arkası yarın

Kaderim, mirasın olmasın Bölüm 2

Selin kafasını çevirip kapının önüne yığılıveren yaşlı adamı görünce, panikle ayağa kalktı. Zaten geldiğinden beri göz hapsinde tutan hemşire, çoktan masasından fırlamış Sedat beyin yanına ulaşmıştı bile, Selin daha ne olduğunu anlayamadan, asansörün kapısı açılıp, elinde sedye ile hastabakıcılar geldiler ve adamcağızı bir çırpıda sedyeye alıp, geldikleri hızla asansöre binip kayboldular. Hemşire, arkalarından bakakalan Selin’e dönüp, “Geldiğinde fenaydı zaten, söyledim ama dinlemedi. Tanıdığınız biri herhalde?” dedi sakin bir sesle.

“Hayır!” dedi Selin, “Tanımıyorum, ama belki babamın bir arkadaşıdır.”

Sonra yeniden babasının yanında oturduğu yere döndü. Kim bilir nesi vardı, adamcağızın? Sakin sakin nefes alan babasına baktı, burnundan giren hortumları her gördüğünde, içi boşalır gibi olsa da, gerekli olduklarını biliyordu. Bedeninin yanında cansızca uzanmış eline dokundu yavaşça.

Sedat bey gözlerini açtığında, hastanenin acilindeki, bakım odasındaydı. Tansiyonu öyle yükselmişti ki, sonunda bayılıp kalmıştı.

“Neye heyecanlandınız bu kadar bilmiyorum ama, beyin kanaması bile geçirebilirdiniz?” dedi genç asistan onun gözlerini açtığını görünce.

“Bir yakınımı ziyarete geldim ben.” diyebildi kuruyan dudaklarını birbirinden zor ayırarak Sedat Bey.

“Şansınız varmış, hastanede bayıldınız.” dedi doktor yeniden gülümseyerek.

“Ya gerçekten!”, diyerek doğrulmaya çalışınca, başında korkunç bir ağrı hisetti Sedat Bey. Bir an önce kızının yanına dönmek istiyordu artık. Nasıl da güzel bir genç kız olmuştu, “Ah Mevhibe, keşke sende burada olsaydın.” dedi içinden.

“Gidebilecek misiniz? Bir yakınınız arayalım mı?” dedi genç doktor, Sedat beyin hareketlendiğini görünce.

“Giderim merak etme doktor bey, zaten yukarı çıkacağım daha hastamı göremedim.”

Elinden tutup yaşlı adamın kalkmasına yardım etti doktor.

Kat hemşiresi, az önce bayılan adamı yeniden koridorda görünce, gülümsedi, “İyi misiniz?”.

“İyiyim evladım Allah razı olsun.”

Yeniden kapıya ulaştığında, kalbi yeniden hızla çarpmaya başladı, kapı bu kez aralık duruyordu. Kızcağız bu kez elindeki peçete ile babasının dudaklarını ıslatıyordu odaya girdiğinde. Kapıda az önce yığılıp kalan Sedat beyi görünce ayağa kalktı hemen.

“Hoşgeldiniz, iyi misiniz?” diye sordu hemen.

Sedat bey, karısının kopyası kızına öyle büyülenmiş bakıyordu ki, yüzündeki gülümsemeyi toplamaya ihtiyaç duymadan “İyiyim kızım, iyiyim.” dedi.

Selin hemen ona odadaki tek sandalyeyi çekti oturması için, “Babamı mı tanıyorsunuz?”   dedi merakla.

“Pek sayılmaz.” dedi Sedat bey, burnundan hortumlar girmiş makinaya bağlı adama bakıp, yavrucak baba dediği bu adamın hastalığı ile endişeliyken, nasıl söze giripte ben senin öz babanım diyecekti şimdi. Buraya gelene kadar nasıl olmuşsa bunu hiç düşünmemişti.

“Anlamadım.” dedi Selin.

“Yani ben, şey için geldim. Nasıl babanızın durumu?”

“Pek iyi sayılmaz” dedi Selin yeniden yatağın kenarına oturarak. “Annemin acısı da, onun toparlanmasını zorlaştırıyor herhalde. ”

“Annenize ne oldu?” dedi bu kez Sedat Bey meraklanarak.

