arkası yarın

Kimin cenneti? – Bölüm 1

Yaralı her dalganın kabardığı yere doğru koşuyor, sonra dalganın yarattığı köpüklü sulardan ıslanmamak için koşarak uzaklaşıyordu. Onları uzaktan seyreden sarı saçlı kızın saçları rüzgardan sürekli yüzünü kapattığı için, eliyle onları geriye atmak zorunda kalıyordu.

“İyi ki kısacık saçlarım var yaralı, baksana sahilde dolaşmak için uzun saçlı olmak ne kadar sorun oluyor.” diye bir kahkaha attı kendi kendine. Köpek onu duymamış gibi, kabaran yeni dalgaya doğru havlayarak koşmaya başladı yine. Anlaşılan denizi korkutmayı başaramamış olmayı kendine yediremiyordu.

Dönüp sahilin hemen arkasına dizilmiş küçük evlere baktı, çatıları tenekeden kesilmiş gibi duran bu ahşap evlerin önlerinde küçük bir veranda vardı. Çoğunda fazla varlıklı olmayan insanlar barınıyordu. Bir iki tanesinde ise, o insanların kiracıları olan diğer insanlar kalıyorlardı. Bunlar çoğunlukla ucuz ve kısa tatil yapabilme imkanı olan tatilcilerdi. Yarı çakıllı ve yer yer otların bittiği bu sahil, sadece kendisi gibi çok bakımlı hayatlar süremeyen insanları ağırlıyordu.

O ve yaralı burada tanışmışlardı, onu ilk gördüğünde ayağına batan kaktüs dikenleri nedeniyle topallıyordu zavallı hayvan. Korkutmadan yanına yanaşıp, patisindeki dikeni çıkarana kadar akla karayı seçmişti, hayvanın canı öyle yanıyordu ki, daha elini patisine uzatmadan havlamaya başlıyordu ama, Suna onun kendisine zarar vermeyeceğinden emindi. Sadece canının daha çok yanmasından korkuyordu. Patisinin altındaki kocaman dikeni görünce, onu kendi çıkarabileceğini düşündü ilk önce, ama yaralı öyle bir ulumaya başladı ki, buna uğraşmanın onun canını daha çok yakacağına karar verip, kucakladığı gibi, ana caddedeki veteriner kliniğine gitti. Bu işlemi yaptırmak için hiç parası yoktu ama, veteriner bir yıldır sokakta bulduğu her hayvanla kliniği ziyaret eden bu genç ziyaretçisine artık alıştığı için, yaralıyı alıp hemen  müdahale etti. Suna’nın sayesinde ilçede bu veternere uğramayan hasta veya yaralı hayvan kalmayacak gibiydi.

Kız bir yandan veterinerin yaptıklarını dikkatle izlerken, bir yandan da sürekli konuşuyordu. Bazen çok konuştuğunu kendisi de biliyordu ama, burada o kadar az arkadaşı vardı ki canı sıkılıyordu. Neredeyse bütün arkadaşları sokak hayvanlarıydı, onlarla da konuşuyordu ama, cevap alamıyor olmak bir süre sonra canının sıkılmasına neden oluyordu. Veteriner Hakan bey onu ilk gördüğünde sevmişti. Yine kollarında yaralı bir güvercin ile girmişti bu kapıdan, gözlerinden yaşlar süzülerek güvercini sapanla vuran çocukları şikayet ediyordu. Onlara diklendiği için biraz da hırpalandığı için dirseği kanıyordu. Hakan bey önce Suna’ya sonra da, güvercine müdahale etti. Zavallının kanadı kırılmıştı.

O günden sonra yanında yaralı hayvan olmasa da, arada bir uğramıştı Suna, samimiyeti ilerlettiğine kanaat getirdikten sonra ise, her bulduğu hasta ve yaralı hayvanla uğramaya başlamıştı. Suna’nın annesi bu ilçede büyümüştü, bu nedenle ilçenin yerlilerinin tanıdığı bir aileydiler. Eşiyle evlenmek için ailesine karşı koyup, kaçmış, sonra adam Suna’nın doğumunun ardından onları terkedince, geri gelmiş ancak ailesi ile arasını düzeltmeye gönüllü olmadığı için bu küçük evlerden birine yerleşmişti. Ancak komşu ilçede iş bulabildiğinden, her sabah erkenden evden çıkıyor, Suna annesi gelene kadar günü tek başına tüketiyordu.

Arkadaşlık ettiği diğer tüm hayvanlar, ona sadece arada bir uğrasa da, yaralı yanından hiç ayrılmıyordu. Gece annesi onu içeri almasına izin vermediği için verandada uyuyor, annesi işe gittikten sonra ise, Suna onu içeri alıp karnını doyuruyor, sonra da birlikte sahile inip denizi seyrediyorlardı.

Havanın artık sıcak olmasından dolayı, bütün evlerin verandaları renkli masa örtüleri ve çiçeklerle süslenmeye başlamıştı. Ortama renk katmak için parasal zenginlik gerekmiyordu, sadece bir kaç çiçek ve örtüyle verandaların bütün havası değişiveriyordu zaten. Ev sahibi olan  bir kaç aile, verandaların ahşap trabzanlarını renkli boyamışlardı, böylece yağmurlar başladığında üzerinde renk olan evler sadece onların ki oluyordu. Aslında Suna’da istiyordu kendi evlerinin trabzanlarını boyamayı ama, annesi bunu tek başına yapmasına izin vermediği gibi, kendisi de bir türlü yapacak zamanı bulamıyordu.

