Yarına Allah Kerim

Nefes nefese kalmıştı koşturmaktan.  Bütün gün ona verilen işleri bitirmiş, her akşam olduğu gibi amirinin odasına yevmiyesini almaya zor yetişmişti.

Kapıda beş kişi daha bekliyordu. İçeriden amirinin yükselen sesine bakılırsa, bir şeyler doğru gitmemişti. İçeride paylanan arkadaşlarının durumuna düşmekten korkan diğerleri, sessizce bekliyorlardı. Her akşam oluyordu böyle şeyler. Mutlaka birileri yaptıkları işten şikayetçi oluyorlardı.

O diğerleri gibi kadrolu değildi. Ay sonunda maaş almıyor, haftanın üç günü gelebildiği için, çalıştığı günün parasını veriyorlardı günlük olarak. Yaklaşık otuz büyük şirketin temizliğine bakan bir aracı şirketti burası. İhtiyaç halinde, günlük, haftalık, yıllık ya da ne kadar ihtiyaç varsa eleman sağlıyorlardı.

Çoğu fakirlik sınırının altında yaşayan kadınlı erkekli iki yüzden fazla kişi çalışıyordu burada.

Saate baktı, otobüsü kaçırmamak için kırk dakikası vardı. İçerideki her ne yaptıysa amiri çok kızdırmış olmalıydı. Dün de elli yaşından fazla olduğu belli olan ufak tefek bir kadın çıkmıştı ağlayarak odadan. Yöneticilerin birinin ofis masasında saç tokasını unutmuştu. Adam saçtan tiksinen biriydi. Hemen şirketi arayıp bu iğrençliğin bir daha tekrarlanmamasını, mümkünse kadın eleman istemediğini söylemişti.

Görünüşte küçük bir olay gibi dursa da, kadıncağızı ekmeğinden etmeye yetmişti. İşlere girmeden önce kısa bir eğitim alıyorlardı. Özellikle kişisel eşyalarını bir yerde bırakmamaları, az konuşmaları, izin verilmeyen şeyleri ellememeleri, kendilerine izin verilen dışında tuvalet ve yemekhaneleri kullanmamaları, her gün banyo yapmaları ve temiz kokmalarına kadar bir sürü konuda uyarılıyorlardı.

İnsanlar için pislik temizleyen zavallılardı. Çoğunlukla onlara selam bile vermezler, görevleri kapsamında olmayan işler talep ederlerdi. Yapmazlarsa binbir bahane bulup şirketi ararlar memnuniyetsizliklerini dile getirirlerdi. Daha herhangi birinin ne kadar iyi çalıştığını söylemek için arandığını duymamıştı. Gerçi o duymamıştı belki de vardı.

İçerideki sesler kesildi, kapı yavaşça açıldı. İçeriden çıkan genç adam, sırtını dönüp çıkmaya cesaret edememiş olacak ki, geri geri başını eğerek çıktı kapıdan. Kısacık saçlarının iki yanından görünen kulakları kıpkırmızı olmuştu. Kapı eşiğini de geri geri geçip, kapıyı kapattı yavaşça. Kapının önünde bekleyenlerin bağırtıyı duyduğundan emin olduğu için başını hiç kaldırmadan hızla yürüdü merdivenlere.

Bekleyenler gözleriyle takip ettiler adamı merdivenlerin başına kadar. İçlerinden biri, içeri girme sırasının kendisinde olduğunu hatırlayıp kapıyı tıklatınca, hepsi aynı anda çevirdi başlarını.

Tekrar saatine baktı, yarım saati vardı. Neyse ki durak şirkete uzak değildi. Dışarıda deli gibi bir yağmur yağıyordu. Gelirken ıslanmıştı zaten. Şimdi bir de giderken ıslanacaktı.

Rengi solmuş ayakkabılarına baktı. Bu kış bunlarla idare edilmezdi. Metronun altındaki ucuz ayakkabıcılara bakmaya karar verdi bir fırsat bulduğunda. Şirket tulum veriyordu çalışırken giymeleri için ama ayakkabı vermiyordu. Bazen ucuz alabilecekleri mağazalarla anlaşıyordu ama o kadrolu olmadığı için faydalanamıyordu.

Ablası ve o sırayla annesine bakıyorlardı. Ablası onun çalışmadığı günler bir çocuğa bakıcılık yapıyordu. Böylece biri işteyken diğeri evde oluyordu. Annesi iki yıldır felçliydi, tuvaletine bile kalkamıyordu zavallı.

Son kişide amirin odasından çıkınca, o kapıyı kapatmadan yetişip tıkladı kapıyı. Başıyla gelmesini işaret etti amiri.

Sessizce girip bekledi. Formika eski bir komodinin çekmecesini açtı amir. Üzerinde küçük bir kilit asılı çekmecenin içi para doluydu. Parmağını yalayarak yevmiyesi kadar tutarı sayıp aldı çekmeceden. Sonra kapatıp kilitledi. Parayı ona uzatıp, “Haftasonu sana göre bir iş var, ayarlarım dersen yarın haber ver” dedi. Çok iyi olurdu ama haftasonu ablası çalışıyordu. Yine de “Tamam” deyip, ablasıyla konuşmayı düşündü, haftasonu işlerinin yevmiyeleri hafta içinden iki kat fazla oluyordu. Tam ağzını açacaktı ki amirin cep telefonu çaldı. Eliyle çık işareti yapıp telefonu açtı adam.

“Neyse, ablamla konuşur yarın cevap veririm.” diye düşünüp az önceki delikanlı gibi geri geri çıkıp çekti kapıyı.

Saate baktı, durağa yetişmeye zamanı vardı. Hâlâ elinde tuttuğu parayı sayıp, cebine koydu. Dönerken bakkalın borcunu kapatacaktı. Sakin adımlarla yürüdü merdivene doğru.

“Bu günü de atlattık çok şükür” dedi kendi kendine, “Yarına Allah Kerim!”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s