“Bilmiyorsunuz sanırım, annem ve babam bir trafik kazası geçirdiler, bir ay önce. Annemi ne yazık ki kaybettik!”

Kızın gözlerinden boşalan yaşlar, o kadar içini acıttı ki Sedat beyin, Mevhibe hanımı düşündü hemen. Bu çocuk anne baba bildiği bu insanlarla büyümüştü, belki de haberi bile yoktu onların öz çocukları olmadığından. Annesini yeni kaybetmiş, babasının da durumu kritikti. Bunca yıl bu anı bekledikten sonra şimdi nasıl söylecekti ona her şeyi. Hastaneye gelirken düşünmesi gereken bunca şey bir anda aklına doluşuverince, başındaki ağrı yine şiddetlenmeye başladı.

Adamın renginin beyazladığını gören Selin, “Hemşireyi çağırayım mı? Çok iyi görünmüyorsunuz?” dedi telaşla.

“Yok kızım geçer şimdi” dedi sakin görünmeye çalışarak Sedat bey.

Öyle pat diye gelip, ben senin “öz babanım hadi evimize gidiyoruz” diyemeyeceğini düşünmeyecek kadar çok beklemişti bu anı ama, şimdi bu hastane odasında oturup yüzünü ilk kez gördüğü kızına bakarken, bunca darbenin üzerine, yeni bir darbe daha indirmenin haksızlık olduğunu düşünmeye başlamıştı. Sonuçta kızı onlara Feride hanım vermişti, onlar kimsenin evladını zorla alıkoymamışlardı. Ne güzel de yetiştirmişlerdi kızı besbelli.

“Adın neydi yavrum?” dedi bir anda aklına gelmiş gibi.

“Selin efendim.”

“Selin” dedi yüksek sesle, acaba kendi kızları olmuş olsaydı, ona ne isim verirlerdi. Mevhibe hanım Hilal ismini çok severdi örneğin, mutlaka Hilal olsun isteyecekti. Kendisi için farketmezdi adı, sağlıklı olsun yeter derdi herhalde, zaten karısının isteğini de geri çevirmek istemezdi. O kadar sevmişti ki Mevhibe hanımı, eğer onunla evlenemeseydi, hayatına son verirdi herhalde.

Adamın dalıp gittiğini gören Selin, üzerine gitmedi fenalaşmasın diye. Üçü sessizce odada durdular bir süre, iki baba ve bir evlat.

Selin’in babası gözlerini zorla aralayıp, odada bir yabancı olduğunu görünce, dikkatle bakmaya başladı, ama çıkartamadı kim olduğunu. Babasının bakışlarından geleni tanıyamadığını ya da hatırlayamadığını anlayan Selin’de bir şey diyemedi tanıştımak için, çünkü sessizce oturan adamın kim olduğunu o da bilmiyordu.

Adamın gözlerini açtığını görünce Sedat bey, belki de adamla konuşmanın daha doğru olacağını düşündü, buraya kızını bulmaya gelmişti. Amacı onun hayatını karıştırmak değildi ama, yine de eli boş dönmek istemiyordu, Karısının kızını bulduğu haberine nasıl sevineceğini hayal edip durmuştu yol boyunca.

“Selin kızım acaba bir soda bulmak mümkün mü bu hastanede?” dedi kıza dönüp.

“Evet elbette kafetaryada vardır” dedi Selin ayağa kalkarak, “Ben alıp getireyim.”

“Zahmet olacak sana yavrum ama, bir soda içersem kendimi daha iyi hissedeceğim herhalde.” dedi Sedat bey.

Selin odadan çıkınca, ayağa kalkıp, rengi solgun adamın baş ucuna gitti, “Nasılsınız, geçmiş olsun, ben Sedat.” dedi gülümseyerek.

“Pek iyi değilim.” dedi adam zorla konuşarak.

“Evet görüyorum, çok üzüldüm. Doktorlar ne diyor durumunuza?”

“Pek umut olmadığını ben biliyorum, ama şu çocuk öyle üzülüyor ki, sırf onu bu hayatta tek başına bırakmamak için direniyorum.” dedi adamcağız gözünden bir damla yaş süzülürken.

