca kazancını getirip olduğu gibi teslim etmişti eniştesine. Ne evlatlar vardı kuruşunu koklatmayan.

Bir de kızı tek başına bırakıp gitmişlerdi şehirde. Eli ekmek  tuttu, aklı başında demişler. Kendi rahatlıklarının peşine düşmüşlerdi. Başında durup evlendirene kadar durabilirlerdi oysa. Durmamışlardı işte.

“Kendi evladım olsa bırakıp gider miydim” dedi kendi kendine.

“Bilmiyorum” dedi kocası.

Yaşlı gözlerle baktı adama.

“Bu olanlar Beren’in suçu mu Makbule?” dedi adam yanına oturarak; “Biz emanetlere sahip çıkamadık galiba”

“O çocuğun  ailesi ölmeseydi ne olacaktı İbrahim?” dedi Makbule hanım yine boşluğa bakarak. Karı koca kafaları karmakarışık, yüreklerinde kocaman bir ağırlıkla çaresiz hissediyorlardı kendilerini. Önce Beren’e kızıyorlar, akılları almıyordu olanları. Sonra kendilerini suçluyorlar ama bir yere varamıyorlardı.

Mustafa karı koca uzun süre içeriden gelmeyince ; “Gidelim istersen!” dedi Beren’e.

Beren’de bu davranışın bir reddediş olduğuna kanaat getirmişti. Onlardan böyle ayrılmayı, hatta ayrılmayı hiç istemiyordu. Keşke gelip bağırıp çağırsalar dökselerdi dillerindekini. Böylesi çok acı olmuştu gerçekten. Mustafa haklıydı, belki de gitmek en iyisiydi şimdi.

Toparlanıp çıktılar evden. Beren son bir kez dönüp baktı pencerelere, kimseyi göremedi. Uzun yol gelmişlerdi ufacık çocukla, şimdi geri dönmeleri gerekiyordu.

“İlçede bir otel bulur kalırız” dedi Mustafa.

Bindiler arabaya ve ayrıldılar köyden.

Enişte salona döndüğünde onları göremeyince, paniğe kapıldı. Onlar içeride kendi dünyalarına dalmışken, kız uçup gitmişti avuçlarından.

“Makbule!” diye seslendi,, “Makbule gitmişler.”

Makbule hanım hızla geldi salona, sonra kapıya koştu. Açıp baktı dışarı, kimse yoktu. Uzaktan bir arabanın ana yola döndüğü gördüler

“Makbule, bu çocuğa sahip çıkmamız lazım bu sefer” dedi kocası. Hemen telefona sarıldı Makbule hanım. Salonda çalan telefonu aldı İbrahim bey eline, Beren telefonunu orada unutmuştu giderken. Öbür adamı hiç tanımıyorlardı. Nereye gittiklerini bilmiyorlardı.

“İbrahim, telefondaki numaralara bak, Samet var mı?” dedi Makbule hanım nefesi kesilerek.

İbrahim bey hızla göz gezdirdi numaraların arasından buldu oğlanın adını, karısına baktı.

“Ne diyeceğiz çocuğa?” dedi.

Öyle ya onu kapının önüne koymuşlar şimdi de kardeşini uçurmuşlardı ellerinden. Açıp ne diyeceklerdi Samet’e?

“O biliyordur belki nerede yaşadıklarını?”

“Anlattı ya kız aylardır haber alamıyormuş Samet’den, nereden bilecek?”

“Şu doktoru ara o zaman, adı neydi?”

“Müjdat!”

“Hah onu ara, o biliyordur.”

İbrahim bey yeniden telefonun rehberini kurcaladı buldu doktorun kaydını. Beren’in köyde olduğunu bilen Müjdat bey hemen açtı telefonu.

“Beren ne  oldu konuştun mu teyzenlere?” dedi heyecanla.

“Ben İbrahim Müjdat bey, Beren’in eniştesiyim.”

Yüreği ağzına geldi Müjdat beyin; “Beren’e bir şey  mi oldu yoksa?”

“Olmadı ama gitti buradan, telefonunu da burada unutmuş, ona ulaşmamız gerekiyor”

Müjdat bey köyde yaşanılanlardan emin olamadığı için kafası karıştı önce. Evde büyük bir kavga çıkmışta çekip gitmiş miydi Beren acaba?

