Bir Kahvelik Okumalar

Çocuk

Bütün gün dışarı çıkarılmak için beklemişti, annesinin evdeki işleri bir türlü bitmeyince, burnunu otuzuncu kattaki evlerinin camına dayamış, bahçeyi görmeye çalışmıştı. Ne kadar uğraşsa da, bir türlü gözükmüyordu aşağısı, yandaki evlerin pacereleri, balkonları gözüküyordu tabi ama, onun görmek istediği oyun parkıydı. Pencereye öyle yapışmıştı ki görebilmek için, alnının ve nefesinin bıraktığı iz çıkmıştı cama. Zaten o şekilde görebildiği tek şey kendi burnu oluyordu sadece aşağıya bakınca. Camda kalan izi hoşuna gitti, geri çekilince. Alnının izi kalmış ama nefesinin izi yavaşça kaybolmuştu. 
Annesinin yemek yaparken mutfak camında oluşan buhar gibiydi tıpkı. Tekrar yaklaştı cama, bu sefer aşağı bakmadı. Ağzını dayayıp kocaman bir nefes verdi. Camda yuvarlak bir buhar oluşmuştu hemen, dudaklarıyla ıslattığı için biraz bozuk olmuştu ama. Hırkasının koluyla sildi camdaki ıslaklığı, yeniden yapacaktı. Biraz iz kalmıştı, bir daha sürttü dirseğini cama. Ayağı camın önüde duran sehpaya takıldığı için, üzerindeki süsler sallandı şıngırtıyla. 

“Pınar ! Ne yapıyorsun?” dedi annesinin sesi içeriden. 

“Hiç bir şey, sehpaya çarptım, bir şey kırılmadı!” diye seslendi telaşla.

Annesi ses vermeyince, daha dikkatli yaklaştı cama ; “Hoh!” diyerek üfledi nefesini. İşte şimdi güzel olmuştu yuvarlak. Yeniden kaybolup gitmeden, parmağıyla resim çizmeyi denedi üzerine. Çok hızlı kayboluyordu buhar. Ağzının bıraktığı ize, bir de parmağının izi eklenmişti şimdi. Yer değiştirmeye karar verdi, orası bozulmuştu. Biraz yana kayıp bu defa üç kere hohladı cama. Biraz başı dönmüştü ama üç yuvarlağın birleşmesi ile kocaman bir buhar yapmıştı işte. Hemen parmağıyla bir ağaç çizdi buhara. Buhar kaybolup gidince parmağının izinden oluşan ağaç hayal meyal kaldı camda.

Üflemek zor iş diye düşündü. Belki parmağını yalayıp çizsse daha kolay olurdu. Parmağını yalayıp ıslatarak bir ev çizdi ağacın yanına, buhar kadar eğlenceli olmuyordu ama, kaybolmuyordu en azından. Parmağındaki ıslaklık bitince camda garip bir gıcırtı oluyordu kaymadığı için. 

Yalamaya devam ederek tamamladı resmini, neredeyse bütün cama çizmişti. Bahçeli bir ev, bir köpek, arkadaşları ve kendisi, bir top, bir sürü çiçek, ağaç da ekledi bahçeye. Sehpanın arkasından çıkıp biraz geriden baktı eserine. 

Biraz karışık olmuştu ama o bakınca anlıyordu nasılsa, üstelik yan binanın camı, balkonundan daha güzel olmuştu manzara şimdi. 

“Pınar?” dedi annesinin sesi, “Hadi bitti işim gel inelim parka”

Neşeyle parmağını kaldırıp eserini gösterdi annesine. 

“Kızım camı mahvetmişsin, bak işim yeni bitti, çok yoruldum zaten, akşama babaannenler gelecek unuttun mu?”

Tam ona bunun bir manzara olduğunu açıklayacaktı ki “Hay Allah! Dur bekle iki dakika daha!” diyerek koridorda kayboldu annesi. 

Döndüğünde elindeki bezle bütün resmi bir güzel sildi. İşi bittiğinde suratı asılan Pınar’a bakıp; “Tamam çok bekledin biliyorum, hadi şu bezi bırakayım da inelim.” dedi nefes nefese.

Karşıdaki binanın görüntüsü yeniden yerleşmişti cama, üstelik onca emek verdiği manzarası da kaybolmuştu. Bu büyükler böyleydi işte, hiç bir şey anlamıyorlardı. 

Yarın yine yaparım diye düşünüp giydi ayakabılarını, şimdi parka ineceklerdi nasılsa..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s