Sedat beyin yüreği ezildi bir kez daha, bu bir damla yaşı görünce. “Acaba doğru mu yapıyorum?” diye sordu kendi kendine yeniden.

“Öyle demeyin, maşallah çok güzel yetiştirmişsiniz, siz de iyi olursunuz inşallah.” dedi bir adım geri çekilerek. Galiba söyleyemeyecekti, en azından bu gün söyleyemeyecekti.

“Sizi çıkaramadım.” dedi adam gözlerini ondan ayırmayarak.

“Ben Sedat” dedi yeniden Sedat bey. Ne desindi başka, o da bilmiyordu. “Başka akrabanız yok mu? Kardeşiniz falan, yani kızınızı emanet edebileceğiniz?” dedi sonra pat diye.

“Yok maalesef, biz hepsinden uzak durduk Selin için.”

“Nasıl yani uzak durdunuz?”

Selin’in babası içinin neden bu adama ısındığını anlamlandıramadan günlerdir kafasını kurcalayan konuyu anlatmaya koyuldu birden bire. Yıllarca çocukları olmadığını, Selin’i yasal olmayan bir yolla evlat edindiklerini ama kıza bunu hiç söyleyemediklerini, onu veren büyükannesinin tek şartı her şeyi bırakıp çok uzaklara yerleşmeleri olduğunu anlattı kısaca, ama şimdi korkuyordu. Bütün ailelerinden uzak durmuşlardı Selin için, onu evlatlık aldıklarını kimseye söylememişlerdi, Yıllarca onu bir prenses gibi yetiştirmişler, üzerine titremişlerdi. Başlarına böyle bir olayın geleceğini nereden bilsinlerdi. Şimdi eğer o da ölürse, kızcağızın hiç kimsesi kalmayacaktı.

Sedat bey canı ile uğraşan bu adamın, kızına olan düşkünlüğüne, sırf onun babası olmak için yaptığı fedakarlıkları hüzünle dinledi. Kötü başlayan kaderi yine de gülmüştü yavrucağın yüzüne. Kıymeti bilinmişti, onun yapamadığı babalığı bu adam vermişti kızına yıllarca, kızın ona bakışına bakılırsa da bunu gerçekten çok doğru ve iyi bir şekilde yapmıştı. Şimdi zavallı adamın tek düşündüğü, kendi canından çok yine kızıydı.

“Sizi nereden tanıdığımı söylemiştiniz?” dedim adam anlattıklarına pişman olmuş gibi, yıllardır içinde sakladığı bu hikayeyi, durduk yere bir yabancıya anlatmıştı az önce ve bu yabancı her şeyi gidip kızına da anlatabilirdi.

“Lütfen sakin olun” dedi Sedat bey, sanki kendisi sakin kalmayı başarabiliyormuş gibi, adamın sesindeki korkuyu hissetmişti. Adam yaptığından pişman bakıyordu şimdi Sedat beyin gözlerinin içine.

“Ben Feride hanımın damadıyım.” dedi Sedat bey. Onun babasıyım diyemedi bu adamın gözlerinin içine bakıp.

Adamcağız önce hatırlayamadığı bu ismi hatırlayınca, gözleri büyüdü birden, elini uzattı Sedat beye, “Sizi Allah gönderdi o zaman!” dedi sevinçle.

Tam o sırada kapıdan elinde sodayla giren Selin gelince sustu iki adam da, Sedat bey bu son cümleyle adamın tam olarak demek istediği şeyi anlayamamıştı. Az önce anlattıklarına pişman olduğunu belli eden bu adam, şimdi sanki sevinmiş gibiydi onu gördüğüne.

Selin odaya girdiğinde iki adamın elleri birleşmiş hüzünlü yüzlerini görünce, eski dost olduklarını düşünüp rahatladı biraz. Akrabaları çok uzak şehirlerde yaşadıkları için büyürken onlarla hiç görüşmemişlerdi. Bu zor dönemlerinde, en azından babasının dostu olan birinin orada olması, babası için de çok iyi olacaktı. Zaten bu ziyaretten ne kadar mutlu olduğu okunuyordu gözlerinden.

