arkası yarın

Yüreğimin sahibi – Bölüm 3

Otobüsten indiğinde yüzüne çarpan sıcak hava ile sarsıldı birden, klimalı uzun bir yolculuğun ardından, Antalya’nın nemli ve sıcak havası nefesini kesmişti aniden. Kalbinin annesi onu otogardan alabileceklerini söylese de, o adresi alıp kendisinin geleceğini söylemişti. Bu yolculuğun onu çağırdığını düşünüyordu zaten başından beri, bu yüzden mümkün olduğunca kendi başına kalmak, kendi başına hareket etmek isteği vardı içinde. Gelmeden önce uzun uzun düşünmüştü ve internetten kalp nakli sonrası kendi yaşadıklarına benzer şeyler olmuş mu diye kısa bir araştırma yapmıştı. Fiziksel açıdan hemen herkeste benzer sonuçlar olmuş olsa da, psikolojik açıdan Seda’nın yaşadığına benzer bir örnek görmemişti. Psikolog son görüşmelerinden, tüm bu hissettiği şeylerin aslında zihninin yeni bir kalbi kabullenemediği için olduğunu söylemişti. Yani bedeninden beklenen tepkiler, Seda’nın zihninde yaşanıyordu daha çok. Başkasının kalbi fikrinden kurtulması, hayata dört elle sarılıp, yaşamaya devam etmesi gerekiyordu ama, yapamıyordu işte bir şekilde.

Buraya gelerek, bir yüzleşme yaşayabileceğini ve duygularından kurtulabileceğini düşünmüştü, aslında yaşamak üzere olduğu şey onu korkutuyordu. Füsun’un annesinin, onu gördüğünde nasıl bir tepki vereceğini, ne hissedeceğini kestiremiyordu. Murat’ın ısrarla söyleyip durduğu gibi, bu onun tramvasını daha da körükleyen bir deneyim olabilirdi.

“Niye yapıyorsun bunu?” diye sormuştu Murat otobüse binerken.

Daha çok, “bize niye yapıyorsun?” demek istediğini biliyordu Seda, çünkü onunla paylaşmıyor olması, Murat’ın kendini yabancı gibi hissetmesine neden olduğunun farkındaydı.

Otobüsten inip etrafına bakarken, kendisi de aynı soruyu sordu, “Niye yapıyorum bunu?”

Acılı bir annenin isteğini kıramadığı için yapıyordu elbette ama, bu istek sonucu yaşanılacaklar, ikisine de zarar verebilirdi.

“Acaba, geri mi dönsem?” diye düşündü bir an, o ana kadar olan kararlılığı, otobüsten indiğinden beri bir karmaşaya dönüşmüştü daha çok. Buraya kadar gelmişken, geri dönmek içine sinmedi bu sefer. Madem gelmişti, bunu tecrübe edecekti, kendisi de biliyordu ki, eğer şimdi geri dönerse, eninde sonunda geri gelecekti. Şehre inen minibüslere doğru yürüdü. Murat’ı daha fazla üzmeye hakkı yoktu, bunu şimdi burada çözecek, sonra dönüp, dünyanın en anlayışlı, en düşünceli, en sevgi ve saygı dolu erkeği ile evlenecekti.

“Saygı” dedi sonra kendi kendine, aslında Murat’ı diğer herkesten ayıran en büyük özellik buydu. Ona, onun düşüncelerine, kararlarına, yapmak istediklerine saygı duyuyordu Murat. Ne kadar az insanda kalmıştı bu özellik. Düşüncesini söylüyor ama, onu yargılamıyordu. Kendi kararlarını almasına, kendine bir düşünce ve hayat alanı bırakmasına her zaman saygı duyuyordu. Hatta Seda bu geniş özgürlük alanından fazla yararlanıyordu belki de, ama onun Murat’a duyduğunlu hayranlığın temelinde gösterdiği saygı yatıyordu. Değerli hissettiriyordu bu Seda’yı, sevgi ile birlikte olduğu için böyle hissediyordu elbette ama, bu çoğu ortamda olduğu gibi mecburi değil, Murat’ın gönüllü gösterdiği bir saygıydı. Onu diğer herkesten ayırmasının nedeni de buydu.

Minibüs ineceği yere geldiğinde, onu merakta bırakmamak için aramaya karar verdi. Yolcu ettiği andan itibaren aklının ve kalbinin onunla olduğunu biliyordu, hatta şimdi “Gel” dese, her şeyi bırakır koşup gelirdi. Belki de burada yaşayacağı ruh durumunu görsün istemiyordu Murat. O yüzden onun da gelmesini istememişti. Kendinden korkuyordu belki aslında. Ne olabilirdi bilmiyordu ama, korkuyordu. İlk kez farketti yol boyu boynunda bir halat varmış gibi onu sıkan şeyin korku olduğunu. Korkuyordu. Ellerinin titrediğini farketti, aslında şimdi Murat’a ihtiyacı vardı gerçekten ama, ona gelme demişti bir kez. Biraz sakinleşene kadar bekledi ve ona iyi olduğunu söyledi arayıp, “Geleyim mi?” dedi yine de Murat, “Hayır, bunu yalnız halledeceğim.” dedi kararlı bir sesle. Anlamsız bir ısrardı bu artık adı gibi emindi ama, dönemiyordu bir türlü işte.

Telefonunun notlar bölümüne kaydettiği adrese baktı, buradan taksiyle çok uzak bir mesafe olmadığını söylemişti Füsun’un annesi, biraz ilerideki taksi durağına doğru yürüdü.

