Bir Kahvelik Okumalar

Aile Tiyatrosu

Hep sessizdi artık, konuşulacak ne kalmıştı ki aralarında. Her gün aynı yatakta, başka düşlerin peşinde ve içinde uyuyorlar, her sabah aynı koğuşun askerleri gibi selamlaşıp günlük görevlerine başlıyorlardı.  Tek getirisi minik kızlarıydı bu görevin. Onun bir babaya ihtiyacı olduğunu düşünmeseydi, zaten sessizliğini en azından “Ayrılalım!” demek için bozardı ama, olmazdı şimdi, bir tek kendisini düşünemezdi. Sonuçta herhangi bir tartışma yaşamayacak kadar, ayrı dünyaların insanları olmuşlardı. Bir parkta karşılaşan iki yabancının konuşacaklarından ibaretti sohbetleri. Hani o banka oturup tanımadığın bir insana anlatmanın rahatlığıyla değil, çocukları oynarken, zaman geçsin diye yapılan ayak üzeri sığ sohbetlerden. 

Dışarıda başka bir hayatta da yoktu gözü, durağan ve rutinin güvenine alışmıştı. Toplumda evli ve çocuklu bir kadın olarak yaftalanmış, tacizlerin en alt seviyesinde, mahalle baskıcısının saygı sınırları çerçevesinde yaşayıp gidiyordu şimdilik. 

Sorunsuz bir evlilikti işte bu, sorunsuz ve sığ. Evlendikleri günden beri hiç bir derinliği olmamıştı. Dokunmalar bile tende kalmış, ikisi de canda bir haz bulamamışlardı. Evlenmişlerdi işte nasıl olmuşsa, aileler filan derken daha önce üzerine hiç düşünmedikleri bir görevi daha kabul etmiş olmuşlardı.

Hani hiç değilse bir iki yıl aşk ile geçipte sonradan kendini tekrarlayan bir ilişki değildi onların ki. Tekrarlayacak bir kendisi yoktu bu ilişkinin çünkü.

Evleri, arabaları, paraları, çok güzel bir çocukları vardı. Eşleri, dostları, aileleri, işleri vardı. Hemen her yere birlikte gidiyorlar, tartışacak bile ortaklıkları olmadığı için sakin huzurlu bir aile modeli çiziyorlardı.

Baştan çok fırtınalar kopmuştu içinde, daha doğrusu kopan fırtınaları, bir bardak soğuk suyla durdurmuştu bir hıçkırık gibi.

Sonra kopmuştu kendisinden de, kadınlığından, aşktan, heyecandan.. İşte bir kadının yüreğinde bir erkeğe dair ne varsa yaşanacak unutmuştu hepsini. 

Artık ayrılsa da bir şey değişmezdi zaten. O bu kimliği öyle sağlam giymişti ki üzerine, yenisine alışmayı ruhu kaldırmazdı. Kızı büyüsün gittiği yere kadar diyordu şimdilik. Yine de içinde bir yerde bir aralık kapı arayan, ışığı görmesse kendini kaybolmuş hissedecek olan bir kadın vardı demek. 

O akşam bir yakın dostlarının düğününe gidiyorlardı. Eskiden onu heyecanlandıran bu merasimler ardından gelen hayatın boşluğu yüzünden anlamını kaybetmişti onun için. Yine de olması gerektiği gibi özenli ve güzel giyinmişlerdi. Geriye sadece seviniyor gibi yapmak kalıyordu.

Kapıdan girerken gülümsemesini çıkardı kostüm çantasından, elini kocasının koluna yerleştirdi. Perde az sonra açılıp, halka açık yerlerde sergiledikleri aile tiyatrosu başlayacaktı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s