Hemen iki ev ötelerindeki kiralık eve, geçen hafta yaşlı bir adam taşınmıştı. Annesi adamın yaşlı olmadığını ve onu görürse yüzüne karşı öyle söylememesini tembihlemişti, çünkü kızının bulduğu her insanla uzun sohbetlere girdiğini biliyordu. Neyse ki burada herkes birbirini tanıyor ve kolluyordu da, gözü çok arkada kalmıyordu onu tek başına bırakıp giderken. Suna, yeni adamla hemen sohbete girmeyeceğine, konuşursa da yüzüne yaşlı olduğunu söylemeyeceğine annesine söz verdi.

Zaten taşınalı bir hafta olmasına rağmen adamın ne pencereleri, ne de kapısı açılıyordu. Verandaya bile çıktığını görmemişti neredeyse. İçeriye kendini hapsetmiş gibi yaşıyor olmalıydı. Eğer sahile bile bakmayacaksa, ne demeye denizin önünden bir ev tuttuğunu anlayamamıştı. Sadece bir kez, iki adamın ellerinde erzak torbalarıyla kapıyı çaldıklarını görmüştü. Onlar da fazla kalmadan gitmişlerdi.

Bu en renksiz ve kapalı evin sahibi adamı görebilir miyim diye, sürekli arkasını dönüp kontrol ediyordu bir kaç gündür. Aslında onu bir kez taşındığı gün görmüştü, yaralı onu görünce o kadar çok havlamıştı ki, sohbet etmeye fırsat bulamadan sahile yaralının arkasından koşmak zorunda kalmıştı.

Yaralı sıcak kanlı bir köpekti aslında ve öyle kolay kolay havlamazdı, adamı görünce neden o kadar tedirgin olduğuna bir anlam verememişti Suna.

Yeniden denize çevirdi yüzünü, saçları uçuşan kız, o arkasına bakarken uzaklaşmıştı. yaralı da dalgalara havlamaktan yorulmuş olmalı ki, gelip kumlara gömdüğü ayaklarının üzerine yattı. Burada denizin durgun olduğu günler yok denecek kadar azdı. Bu nedenle iyi yüzme bilmeyenler dışında denize pek giren olmazdı. Sadece ucuz tatilciler ve çocukları dalgalara rağmen girmeyi deneseler de, onlarda yetişkin insanın beline gelecek kadar yüksek olan dalgalardan korkup vazgeçerlerdi bir süre sonra. Denizin dibi sahilin aksine komple çakıl doluydu, sürekli dalgalı olduğu için denizin yerden yere vurduğu taşlar çoğunlukla yuvarlaktı bu yüzden. Dalgaların daha  küçük olduğu zamanlarda dizlerine kadar girip, taşların ayaklarının altından yuvarlanmasını hissetmeye bayılıyordu Suna. Annesi o olmadan, deniz sakin olsa bile girmesini istemiyordu. Çünkü sakin bile olsa, bir anda artan rüzgar yüzünden, dalgalar geri gelebiliyordu ve bu sahilde ilçeden boğulan insanlar olmuştu.

Bir keresinde boğulan birini denizden çıkardıklarını görmüştü, adamın vücudu tuhaf bir griye dönmüş ve balon gibi şişmişti. Daha yakından bakmaya korktuğu için çok yanaşmamıştı, iyi ki de yanaşmamıştı çünkü bir hafta geceleri rüyasında o adamı sahilde dolaşırken, hatta onu yüzerken ayağından yakalamaya çalışırken görmüş ve çok korkmuştu.

Ellerini ensesinde birleştirip, yarı çakılı kumların üzerine uzandı ve gökyüzüne bakmaya başladı. Ayaklarını kumdan çektiği için, yaralı da pozisyonunu değiştirip, büktüğü bacaklarına dayanmıştı gelip. Az önce oynarken ıslattığı tüylerine yapışan kumlar bacağını kaşındırdı Suna’nın. Köpek ani bir hareketle silkelenince de, ağzına yüzüne doldu tüm kumlar. Yine de bundan şikayet etmedi. Eliyle yüzünde kalan kumları temizleyip, yeniden ensesine yerleştirip gökyüzüne bakmaya devam etti. Bu sahildeki bir diğer eğlencesi de bulutlara bakıp, bir şeylere benzetmekti ama, bu gün gökyüzünde bir tane bile beyaz leke görünmüyordu. Dümdüz bir mavilik, derinliği yokmuşcasına serilmişti üzerlerine. Uykusunun geldiğini hissetti. Bir kez böyle sahilde uyuyakaldığı için, açıkta kalan yerleri fena halde yanmıştı ama, şu anda her yanı o kadar güzel uyuşmuştu ki, kalkıp gitmeyi hiç istemiyordu. Yaralı nasılsa fazla sabit duramayacağından, onu uyandırırdı.

Gözlerini kapatıp, direnmeye son verdi.

(devam edecek)

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/31/kimin-cenneti-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/01/kimin-cenneti-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/02/kimin-cenneti-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/06/03/kimin-cenneti-bolum-4/

5 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s