arkası yarın

Şans her şeye yeter mi? – Bölüm 3

Tüm yasına rağmen, görüşmede annesi için elinden geleni yaptı. Ona vaad ettiği her şeyi yapacaktı. Şükran haklıydı, annesinin onca emek ve fedakarlığını boşa çıkarmak olmazdı. O şimdi babasıyla beraber izliyordu onu.

Babasının ameliyatında şans önce yüzlerine gülmüş, sonra almıştı ellerinden umudu. Şimdi şansın yine gülmeye başladığı zaman gitmişti annesi. Yarım şanslar mı veriyordu hayat onlara hep. Kaşıkla verdiğini kepçeyle geri mi alıyordu yoksa? Sevdiklerinin acısına karışan şansları kim ne yapsındı ki?

Kızıyordu Şükran o böyle söylediğinde. Bunlar sadece bir tesadüftü, acıda olsa. Hayatın onunla bir alıp veremediği yoktu. Her zaman güzel şeyler ve acı anlar ardı ardına gelebilirdi.

İki üç gün sonra görüşme yaptığı yerden iyi haber geldi. İşe başlıyordu.

Şükran artık annesiyle yaşadığı eve dönmesinin uygun olmadığını söyledi. Alacaklarını alıp, bir oda, bir salon küçük bir daireye taşınmalıydı. Hayatının bundan sonraki dönemlerini annesinin anılarıyla dolu bir evde geçirmesi sadece acı verecekti. Annesi onun her zaman yüreğinde olacaktı zaten. Eşyalardan medet ummamın bir yararı yoktu.

Meral’in ikna olması zor oldu bu teklife. Annesiyle yaşadığı evi kapatmak ihanet gibi geliyordu ona. Yine de o evde kalırsa bu acıyı asla atlatamayacağı konusunda hakkı vardı arkadaşının. Bir kez daha onu dinledi. Yeni iş yerine yakın, çoğunlukla tek başına yaşayanların olduğu bir siteden bir oda, bir salon bir daire buldular.

Birlikte evlerine gidip eşyaları toparladılar. Bolca ağladı yine Meral. Kalan eşyaları mahallede ihtiyacı olanlara dağıttılar ve anahtarı ev sahibine teslim ettiler. Birikmiş kira borcunu Şükran ödedi borç olarak.

Böyle zor bir dönemde her şeyine yetmişti can arkadaşı. Ona borçlandığı tek şey kira değildi.

İşe başladıktan bir kaç ay sonra, onun çalışkanlığı ve azminden çok memnun olan yöneticileri, terfi ve maaş artışı verdiler. Şükran onun tüm enerjisini işine verip, depresyondan çıkmasına seviniyordu. Üstelik başladığı günden beri peşinden ayrılmayan birde hayranı vardı Can. Gerçi Meral’in pek umurunda değildi delikanlının girişimleri ama yine de moral vericiydi.

Her gece uyumadan anne ve babasını düşünüyordu. Bu günleri görüp, mutlu olmalarını çok isterdi. İkisi de aynı hastanede ölmüşlerdi. Bu da bir şanstı demek. Tuhaf ve kötü bir şans. Şükran’ın tüm ısrarlarına rağmen ziyaretine gitmiyordu bu yüzden. O hastanede bir kez mutlu olmuşlardı, o da babasının ameliyatı sırasında tanıştıkları Gizem hanım sayesindeydi.

Şükran ile ondan bahsederlerdi ara sıra. Daha doğrusu Meral hatırlar anlatırdı. O solgun yüzlü çocuk tamamen iyileşip hayatına devam etmiş miydi acaba? İnsanın çok parası olması bile başına kötü şeyler gelmemesine yetmiyordu işte. Şans kapıyı çalmayınca, paralı ya da parasız olmanın önemi yoktu. En büyük şans sağlıklı olmaktı belkide.

Yeni taşındığı binada da bir kaç arkadaş edinmişti. Çoğunluğu kendisi gibi genç olan komşuları girişken insanlardı. Bir kaç evli çift dışında çoğu hiç evlenmemiş veya eşinden ayrılmıştı. Yalnızlıklarını komşuluklarıyla gideriyorlardı. Kapı komşusu Ufuk’tu. O da iki yıl önce mezun olmuş. Ünüversiteden sonra memleketine dönmeyip bu şehirde iş bulmuştu. Çok iyi bir çocuktu. Daha eşyaları taşımaya başladıkları gün, yardıma koşmuştu.

Şükran onun Meral’den hoşlandığını iddia etse de, o iyi bir insan olduğunu düşünüyordu sadece.

Hareketli ve renkli bir apartman olduğundan, Şükran’da daha sık gelir olmuştu Meral’in evine. O da iki kat üstte oturan Bülent’ten çok hoşlanmıştı aslında. Bülent’te onun gibi doktordu.

