arkası yarın

Yüreğimin sahibi – Bölüm 2

Eve çıkalı neredeyse bir ay olmuştu, fiziki olarak artık eskisinden çok daha iyiydi. İki günde bir gittiği kontrollerinde artık ona nakledilen kalp için bir risk kalmadığı söyleniyordu. Tek eksilmeyen gecelerine çöken o ağlama sesiydi hâlâ. Artık terapiye devam etmek istemediği için, psikoloğa rüyaların sona erdiğini söylemişti, çünkü Murat fiziki sağlığının iyi olmasına rağmen hala psikoloğa devam etmesine üzülmeye başlamıştı. Onu üzmek hayatta isteyebileceği en son şeylerden biriydi. Bu kabuslarda nasılsa bir gün sona erecekti. Eve çıkmasının ardından bir süre hijyenik ortamlarda kalması gerekmesine karşılık, hastanede onu ziyarete gelemeyen pek çok insan, ziyaretine gelmeye başlamıştı. Onlarla birlikte günün nasıl sona erdiğini anlayamıyordu bile ama, artık dört duvar arasında olmaktan bunaldığı için de, Murat’a ertesi gün biraz dışarı çıkmak istediğini söyledi.

Sonunda nişanlısının normal hayata dönmeye başlamasından çok mutlu olan Murat, memnuniyetle kabul etti bu teklifi. Uzun süredir hastane odası dışında hiç başbaşa kalmamışlardı. Nişanlısının sararıp solmasını bir türlü içine sindiremediği için, onu alıp geçmiş olsun dileklerinde uzağa, masmavi gökyüzünün altında sadece ikisinin olabilecekleri bir göl kenarına götürmeye karar verdi. Eğer Seda yorgunluk hissederse hemen geri dönebilirlerdi, ama zaten açık havayı ve doğayı çok seven nişanlısının orada kendini daha huzurlu ve mutlu hissedeceğinden şüphesi yoktu Murat’ın.

Seda’nın  ailesi zaten ellerinde büyüyen Murat’ı çok sevip, güvendiklerinden bu göl gezintisini desteklediler. Onlar da, Seda’nın her geçmiş olsun ziyareti ile baştan anlatılan bu kalp nakli hikayesinden biraz uzaklaşması gerektiğini düşünüyorlardı ama, dostları ve sevenleri de sırf onlara değer verdikleri için gelip gittiklerinden, kızlarını bu döngünün içinde çıkarmaları mümkün olmuyordu. En azından Murat ile biraz çıkarlarsa gelenleri onlar ağırlamaya devam edebilirlerdi.

Gerçekten de tam düşündükleri gibi gölü görmek Seda’ya bir canlılık katmıştı. Daha arabadan adımını atar atmaz, büyülenmiş gibi gölün kenarına kadar yürümüş, on dakika kadar derin nefesler alarak göle bakmıştı. O kendi düşüncelerinin içinde gölü izlerken, Murat günü geçirebilmeleri için getirdiklerini arabadan alıp, güzel bir ortam yaratmıştı ikisi için.

Seda, arkasını dönüp, Murat’ın hazırladığı örtü, minderler ve piknik sepetini görünce sevgiyle gülümsedi. Ne güzel insandı gerçekten bu Murat. Neyi sevdiğini, nasıl iyi hissedeceğini o kadar iyi biliyordu ki, onun yanında dünyanın en değerli insanı olduğunu hissediyordu insan.

Gelip, nişanlısının yanına oturdu ve başını onun göğsüne yasladı, “Çok teşekkür ederim, gerçekten, burası bana o kadar iyi geldi ki!” dedi mutlulukla.

Murat haftalardır solgun yüzüne asılmış gibi duran gülümsemelerin ardından, nişanlısının yüzünde güller açtıran bu ifadeyi görünce sımsıkı sarıldı ona. “Bir tanem benim, senin için her şeyi yaparım.” diyerek öptü alnından.

“Aslında seni alıp, şöyle deniz kenarında güzel bir yere gitmeyi çok isterdim ama, öncelikle ailelerimizin henüz nişanlıyken buna sıcak bakmayacağını düşündüğümden, sonrasında da, sağlığını riske atmak istemeyişimden vazgeçtim. Nikahtan sonra uzun bir tatil yapalım ama beraber. Ne dersin?”

Seda’nın yüzüne yayılan gülümsemenin arkasında zihninde canlanan uzun ve boş sahilin görüntüsü vardı. Sahilin hemen arkasındaki ağaçların arasında ufak tefek evler seçilebiliyordu. Portakal çiçeklerinin kokusu burnuna kadar geldi bu görüntünün içinden.

“Neresi olduğunu bilmiyorum ama, harika bir sahil canlandı gözümde birden.” dedi hülyalı bir ses tonuyla, “Cennet gibi bir yer.”

“Senin olduğun her yer benim için cennet” dedi Murat onu hayranlıkla izleyerek. Avuçlarından kayıp gideceğinden korktuğu nişanlısı nijayet geri gelmişti. Murat için bu an bile cennetten fazlaydı zaten.

Aklına bir şey gelmiş gibi doğruldu Seda aniden, “Bana kalbini veren kadının ailesi ile tanışmak için sence de hazır değil miyim artık?” diye sordu Murat’a.

Tam her şeyden uzaklaştıklarını sanırken, birden bu konuya dönmek canını sıktı Murat’ın ama, Seda’nın bir şeyi kafasına koyduğu zaman vazgeçmeyeceğini öğrenmişti çoktan.

“Aslında aile bu şehirde yaşamıyormuş hayatım” dedi onun yüzüne düşen saçlarını kulaklarının arkasına yerleştirirken.