“Ben sizi ararım yeniden” diyerek  kapattı telefonu ve Mustafa’yı çevirdi hemen.

“Ne oldu, ne dedi?” dedi Makbule hanım merakla.

“Ben sizi ararım dedi ve kapattı” dedi İbrahim bey çaresiz bir ifadeyle.

Müjdat bey, Mustafa’yı arayıp olanı biteni dinledi ondan. Beren evden ayrıldıklarından beri ağlıyordu zaten.

“Beren telefonunu orada unutmuş, konuşmak istiyorlar sanırım yeğenleriyle” dedi Müjdat bey. Mustafa dönüp Beren’e baktı, Suna’yı sımsıkı kucaklaşmış, başını camdan çevirmiş sessiz sessiz ağlıyordu kız hâlâ.

“Tamam ben söylerim” diyerek kapattı telefonu, arabayı yolun kenarına park  etti.

Neden durduklarını anlamayan Beren başını çevirdi Mustafa’dan yana.

“Bak  kızım” dedi Mustafa; “Yeğenimin tuhaf bir şekilde annesi olmandan başka seninle bir bağımız yok. Evet bir nikah yaptık ama Suna içindi bu. Benim senin üzerinde Suna ile ilgili konular haricinde hiç bir hükmüm olamaz. Ben yıllardır tek başına yaşayan bir adamım. İnsanlardan kendi isteğimle uzaklaştım. Kolay bir hayat olmadı benimki de. Benim kardeşimde, senin ağabeyinde bir hata yapmışlar. Şimdi bu hatanın bedelini ödemek  bize düştü. Dönüp hayatına kaldığın yerden devam etmek varken, döndün şu çocuk için derdine dert ekledin. Yürekli kızsın bu ortada. Ne ona, ne ailene sırtını dönemiyorsun şimdi. Ağabeyine de dönememişsin.”

Sustu Mustafa, hikayesini öğrendikten sonra çok üzülmüştü Beren’in. Herkes için bunca yürekli davranmasına rağmen, sonunda bedeli ödeyen hep o olmuştu. Bir ailenin yanında büyümüş olması, bir ailesinin olması ve onlar için kendini sürekli ateşe atması yetmemişti onlara. Hikayesini kim duysa kınayacaktı onu.

Böyleydi ne yazık ki dünya. Nedenlerle kimse ilgilenmez herkes sonuca bakardı. Samet içinde öyle olmuştu, kendisi içinde Beren içinde. Bütün bunları gördüğü için tek başınalığı tercih etmişti o zaten. Yüreği yetmemişti insanların yargılarına, hükümlerine.

Vardı bir yerlerde yanlışlar. Herkes yapıyordu. Hepsi yapmıştı belki de ama insan olmaktı bu zaten. İnsan hata yapardı. Suç olduğunu da bilse insanlar bazen göze alırdı yaşanacakları. Sevdikleri için, kendi için, değer verdiği bir şeyler için olurdu. Doğru mu değil mi diye düşünülmezdi öyle zamanlarda.

Beren sözün nereye bağlanacağını anlamadan bakıyordu Mustafa’nın yüzüne. O da Suna’yı alıp sırtını mı dönecekti yoksa ona? Kalbine bir sızı saplandı. Daha sarıldı çocuğa.

Mustafa onun edişeyle bakan gözlerine baktı. Kucağındaki şu bebek kadar savunmasız ve çaresizdi şimdi.

“Sonuna kadar arkandayım diyecektim sadece!” dedi gülümseyerek, “Bir gün gerçekten evlenecek olsaydım, senin gibi yürekli bir kızla evlenmek isterdim.”

Beren’in Suna’yı tutan kolları gevşedi yeniden. Ona güven veren bu sözler içini rahatlatmıştı biraz. Kimsesi kalmamıştı hayatta. Şu yavrucak sayesinde hayatına giren bu yabancıdan başka kimse yoktu şimdi yanında. Gülümsedi o da yaşlı gözlerle.

(devam edecek)

 

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/24/tasiyici-yurek-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/25/tasiyici-yurek-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/26/tasiyici-yurek-bolum-3/

Bölüm  4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/27/tasiyici-yurek-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/28/tasiyici-yurek-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/29/tasiyici-yurek-bolum-6/

Bölüm 7

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/30/tasiyici-yurek-bolum-7/

Bölüm 8

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/31/tasiyici-yurek-bolum-8/

4 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s