Kaderim, mirasın olmasın Bölüm 3

Selin babasının neden onu yıllar sonra, çıkıp geliveren ve hiç tanımadığı bir başka adama emanet etmek istediğini anlayamıyordu bir türlü. Yirmi dört yaşındaydı, kimsenin himayesine ya da kontrolüne  ihtiyacı yoktu artık. Tek istediği babasının hayatının kurtulması ve onunla eve dönmekti sadece. Annesinin ardından, bir de onu kaybedeceği fikrini düşünmek bile istemiyorken, bir de başka bir anne baba fikri şu an ne ruhunun, ne de aklının alabileceği bir düşünceydi.

Yıllar boyunca ailesiyle sevgi ile büyümüştü o, onların biyolojik anne baba olmamış olmaları yüreğindeki hiç bir şeyi eksiltmiyordu. Evet onlar da, saklamışlardı Selin’den bu gerçeği ama, muhtemelen korkmuşlardı bir gün bunların yaşanmasından. Yıllarca kaçtıkları an, birinin acısı daha taptaze, diğerinin ise bir hastane odasında yaşama tutunma savaşı sırasında gelip bulmuştu onları. Babası şimdi  bir mucize olduğunu söylüyordu bunun, acaba bu acılar hiç yaşanmadan, çıkıp gelseydi bu adam, yine aynı şeyleri düşünecek miydi? Bilmiyordu kafası çok karışıktı. Babası öyle merhametli ve iyi bir adamdı ki, muhtemelen Sedat beyin gözyaşlarına yine kanacak, onu emanet etmeyi tercih etmese de, gelip gitmelerine göz yumacaktı büyük ihtimalle.

Yeniden gözlerini kapatıp, uykuya geçen babasına bakarken bunları düşündü uzun uzun. Anneciği bu ana denk gelemeden göçüp gitmişti bile. Biyolojik annesi bir akıl hastanesindeydi anlatılanlara göre ve onun eksikliğine dayanamadığı için bu hale geldiği söyleniyordu. Evladına sahip çıkma, kucağına alma hakkı bile verilmemişti ona. Gerçekten böyle kötü bir büyükannesi mi vardı Selin’in? Nasıl bir insandı bu böyle?

Evet onlar için de üzülmüştü itiraf ediyordu ama, şimdi yaşadıkları zaten o kadar ağır geliyordu ki, onlar için bir şeyler yapma ihtiyacı hissetmiyordu. Bütün bu olanlar onun suçu değildi. O bu aileye kendi isteğiyle gelmemişti, ama iyi ki de gelmişti aslında. Bütün bu acılara neden olan bir büyükanne ile büyümüş olmaktansa, onu hiç tanımamış olduğuna memnundu.

Peki ya babasına bir şey olursa gerçekten? O zaman ne yapacaktı?

Hemşire sessizce girdi içeri, babasını kontrol ettikten sonra, “Benim nöbetim bitti bu günlük, misafirinizi koridorun diğer ucundaki odaya aldılar az önce, bilmek istersiniz diye düşündüm.” dedi gülümseyerek.

Başını hafifçe sallayarak yanıt verdi hemşireye, bilmek ister miydi gerçekten bilmiyordu. Bir koridorun iki ucunda hasta yatan iki babanın arasında kalmıştı şimdi o. Onun hayatı gibiydi bu koridor, başında biyolojik babası, sonunda ise ona tüm dünyayı veren, güzel babası vardı. Hayat sanki ona mesajlar vermek istiyor gibi garip durumlar yaratıyordu bu gün gerçekten.

Yine de içine sinmedi, huzursuzca kıpırdandı sandalyede önce, sonra doğrulup o odaya gitmeye karar verdi. Babası gibi düşünmese de, sonuçta onlar için hastaneye gelen bir misafirdi o, gidip bir bakması gerekirdi.

“Ah anneciğim, içime ektiğin bu insanlık tohumlarının sensiz yeşermesini bile istemiyorum artık!” dedi kendi kendine. Biliyordu eğer kalkıp gitmesse kendini kötü hissedecekti.

Sedat bey, kız acildeki odadan çıkıp gittiğinden beri, derin düşüncelere dalmıştı, başını pencereye doğru dönmüş, iki gündür yaşadıklarını düşünüyordu. Acaba Mevhibe, Selin’i görse etikelenecek, mutlu olacak ve kendini daha iyi hissedecek miydi gerçekten? Bu hastaneden çıkıp hayatına dönebilir miydi yeniden? Bütün ömrünce aramıştı kızını, başka hiç bir şey düşünmemişti. Şimdi, onsuz dönse, ne yapacaktı? Bir amacı kalmamış olacak, onu bulmuş olsa da, kazanamamanın acısı eklenecekti bir de hasretine. Altmış yaşındaydı ama, kızı henüz yirmi dördündeydi. Bunca yıl sonra hayatının en acı günlerinde ortaya çıkmak ve ona yeniden sahip olup mutlu bir hayat düşü kurmak ne kadar inandırıcıydı ki? Gözlerinden akan yaşlar, süzülerek düştüler yastığa.

“Ah Mevhibe! Yapamayacağım galiba, bu çocuğun hayatına girmeye uğraşmak, onu bizim acılarımıza da ortak etmekten başka ne işe yarayacak sevgili karıcığım? Onu hayatından koparıp almak çok bencilce değil mi sence de?” dedi sessizce.