“Nerede yaşıyormuş?” diye sordu Seda merakla.

“Antalya’da”

Portakal çiçeklerinin kokusu daha bir canlandı ve sardı Seda’yı.

“Antalya’ya o aileyi görmeye gidebiliriz o zaman” dedi Seda heyecanla.

“Bak canım, o ailenin de acısı çok yeni henüz, bunu yapmak istediğinden emin misin, kendi savaşından daha yeni çıktın zaten, bu ziyaret seni sandığından daha çok yıpratabilir.”

“Haklısın” diyerek başını yeniden Murat’ın göğsüne bıraktı Seda. O hayata geri dönmenin sevincini yaşarken, o aile bir kaybın acısıyla kavruluyor olmalıydı şimdi. Kaybettiklerinin kalbiyle karşılarına dikilip, “ben geldim” demek acımasız bir davranış olabilirdi ama, çözemediği bir çekim hissediyordu yine de, içinde. Eninde sonunda o aileyi görmeye gideceğini kendisi de biliyordu. Belki nikahtan sonra gidebilirlerdi Murat’la ama, şimdi zamanı değildi gerçekten, biraz daha beklemekte fayda vardı.

Eski günlerde olduğu gibi sohbet ederek güzel bir gün geçirdiler göl kenarında, Seda uzun bir aradan sonra, ilk kez kendini bu kadar iyi hissetmişti gerçekten ve bunu başardığı için Murat’a minnet doluydu.

Sonraki bir kaç hafta içinde daha hızlı toparlandı ve artık nikah için hazırlıklara başlayabileceklerini söyledi ailesine ve Murat’a. daha fazla bekleyerek vakit kaybetmelerine gerek yoktu, nasılsa hazırlıklar yapılırken biraz daha iyi olacaktı.

Murat ile yaşayacakları evi seçip, döndüklerinde, heyecanla ailesine evin nasıl olduğunu anlatırken çaldı telefonu Seda’nın. Arayan numarayı tanımıyordu ama yine de merak edip açtı.

“Seda Kıvanç ile mi görüşüyorum” dedi bir kadın sesi.

“Evet benim.” dedi Seda.

“Merhaba, ben Füsun’un annesiyim.”

Seda tanıdığı insanların arasından, Füsun isimli olanı taradı zihninde ama bunun bir faydası olmadı.

“Özür dilerim çıkaramadım sanırım.” dedi merakla.

“Füsun Kahraman” dedi kadın yardımı olacağını umarak, “Size kalbini veren kadın.” dedi sonra.

Bu son cümle Seda’nın donup kalmasına neden oldu. Ona kalbini veren kadının annesi ile konuşuyordu demek.

“Ben, ne söyleyeceğimi bilemiyorum.” dedi üzüntüyle.

“Bir şey söylemenize gerek yok, ben sadece sesinizi duymak istedim. Kızımı o kadar özledim ki.” diyerek ağlamaya başlayınca, Seda’nın da gözlerinden yaşlar boşandı birden.

Onu izleyen annesi, kızının surat ifadelerindeki değişimi ve arkasından döktüğü gözyaşlarını görünce, kötü bir haber aldığını sanarak, yanına geldi hemen ama, Seda bir şey olmadığını söyleyen bir el işareti yaparak durdurdu onu.

“Aslında ben de sizinle görüşmek istiyordum.” dedi hâlâ ağladığı belli olan kadına.

“Ah yavrum, bunu o kadar isterim ki.” dedi kadın içini çekerek.

Seda’nın içi titredi bu defa, “Söz veriyorum, en kısa zamanda sizi görmeye geleceğim.” diyerek kapattı telefonu.

Annesinin ve Murat’ın tüm itirazlarına rağmen, nikahtan önce gidip o yaslı kadıncağız ile tanışmak istediğini konusunda kararında diretti. Murat onunla geleceğini söyleyince de, bunu yalnız yapmak istediğini söyledi. Aslında neden böyle söylediğini kendisi de bilmiyordu ama, bu yolculuğa, kalbinin annesine tek başına gitmesi gerektiğine dair tuhaf bir fikre kapılmıştı. Bu yolculukta kendi bedeninin biyolojik ailesi veya nişanlısının yeri yoktu. Bir anneye evladının yüreğini götürecekti o tek başına. Çünkü o yüreği tek başına göğüs kafesinde taşıyordu.

Murat nişanlısının bu yeni kalp fikrinden böylesine etkilenmiş olmasına çok üzülse de, onu durdurmanın bir yolu olmadığını biliyordu. Kafasına koymuştu ve gidecekti. Onunla yeni bir hayata başlamadan önce, taşıdığı kalbin annesine bunu borçlu olduğunu söylüyordu ama, neden tek başına gitmek istediğini bir türlü mantıklı bir gerekçe ile açıklayamıyordu.

Murat’ın, “Seninle gelirim ama sen kadınla görüşmeye yalnız gidersin.” teklifini de inatla reddetti. Tek başına gidecekti ve bunu yapmayı gerçekten çok istiyordu.

Kadını arayarak adresi aldı ve bir kaç gün sonrası için biletini hazırladı. Bu yolculuk fikri kalbini yerinden çıkaracak kadar heyecan ve korku yaratıyordu onda ama, eğer oraya gitmesse bunu içinden asla atamayacağını biliyordu. Kalbi annesine kavuşturup dönecekti. Annesinin kızının kalbiyle vedalaşmaya fırsatı olmamıştı muhtemelen ve acı dolu bu günlerinde, bunun ona da çok iyi geleceğini hissediyordu.

(devam edecek)

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/06/yuregimin-sahibi-bolum-1/

 

7 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s