arkası yarın

Kimin cenneti? – Bölüm 6

“E Osman? İyice dinlenebildin mi? Çocuklar uçurtma uçurduğunu söylediler senin.”

Cevap vermedi Osman, Ertuğrul’a. Adam parlak takımının içinde bir yılana benziyordu gerçekten.

Osman şakasına gülmeyince ciddileşti Ertuğrul, “Artk işimize bakalım o zaman, bu defa büyük bir iş var Osman, becerebilirsen.”

“Ne vereceksin?”

“Cenneti satın alabileceğin kadar çok para!” diyerek kahkaha attı Ertuğrul.

“Sen cenneti nereden bileceksin?” diyecekti, vazgeçti, yılanlar sadece cennetten kovdurmaya yarardı insanları. Ertuğrul’da yeryüzündeki yılanlardan biriydi sadece. Pislik, karanlık, kirli işler her şey vardı onda. Bir sahilde, bir köpekle, hasta bir kızın yarattığı cennetin tadını bile bilemezdi o. Suna biraz diri, canlı bir kız olsa, bu Ertuğrul’un köpekleri göz bile dikerdi ona. Midesi bulandı bulunduğu yerden.

“Tamam” dedi dişlerinin arasından, “Ama bu son iş, artık bırakıyorum.”

“Yapma Osman, bu iş öyle bırakıyorum denilince bırakılmaz, bilmiyormuş gibi konuşuyorsun.”

“Bırakacağım!”

“Sen bilirsin, hele bir şu işi halledelim, konuşuruz.” dedi Ertuğrul çarpık gülümsemesi ile.

“Önce bir kaç gün işim var.”

“Ne işin var?”

“Özel!”

“İyi çok uzatma Osman, çocuklar iki gün sonra gelir alır seni, konuşuruz.”

Kötülüğün ve yılanın zehrinin zengini fakiri yoktu, yılana kanan herkes bir yerinden bulaşıyor, cennetten kovulduklarını bile anlamadan, sahte bir cennetin kapılarından giriyorlardı güle oynaya. Osman mecbur kalmıştı, aslında belki de kalmamıştı ama cahildi en azından. Hasan belki de kendini kurtarmıştı, uymamıştı ona. Şimdi Almanya’da karısı, çoluğu, çocuğu vardı belki. Hiç aramamıştı Hasan’ı. Ararsa Ertuğrul itinin ona da bulaşacağını biliyordu.

İki yıl önce bir işini hallettiği bir adam vardı, adam toplumda saygın biri olmasına karşılık, bahçesine yılanların yuvasını kurmuş bir pislikti aslında. Gazetelerde her tür yardım kuruluşları ve davetlerde boy gösterir. Yardıma muhtaçların kanıyla beslenirdi vampir gibi. Osman’ın adına çalıştığı iyi insanlar yoktu zaten. Yaptığı işle, iyi insanların ilgisi olamazdı. O sadece şiddeti bilirdi. Şiddetle iş halletmeyi, başkalarının pis elleriydi o. Onlar tertemiz ellerini yüzlerindeki yılan gülüşleri ile tokalaşmaya saklarlar, çatal dilleri ile ona pis işlerini buyurup, onun ellerini kirletirlerdi. Ellere bir kez bulaştı mı o pislik, sinsi bir mikrop gibi, yüreğe, ağıza, göz, kulağa, her şeye bulaşırdı. Nasıl olupta küçük Osman’ın içinde hala var olabildiğine hayret etmişti o yüzden, o sahilde. Baştan başa pislik olmak, tüm yılanları ayırdedebilmek, onların arka bahçelerindeki yuvaları da bilmek demekti. Osman’a bu yüzden güvenirlerdi, sadece işini yapardı o, kim için, ne için yaptığına bakmaz, iş bitince ağzından tek laf çıkmazdı. Aslında sadece unutmaya çalıştığı içindi bu ketumluğu. Kendine bile söylemezdi ki, başkasına söylesin.

Yine de bu defa bu adamların birine geri dönecekti, adamın avukatlık bürosu vardı. Kafasına koyduğunu halletmesi için her tür donanıma sahipti.

İki gün sonra Ertuğrul’un adamları onu almaya geldiler yeniden.

“Ekrem beye gitmişsin!” dedi yılan gözlerini kısarak.

“Gittim” dedi Osman.

“Niye gittin?”

“Özel bir işim vardı, avukat lazımdı.”

“Bir daha gelmesin dedi adam.”

“Gitmem, halloldu zaten.”

İki yıl sonra veteriner Hakan bey, kapının önünde mıhlanmış gibi kıpırdamadan duran, Yaralı’yı soran müşterisine anlatıyordu.

“Onun adı Yaralı! Bir buçuk, iki yıldır benimle.”

“Neden kıpırdamadan duruyor öyle?”

“Beklediği birileri var, bazen koşarak sahile gider, sonra geri gelir.”

“Kimi bekliyor ki?” dedi kadın kucağındaki tüyleri ışıldayan kediyi severek eliyle.

“Suna ve Osman amcayı.”

“Onlar da kim?”

Hakan bey, Osman amcanın gidişine kadar olan bölümü anlattı önce kısaca, “Sonra bir gün Suna’nın annesine bir telefon geldi, Ankara’daki hastaneden arıyorlardı, Suna için özel bir oda ayarlamışlardı orada. Kadın o kadar şaşırmıştı ki, bunu kimin yaptığını sormayı bile akıl edememişti ilk seferinde. Hemen apar topar gittiler Ankara’ya,  giderken de bana bıraktılar Yaralı’yı.”