Yine de, babası iyileşene kadar, ki inşallah iyileşirdi, burada onun yanında kalabilirdi. O da kendisi gibi yapayalnızdı bu hayatta. Şu an desteğe ihtiyacı vardı ama, onun desteğini ister miydi bilmiyordu. Dönse ne yapacaktı ki? Feryal, Mevhibe ile ilgileniyordu zaten. Bir kaç gün uğramasa, Mevhibe’nin onu soracağını sanmıyordu zaten. Karısı ve kendisi için bir umut gördüğü kızının, hayatı boyu ona veremedikleri sevgi ve desteğe şimdi ihtiyacı varken, geri dönmek olmazdı. Eğer onu yakınlarında görmek istemezse bile, en azından her gün uğrar, hemşireden, doktordan bilgi alırdı. Kızını bu çaresizliğin ortasında tek başına bırakıp gidemezdi şimdi.

Peki ya gerçekten babasını kaybederse ne olacaktı? Onunla evlerine gelmeyi kabul edecek miydi? Küçük bir kız çocuğu değildi ki, elinden tutsun götürsün evlerine. Burada bir hayatı vardı, anne ve babası olmadan neye benzerdi kalan hayatı bilmiyordu ama, onların acısının üzerine yeni bir anne baba kabul etmek kolay mıydı? Üstelik akıl hastası bir anne, hasta ve yaşlı bir baba, ona bundan sonraki hayatında yükten başka ne olabilirdi. Yıllardır onu bulma umuduyla yaşarken, ne kadar da bencil olmuşlardı aslında, çocuğun ne yaşadığı hiç akıllarına gelmemişti. Sanki onlar gibi gerçek anne ve babasının hasreti ile yanıp tutuştuğunu düşünmüşlerdi hep kendileri gibi. Oysa yavrucağın onlardan haberi bile yoktu.

“Mevhibe, keşke hiç gelmemiş olsaydım. Onu bulma umuduyla yaşamaya devam etseydim keşke!” dedi yine isyan eder gibi.

Şimdi umutta tükenmişti artık. Kız burada hemen ilerisindeydi ve ona erişemiyordu bile, nasıl erişsindi ki, yüreğinde en ufak bir izi, anılarında küçücük bir yeri yoktu. Yüreği kanayan bir evlattı o şimdi, başka iki insan için kanıyordu yüreği. Ona bir şey olsa, ne kadar canına değerdi. Suçlamıyordu elbette, kendini onun yerine koyuyordu sadece ve burada olmasının ona zor zamanlarında varsa yapacağı bir şey yapmaktan başka bir işe yaramayacağını anlamıştı. Keşke babasına hiç söylemeseydi Feride hanımın damadı olduğunu, herhangi biri, uzaktan bir dost falan olduğunu söyleseydi. O zaman Selin’in hiç haberi olmayacaktı bütün bunlardan. Şimdi bir de kızın aklını bulandırmıştı.

“İyi misiniz?” dedi Selin başı dönük olduğu için uyanık olduğunu anlayamadığı adama bakarak.

Kızın sesini duyunca heyecanla çarptı Sedat beyin yüreği, eliyle gözlerini ovuşturuyormuş gibi yaparak sildi göz yaşlarını.

“İyiyim kızım ben, sen babanla ilgilen.” dedi ama, kurduğu cümle öyle ağır geldi ki birden bire, hıçkırarak ağlamaya başladı.

Selin zaten huzursuz geldiği odada, adamın gözyaşlarına boğulduğunu görünce, ne yapacağını bilemedi bir an.Ürkek adımlarla yatağın yanına yaklaşıp elini tuttu Sedat beyin. İşte bir ömür beklediğine değecek bir andı bu Sedat beyin, kendini kontrol edemeyip, zorla da olsa doğrulup sarıldı kızına. Onun narin bedenini kucakladı sımsıkı. Yirmi dört yıl sonra, ilk kez kokusunu duydu evladının. Şimdi burada ölüverseydi bile olurdu  artık.

Selin’de anın etkisine kapılmış ağlamaya başlamıştı birden bire, günlerdir kendi acıları ile öyle yanlız ve doluydu ki, bu sevgi dolu sarılma, bütün bağlarını çözmüştü onunda içinde. Baba kız, sarılıp ağladılar uzun uzun. Elleriyle saçlarını okşadı Sedat bey kızının, neler kaçırmışlardı hayatlarında bütün bu geçen yıllar boyunca tüm hücrelerinde hissetti acısını. Mevhibe’yi düşündü yeniden, böyle bir sarılma, onun da tüm acılarına merhem olur muydu acaba? Kadıncağızın aklı yerinde olmasa da, yüreğinin hala kanadığına emindi.

“Teşekkür ederim canım kızım.” diye fısıldadı göğsünde bir yaprak gibi titreyerek ağlayan kızına, onun ne kadar çaresiz bir çemberde olduğunu, yüreğinde hissetti. Daha annesinin acısını bile yaşayamadan, babasına destek olması gerekiyordu. Onun yaşaması için umutlar besliyordu. Tüm bunların ortasında tek başına bir çocuktu o sadece. Henüz hayatın başında, kozasından çıkmamış bir kelebekti ve hayat bir kaç ayın içinde hızla büyütmeye uğraşıyordu onu.

“Canım yavrum.” dedi yeniden şefkatle. Selin burnunu çekerek kaldırdı başını Sedat beyin göğsünden  ve toparlanmaya çalıştı.

“Çok özür dilerim, benim sinirlerim boşaldı sanırım.” dedi utanarak.

“Üzülme!” dedi Sedat bey mırıldanır gibi, yanağını okşadı kızının, “Üzülme güzel kızım, hayat hepimizi sınıyor bir şeylerle!”

Bir şey söylemedi Selin ama, yüreğinde bir kapının arandığını hissetmişti az önce.

(devam edecek)

Kaderim, mirasın olmasın isimli hikayenin tüm bölümlerini okumak için aşağıdaki linklere tıklayınız.

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/01/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/02/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/03/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/04/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/05/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-5/

 

 

 

 

Kaderim, mirasın olmasın Bölüm 3’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s