Taşıyıcı yürek – Bölüm 5

İkisinin yüzündeki şaşkınlığı görünce; “Tek yumurta değildik” diye açıkladı.

Beren zaten Sezin hanımı hiç görmemişti. Kadıncağız için bir ölüm haberi de gelmediğinden, “Başınız sağolsun” mu dese, “Geçmiş olsun” mu dese kestiremedi, sessiz kaldı. Müjdat beyinde aynı ikilemi yaşadığı yüzünden belli oluyordu. İşin garip tarafı Sezin hanımla çocukluk arkadaşı olmalarına rağmen Mustafa beyi o da ilk kez görüyordu.

“Sezin ve ben çocukluk arkadaşıyız, zaten telefonda bahsetmiştim” dedi tedirgin bir sesle; “O yıllardan sizi çıkaramadım kusura bakmayın.”

“Çıkaramazsınız birlikte büyümedik.”

“Bu hikayede normal olan bir şey yok mu?” diye geçirdi aklından Beren. Kendi hikayesi de dahil, Suna’nın rahmine düştüğünden beri olanlar öyle sıradışı bir şekilde ilerliyordu ki artık bir kabus gördüğüne inanmaya başlamıştı iyice.

Müjdat bey oyalanmamak için doğrudan konuya giriverdi. Geçmişi daha  sonra da konuşabilirlerdi. Şimdi önemli olan  bebeğin geleceğinin ne olacağıydı.

“Bebek, yani Suna, haftaya doğacak. Ona ne olacağını konuşmamız gerekiyor”

“Ben bir plan yaptım” dedi kendinden emin bir şekilde Mustafa bey. Kardeşinin acısını yaşıyorsa bile bunu sert yüzünün arkasına gizlediği belliydi. Geldiklerinden beri ifadesi hiç yumuşamamıştı. Olanlar yüzünden mi böyleydi yoksa adamın normal hali mi buydu anlamak  zordu.

“Sizi dinliyoruz” dedi Müjdat bey, en azından bebeği sahipleneceğini düşündüğü için sevinmişti bir planı olmasına.

“Bebek burada doğacak”

“Burada dağ başında mı?” dedi Beren endişeyle.

“Burada doğacak çünkü hastane kayıtlarına geçerken doğumun evde olduğunu söyleyeceğiz. Babası ben olacağım.”

Müjdat bey adamın yaptığı planı anlamaya başlamıştı.

“Yani bebek Beren ve sizin bebeğiniz gibi olacak öyle mi?”

“Evet ne yazık ki öyle olacak. Onu şimdi kardeşimin nüfusuna kaydetmemiz mümkün değil. O benim kanımdan bir bebek ve bizim soyadımızı taşımalı. Beren hanımla bu hafta bir yıldırım nikahı yapacağız ve bebeğin nüfus kayıtlarına böyle işlenecek.”

“Sizin bir aileniz yok mu?” dedi Müjdat bey.

“Hayır tek başıma yaşıyorum”

Beren’nin tansiyonu yeniden yükselmeye başlamıştı. Bebek için en iyisinin bu olduğunu biliyordu ama birden bire evlenip bir çocuk sahibi olma fikri onu sarsmıştı. Bu planı kabul ederken hiç kimsenin duymaycağı şekilde olacağını hesaplamışlardı. Oysa şimdi hem evlenecek hem de anne olacaktı. Teyzesi ve eniştesine bu durumu nasıl açıklayabilirdi. Aylardır çok yoğunum diyerek oyalıyordu onları. Karşılarına evli ve çocuklu çıktığında ne düşüneceklerdi?

“Doğumdan sonra boşanacağız.” dedi Mustafa bey

“Madem annesi Beren olacak, hiç değilse sütten kesilene  kadar yanında kalsın o zaman” dedi Müjdat bey.

İkisi de dönüp Beren’e baktılar. Beren’in başı hafifçe düştü yanına bayılmıştı.

Öyle bir sancıyla kendine geldi ki, karnı yırtılıyor sandı önce. Sanki bütün bağırsakları ve yumurtalıkları dışarı çıkmaya çalışıyor gibiydi. Acıyla bir çığlık attı yattığı yerden. Müjdat bey hemen yanındaydı.

“Sakin ol kızım, sakin ol. Geliyor” dedi yumuşak bir sesle.

“Ne geliyor?” dedi acıyla kız. Henüz kendine tam gelememiş neler olduğunu anlayamamıştı.

“Suna geliyor” dedi Müjdat bey. O baygınken suyu patladığı için, dağ evinde yapabileceği bütün hazırlıkları yapmıştı. Her ihtimale karşı yanında getirdiği her şeyi arabadan Mustafa ile taşımışlar. Doğumu orada yaptırmak için hazır bekliyorlardı. Sancılar üst üste geliyordu artık ve Beren yeniden kendinden geçmemek için direniyordu. Bir buçuk saat süren mücadelenin ardından, evin içinde çınladı Suna’nın ağlaması. Yaşanan onca stresten sonra daha fazla  bekleyememişti yavrucak. Müjdat bey onu sardığı kundakla Beren’in göğsüne yatırdı.