Hayat Şükran ve bu şenlikli apartman sayesinde normale dönmüştü. Meral’in iş yerindeki pozisyonu oldukça iyiydi ve geliri de yükselmişti. Arada bir Şükran’la eski mahalleye gidip, yardıma ihtiyacı olan aileleri ziyaret ediyorlardı. Meral güzel bir hayata kavuşmuş olsa da, o mahallede bıraktığı insanların da şansı olmak istiyordu. Şans herşeye yetmese de, onun verebileceği bu kadardı şimdilik.

Annesinin Gizem hanıma dua ettiği gibi, dua ediyorlardı Meral ve Şükran’a.

“Gördün mü? Hayır dualarından güzel şans olur mu?” diyordu Şükran gözleri dolarak.

Aslında o Meral gibi fakir bir ailede doğmamıştı. Hem annesi, hem de babası doktordu. Bir tek abisi avukat olmuştu ailede. Yine de altın kalpli insanlardı hepsi.

Tıpkı annesinin dualarında olduğu gibi iyi insanlarla karşılaştırmıştı hayat Meral’i.

Firdevs teyze “Kıymetini bilecek yerlere düşürsün seni inşallah diye de dua ederdi sana. Şu Ufuk veya Can annenin duasındaki tanıma uyuyor” diye takılsa da, Meral onları dost olarak görüyordu sadece. Bazı akşamlar Ufuk ile yan yana olan balkonlarında, birbirlerine çay ikram edip sohbet ediyorlardı uzun uzun.

Can’da mesai saatleri dışında sürekli mesaj atıyordu. Aslında son günlerde Can’ın yazdıklarından etkilenmeye başladığını itiraf etmeliydi. Bir akşam birlikte yemek konusunda ısrar ediyordu sürekli. Belki bir ara çıkabilirlerdi. Bir yemekten kimseye zarar gelmezdi herhalde. Ufuk’a danışabilirdi belki Can konusunda, hoş sözlere kanıveren aptal bir kız gibi görünmek istemiyordu.

Ufuk başlangıçta binaya gelen iki güzel kız olarak görmüştü onları gerçekten. İlgisinin nedeni buydu. Zaman geçip Meral’i tanıdıkça güzel olanın onun ruhu olduğunu anlamıştı. Kırık dökük hayat hikayesini hüzünle dinlemişti anlattığında.

Çok akıllı veya güzel olması değildi onu çeken, yüreğinde cenneti taşıyor olmasıydı. Meral’in ona olan ilgisinin dostluktan öteye gitmediğinin farkındaydı ama cennete girmek için gereken ilk erdem sabırdı.

Şükran o gün Meral’e bir müjdesi olduğunu söyledi telefonda, akşam gelince konuşuruz dedi. Bülent ile özel bir randevudan bahsedeceğini düşünüyordu Meral çünkü son günlerde başka bir şey konuşmaz olmuşlardı.

Akşam birlikte yemek yerlerken, “Haydi ama meraktan öldüm bütün gün, ne söyleyeceksin anlat!” diye sordu Meral neşeyle. Ona hayatı boyu dostluğunu sunan bu güzel insanın mutluluğunu paylaşmaya can atıyordu.

“Bu gün hastaneye bir kadın geldi baş hekimle görüşmeye. Biz de tam toplantıdan çıkıyorduk. Hastanenin yıllardır en önemli bağışçılarından biriymiş. Oğlunun hayatını kurtarmış hastanenin doktorlarından biri.”

“Hâlâ iyi insanların olduğunu duymak ne güzel” dedi Meral gözleri dolarak. Babasını hatırlamıştı.

“Adını sormayacak mısın?” dedi Şükran bu defa kaşlarını kaldırarak.

“Adını mı? Neden sorayım ki?”

“Çünkü adı Gizem Karahan”

Yıllarca annesinin dualarından eksik olmayan bu ismi duymak şaşırttı Meral’i.

“Ciddi misin?” dedi heyecanla.

“Evet elbette ciddiyim, yarın yine gelecekmiş. Belki gelip konuşmak istersin sen de?”

“Çok isterim aslında. Ne diyeceğim ki?”

“Teşekkür edersin yıllar sonra.”

Meral’in gözleri dolmuştu yine. Geçmiş bir anda gelip geçti gözlerinin önünden, hüzünlü bir rüzgar gibi, havalandırdı anıları. Şükran arkadaşının yüz ifadesinden anladı aklından geçenleri.

“Haydi ama, onu görmek istediğini sanıyordum. Böyle üzüleceğini bilseydim söylemezdim.”

(Devam edecek)

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/18/yorma-hayat-bizi-boyle-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/19/sans-her-seye-yeter-mi-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/20/sans-her-seye-yeter-mi-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/07/21/sans-her-seye-yeter-mi-bolum-4/

9 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s