“Kim ayarlamış hastaneyi?” dedi kadın merakla.

“Osman amca ayarlamış, bizde sonradan öğrendik. Rahmetli ölmeden bir avukata gitmiş, neyi var, neyi yoksa hepsini Suna’ya ve Yaralı’ya bıraktığını söylemiş, Ankara’daki  evini de. Hatta evin içinde Suna için özel bir oda bile yaptırmış dediler.”

“Ölmüş mü adamcağız?” dedi kadın yüzünü eğerek.

“Aslında Suna’ları hastaneden aradıkları tarihte yaşıyormuş, yani hastaneyi de o ayarlamış evet, vasiyet sonradan ortaya çıktı. Değişik bir adamdı Osman amca, bir takım karanlık işleri varmış dediler ama, bu kadar iyi yürekli bir adam nasıl bulaşmış o işlere bilmiyorum. Bir akşam vurmuşlar adamcağızı sokağın ortasında, yani bize öyle dediler. Suna Ankara’ya gittikten hemen bir kaç gün sonra olmuş olay.  Suna’yı da göremeden gitmiş zavallı. Çok istiyormuş oysa, hastanede bir gün ziyaret etmeyi, doktorların hepsiyle konuşmuş ölmeden, ne gerekiyorsa yapılsın istemiş.”

“E köpek neden hala sizinle o zaman?”

Yaralı havlayarak uzaklaştı o sırada dükkanın önünden, “Sahile gidiyor yine.” dedi veteriner ardından dalgın gözlerle bakarken.

“Köpek neden hala sizde, gelip onu almadılar mı?”

“Almadılar” dedi Hakan bey derin bir iç geçirerek, “Suna için yoğun bir tedavi süreci başladı. Osman amcanın bıraktıkları ile annesi ne gerekiyorsa sağladı ona, Osman amcanın öldüğünü de söyleyemediler yavrucağa, yurt dışına gitti demişler sanırım. Sunacık her gün sormuş Yaralı ile onu. Yaralı’nın resimlerini çekip yolluyordum annesine, gözleri dolu dolu bakıyormuş resimlere. Yaralı’ya da bir mektup yazdırmış annesine, söz veriyorum yeniden koşacağız sahilde beraber demiş.”

“Vah yazık, çok üzülürdü tabi bir de adamcağızın öldüğünü duysa çocuk.”

“Evet, Osman amcayı babası gibi severdi Suna. Osman amca da onu babası gibi sevmiş belli ki.”

“Sonra ne oldu peki?”

Hakan beyin gözleri dolarak baktı kadına, aslında bu hikayeyi anlatmayı hiç sevmiyordu, Yaralı’nın böyle durgun olmasını da ama, hayat yaşatıyordu işte bazı şeyleri insanlara, “Geç kalınmış. Suna için ellerinden geleni yaptılar ama, ne yazık ki işe yaramadı. Bir yıl kaldı o hastane de. Sonra da..”

Kadın şaşkınlıkla ağzını kapattı “Aa!” derken. Belli ki çocuğun kurtulduğunu sanmıştı.

“Sormayın!” dedi Hakan bey, “Hiç birimiz onun öleceğini düşünmemiştik, Osman amcanın ölümü hariç her şey öylesine masal gibi güzel gitmeye başlamıştı ki onun için. İlçemizin kısa saçlı, koca yürekli prensesinin geleceği günü dött gözle bekliyorduk hepimiz. Hatta Fırıncı Mahmut bir uçurtma almıştı ona, gelince Yaralı ile sahilde uçururlar diye hayal kuruyorduk beraber. Zavallı annesi mahvoldu Suna’yı kaybedince, kadıncağız onun için duruyordu ayakta. Hepimizi ayakta tutuyordu aslında onun azmi. Hayatımda gördüğüm en küçük devdi o benim de. Sonra buradaki evi boşaltıp gitti kadıncağız da, bir daha da haber alamadık ondan. Bir Yaralı kaldı onlardan geriye. O da her  gün dükkanın önünde onların dönmesini bekliyor, sonra koşarak sahile gidiyor onlarla yaptığı gibi ve geri geliyor. Benim de çenem düştü kusura bakmayın. İşte böyle bir hikaye bu da, sizin ne sorununuz vardı?”

Kimse Suna’nın son nefesini verirken neden gülümsediğini bilmiyordu, annesi bile. Osman amca, onu yeniden kendi cennetleri olan sahile götürmek için gelmişti oysa.

Yaralı, her gün koşarak sahile gittiğinde ikisi  orada onu bekliyorlardı zaten her gün olduğu gibi, o dalgalara karşı sıçrayıp havlarken, Osman amca ve Suna el ele yürüyor ve uçurtmalarını uçuruyorlardı beraberce.

Orası her zaman onların cenneti olarak kaldı, Yaralı da ölüp, onların yanına katıldığında bile, üçü her gün dolaştılar cennetlerinde.

Bir deniz, bir de kumsal tanıdı onları.

SON

 

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/31/kimin-cenneti-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/01/kimin-cenneti-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/02/kimin-cenneti-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/03/kimin-cenneti-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/04/kimin-cenneti-bolum-5/

Bölüm 6

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/05/kimin-cenneti-bolum-6/

2 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s