“Hala geri dönebilirsin.” dedi içindeki ses, “O taksi yerine, indiğin minibüse binersin, ilk otobüsle şehrine döner, seni deliler gibi seven insanların arasına, mutlu yaşantına devam edersin. Korunaklı bölgenden seni çıkmaya ne zorluyor bu kadar?”

Taksiyle yol alırken, ara ara görünen denize bakmaya başladı, sonsuz maviliğin büyüsü susturmuştu içindeki sesi. Burası gerçekten o kadar sıcaktı ki, asfalt erimek üzereymiş gibi tuhaf dalgalı bir görüntü alıyordu ilerlerken. Biraz başı da ağrımaya başlamıştı, bedeni bu yolculuk için hazır olmadığını söylüyordu ona muhtemelen ama, ne içindeki sesi, ne de bedenini dinlemek istemiyordu artık. Bu yolun sonundaydı yaşanılacaklar.

Taksi ana yoldan ayrılıp, denize doğru inen ağaçlıklı bir yola girdi, çevredeki kısa boylu ağaçların üzerinde henüz yeşil olan meyveleri seçilebiliyordu, yer yer çam ağaçları yoğunlaşıyor, yer yer yeniden meye ağalarına dönüyordu ortam.

Deniza yaklaştıkça ağaçların arasından akan dereyi farketti, aşağıda yolun sonunda derenin etrafına kurulu kafeler göze çarpıyordu. Hemen ilerisinde de, kimi renkli, kimi ahşap bir çok tek veya iki katlı yapı seçilebiliyordu.

“Burası ne kadar güzelmiş.” dedi şoföre.

“Kafanızı dinlemek için çok iyi bir yer seçmişsiniz” dedi şoför.

Bir şey söylemedi, keşke gerçekten kafasını dinlemek için gelmiş olsaydı buralara kadar. Elini kalbinin üzerine götürdü, bir tanıdık çarpıntı olacak mı diye bekledi ama, stresinden kaynaklanan çarpıntı dışında bir şey hissedemedi.

“Bir başkasının sadece kalbini aldın, yüreğini ve ruhunu değil, bunu sakın aklından çıkarma! Sen yine her zaman ki Seda’sın!” demişti Murat. Kalbinin daha önce yaşadığı yeri tanıması mümkün değildi gerçekten de, ama neden böyle bir beklenti içine girdiğini kendisi de bilmiyordu.

Derenin kenarındaki kafelerin olduğu alana girince, indi taksiden, buradan sonrasını yürüyecekti, telefonundaki adrese baktı yeniden, “Motel Mandalina”.

Derenin üzerine kurulan, tahta platformda gözleme açan kadınları selamladı başıyla önce, aslında bu uzun yolculukta gerçekten karnı acıkmıştı ve serin dere suyunun üzerinde bir gözleme yemek gerçekten iyi olurdu şimdi. Belki biraz sakinleşmeme faydası olur diyerek, o tarafa doğru yürüdü. O tarafına geçmek için yapılmış küçük tahta köprüyü geçerken farketti sahili, geniş çakıllı sahilin ardında deniz pırıl pırıl parlıyordu.

Tahta platformun üzerine yerleştirilen sedirlerden gölge olan birinin üzerine bıraktı kendini, gerçekten yorulmuştu. Berrak su, küçük köpükler yaparak akıyordu altından, sesi o kadar güzel geliyordu ki, bıraksalar şu sedirin üzerinde kıvrılıp uyuyabilirdi. Sipariş almaya gelen delikanlıya gözlemesini söylerken, motelin yerini de sordu. Oğlan eliyle ağaçların ilerisinde çatısı gözüken sarı binayı işaret etti. Demek o kadar yakındı kalbinin evine. Burada biraz nefeslenip, suyun sakinleştirici gücünden faydalanacaktı önce, kaçta geleceğini bildirmemişti nasılsa. Kendini yeterince sakin hissedince oraya gidebilirdi. Oturduğu yerden sahili görmeye çalıştı yeniden, ağaçlar kapatıyordu manzarayı ama, sahilin iki yanında yükselen dağları seçebiliyordu buradan. Gerçekten öyle huzurlu ve sakin bir yerdi ki, insan saatlerce hiç bir şey yapmadan öylece durabilirdi burada.

Gözlemesiyle gelen buz gibi ayranı da içinde, daha  bir kendine geldiğini hissetti, artık daha fazla oyalanmadan gitmesi gerektiğini düşünüyordu. Buraya gelmekteki amacı kafa dinlemek ya da ortamın keyfini çıkarmak değildi, ardında onu bekleyen sevgi dolu insanlar vardı.

Yeniden köprüyü geçip, oğlanın işaret ettiği motele doğru yürümeye başladı. Geniş çimenli bahçesinde küçük bir havuz, biraz ilerisinde gölgelik bir kameriye, çimenlerin üzerinde de bir kaç şezlong vardı. Ortalıkta kimse görünmüyordu. Adına yaraşır bir şekilde bahçenin etrafı mandalina ağaçları ile çevriliydi .

Motelin çiçeklikli girişinden çıkan bir adam ona doğru yürümeye başladı.

“Hoş geldiniz, kalacak yer bakıyorsanız, motelimiz bir süreliğine  kapalı ne yazık ki.”

“Ben aslında Füsun hanımın annesine bakmıştım.” dedi Seda, sesi titreyerek, bir anda yüreği ağzına gelmiş gibi hissetmişti nedense.

“Füsunun arkadaşı mısınız?” dedi adam.

“Hayır, ben onunla hiç tanışmadım aslında.”

(devam edecek)

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/06/yuregimin-sahibi-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/07/yuregimin-sahibi-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/08/yuregimin-sahibi-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/09/yuregimin-sahibi-bolum-4/

 

 

 

 

6 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s