“Emzirmen gerekiyor” dedi sevgiyle ve ona nasıl yapacağını gösterdi.

Beren hâlâ şok geçiriyordu. Buraya geldikleri anda doğum yapacağını hiç biri hesap etmemişti. Müjdat beyin tedbirli davranması sonucu her şey yolunda gitmiş Suna sağ salim dünyaya gelmişti. Beren’in durumu da iyiydi.

Aylardır karnında taşıdığı bebeğin, sıcacık ve küçük bedeni tenine değince, içinden cennetin ırmakları geçiyor gibi hafifledi Beren. Küçücük burnu, kulakları ve gözleri olan bu minicik bebeğe baktı hayranlıkla. Tırnakları, parmakları o kadar küçüktü ki, insanın gerçek olduğuna inanası gelmiyordu bir türlü.

“Şimdi ne yapacağız?” dedi Müjdat bey, geride durup olanları şaşkınlıkla izleyen Mustafa beye bakarak.

Adam Beren’in karnından gözlerini ayıramadan baktığı gibi şimdi de, bebeğe bakıyordu öylece. Yüzündeki sert ifade kaybolmuş, bütün hatları yumuşamıştı. Beren’in duyduğu hayranlığın benzeri okunuyordu onun da yüzünden. Müjdat beyi duymamış gibi Bebeğin yanına geldi yavaşca. Parmağını onun minik yanağına dokundurdu korkarak. Az önce bir doğuma tanıklık etmişti. Kendi evladı olacak yeğeninin doğumuna. Yaşadığı şoku anlayabiliyordu Müjdat bey. Doğuma girmek isteyen babaların çoğu bu şoku yaşardı. Hatta düşüp bayılanlar bile olmuştu. Bu nedenle onları doğum sırasında içeri alma taraftarı değildiler merkezde. Bu kez şartlar çok farklıydı.  Müjdat bey de ilk kez hastane dışında bir ortamda doğum yaptırıyordu. Yardımcıları özel ve steril kıyafetleri ve eşyaları yoktu. Beren’e ve bebeğe zarar vermemek için doğum boyunca dua etmişti içinden.

Yavaşça koltuğa oturup, bebeğin biyolojik annesi ve babası olmayan bu insanların ona hayranlıkla bakışlarını izledi.  Birbirlerini ilk kez o gün görmüş olmalarına rağmen, hastanede bebeklerini ilk kez kucaklayan anne ve babalardan farkları yoktu şu anda. Tüm insanlarda içgüdüsel bir şey olmalıydı bu durum. Doğum o kadar mucizevi bir olaydı ki, büyüsüne kapılmamak imkansızdı. O bebeğin sağlıkla doğup ilk çığlığını atması her zaman duygulandırırdı Müjdat beyi. Dünyaya geldiklerinde dokundukları ilk kişi olurdu doktorları onların. İlk teması hep anneyle yaptıkları düşünülse de, aslında onları karşılayan kişi doktorlarıydı.

Hepsine bir sakinlik gelmişti Suna’nın gelişiyle. Eve girdikleri andan Beren bayılana kadar olan süredeki elektirik kaybolmuştu. Tüm olanları unutmuş, hayatın sadece Suna’dan ibaret olduğunu hissetmişlerdi hepsi. Bir yaşamın başlangıcına tanıklık etmişlerdi. Beren içinde büyütmüştü o yaşamı. Planlarına göre bütün bunları hiç  yaşamamış olmaları gerekiyordu. Suna’nın şimdi gerçek annesi Sezin’in kollarında olması ve Beren’in onu görmemesi düşünülmüştü. Hayatın planları hiç bir zaman insanların planları ile örtüşmüyordu.

Mustafa bey bir rüyadan uyanır gibi doğrulup; “Bir an önce nikahı halletmemiz gerek, Suna’nın kaydını ondan sonra yaparız” dedi Müjdat beye dönüp.

“Teyzemlere ne söyleyeceğim?” dedi Beren ağlamaklı bir sesle.

(devam edecek)

 

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/24/tasiyici-yurek-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/25/tasiyici-yurek-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/26/tasiyici-yurek-bolum-3/

Bölüm  4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/27/tasiyici-yurek-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/28/tasiyici-yurek-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/29/tasiyici-yurek-bolum-6/

Bölüm 7

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/30/tasiyici-yurek-bolum-7/

Bölüm 8

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/31/tasiyici-yurek-bolum-8/

Taşıyıcı yürek – Bölüm 5’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s