Bir Kahvelik Okumalar

Karanlıkta bir akşam

Hava çoktan kararmıştı. Pencerenin önündeki ağacın dalları, rüzgar estikçe cama vuruyor ve düzenli bir sese dönüşüyordu evin içinde. Böyle havalarda ağacın içeri girmek için cama tıkladığı duygusuna kapılırdı. Elbette böyle bir şeyin mümkün olmadığını biliyordu ama, insanın hayal gücü bazen kontrolü dışında çıkarımlar üretebiliyordu işte. Neyseki kapıyı denemiyor diye düşündü gülümseyerek. O zaman bayağı ürkütücü olabilirdi bu hayal. Sokaktan geçen arabanın farlarıyla gölgeler büyüyerek dansedip geçtiler duvardan. Sehpada yanan mumun ateşi, kendisini bastıran bu ışık kaynağına bozulmuş gibi küçülüp, sönecek gibi yaptıktan sonra, eski haline dönüp titremeye devam etti. Suya değen lastik sesine bakılacak olursa, yağmur başlamış olmalıydı. 

Bedeni oturduğu koltukta öyle gevşemişti ki, kalkıp dışarı bakacak, lambayı yakacak ya da perdeleri çekecek bir istek bulamamıştı içinde. Son bir saattir sehpada yanan mumun ışığında, ağacın cama vuruşunu dinliyordu. 

Bu loşluk ona huzur veriyordu her zaman. Aslında çocukluğundan beri biraz korkardı karanlıktan ama yine de bu korkusuyla mücadele eder, büyüyüp onu panikletmesine izin vermezdi. “Tıpkı gözlerini kırptığında veya uyuduğunda olduğu gibi düşün.” demişti annesi o küçük bir kızken. “O zamanda karanlık oluyor ve çevrendeki hiç bir şeyi göremiyorsun, ama bu seni korkutmuyor öyle değil mi?” 

O zamanlar elektrik sık sık kesilir annesi ve o babası gelene kadar mum ışığında otururlardı. Tuvaleti geldiğinde mumu alıp birlikte banyoya giderler, sonra yeniden salona dönerlerdi. Bazen bu gidip gelmeler sırasında mum söner, o da hemen annesinin bacaklarına sarılırdı. 

Mumun ışığının önünde elini çeşitli şekillere sokup gölge oyunu yapmayı da annesi öğretmişti ona. En güzel tavşan, kelebek ve köpek yapabiliyordu. Annesi de ona eşlik edince birlikte duvarda yarattıkları hayvanları konuştururlardı. Bu oyunu her zaman çok severdi. 

Elini yavaşça kaldırıp duvarda bir köpek yaptı yine gölgeyle, tam o sırada dışarıdan gelen havlama gölgeye eşlik edince, böyle bir film çekilip seslendirilebilir mi acaba diye düşündü. 

Ağaç cama vurarak katıldı düşüncesine, belki o da kendi müziğini yapıyordu kim bilir ya da gölge tiyatrosu filminin müziğiydi bu. Karanlık için uygun bir müzik olurdu bu. 

Duvardaki köpek dışarıdan geçen arabanın farlarının odaya dolan ışığıyla, büyüyüp ufak bir gezinti yaptı duvarda. Mum ışığı oyunu beğenmiş olmalıyı ki, küçülüp saklanmadı bu kez. 

Annesiyle karanlıkta oturdukları gibi bir huzur dolmuştu içine. İnsan karanlığı bile güvenli ve huzurlu bulabiliyordu demek anıları sayesinde. 

Eğer annesi ve onun düşüncesi olmasaydı, pekala bir korku filmi kurgusu da çıkabilirdi şu ortamdan. Ağaç bir canavara dönüp, içeri girmek istiyor olabilirdi örneğin. O mum ışığının aydınlattığı salona bakarken, evin karanlık bölgesinden bir yaratık sessizce yaklaşıyor da olabilirdi. Ağacın tıkırdısı onun ayak seslerini kamufle ettiğinden duymuyordu belki de. 

Korkuyla kalkıp arkasına baktı birden. Gidip salonun ışığını yaktı. Oysa demin ne kadar huzurla oturuyordu. Küçücük bir kurgu düşüncesi bütün huzuru dağıtmıştı. 

Üstelik düşünceleri ile her iki ortamıda kurgulayan oydu. Yoksa annesinin dediği gibi karanlıkta ya da lambanın ışığında değişen bir şey yoktu. 

Ama şimdi karanlık korkusu doldurmuştu içini. Yeniden koltuğa oturup, cep telefonunu aldı. En iyisi annesini aramaktı. Onun sesini duymak kendini iyi hissetmesine neden olacaktı muhtemelen.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s