Sedat bey, orada beklese mi, yoksa çıkıp sonra yeniden mi gelse karar veremiyordu şimdi. Adamın kim olduğunu doğru anladığından bile emin olamamıştı aslında. Yine de yarın gelse yine onları burada bulacağını biliyordu, adacağız bu haldeyken bir yere gidemezdi nasılsa. Bir otele yerleşip, ne yapacağını düşünebilirdi o da biraz, çok heyecanlı bir gün olmuştu onun için, Feryal hanımı da arayıp, ona da akıl danışabilirdi. Çünkü bu odaya girdiği andan itibaren gerçekten kafası karışmıştı. Ah bu çocuk nasıl da benziyordu Mevhibe’ye böyle. Yaşlı adamın gözleri dolarak ona baktığını görünce, babasının durumuna üzüldüğü için öyle yaptığını sandı adamın.

“Ben sizi yormayayım artık, yarın yine gelirim.” dedi gülümsemeye çalışarak ama, hasta olmasına rağmen elini sımsıkı tutan adam bırakmadı onu.

“Selin evladım, şimdi seninle önemli bir şey konuşacağız” dedi kızına bakıp.

“Selin babasının yüzündeki ciddiyeti görünce hemen gidip oturdu yatağın yanına.”

“Hayırdır babacığım, bir isteğiniz mi var benden.” dedi merakla.

“Evet kızım, eğer bana bir şey olursa,”

“O nasıl söz!” diyen Selin’in gözlerinden yaşlar boşandı yine. Bir tiyatro izler gibi adamın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışan Sedat beyinde döküldü gözünden yaşlar birden.

“Durum ortada güzel yavrum, ben annenin yanına gideceğim eninde sonunda ama gitmeden önce, seni çok güvendiğim insanlara emanet etmek istiyorum.”

Selin yanı başlarında duran yabancının kastedildiğini anlayarak, merakla baktı ikisinin yüzüne de, hayatında ilk kez gördüğü bu adam kim olabilirdi ki, babası böyle bir şey söylüyordu?

Sedat beyin tansiyonu yeniden yükselmeye başladı, adamın az sonra tüm gerçeği açıklayacağını anlamıştı, dizlerinin bağının çözülmeye başladığını anlayınca, adamın sımsıkı tuttuğu elini bırakmadan, oturdu yatağın yanına. Şu an doğru bir zaman mıydı acaba gerçekten onlar için? Adam Sedat beyin elini daha sıkı tutarak, devam etti konuşmaya, sanki onu bulmuşken kaçırmak istemiyor gibiydi.

“Bu adam, senin gerçek baban?” deyiverdi sonra.

Sedat bey gözlerini açtığında gerisini hatırlamıyordu, yine acilin bakım odasında olduğunu anlayabildi sadece, bu kez asistan doktorun hemen arkasında Selin duruyordu. Kızın solgun yüzü, iyice solmuş gibiydi. Bu haliyle iyice benziyor annesine diye geçirdi içinden. Tam olarak artık babası olduğunu bilerek bakıyordu şimdi ona, heyecanı yükseldi yeniden, gerçeği duyduktan sonra neler olmuştu acaba? Ne söylemişi yavrucak? Yanındaki makinanın sesi değişip, kalbinin ne kadar hızlı çarptığını uyarmaya başlayınca, asistan hemen gelip “Sedat bey, ne oldu? İyi misiniz?” dedi gözlerinin içine bakıp. Bu gün içinde ikinci kez bayılıp önüne geldiği doktora ne anlatsındı şimdi. Selin hemen doktorun arkasına geçmiş endişeyle bakıyordu. Belli ki kız ne ona ne söyleyeceğini, ne de nasıl hitap edebileceğini çözemiyordu şimdi. Ne hissediyordu acaba ona bakınca, onun gibi tüm içi akıp gidiyor muydu?

Doktor ve Selin sadece gözleriyle ikisini takip edip, konuşmayan adamın kalp atışları düzelince geri çekildiler biraz daha, “Sizi yukarıda bir odaya alsak iyi olacak sanırım” dedi doktor ve hemşire ile konuşmak için ayrıldı yanlarından.

Şimdi kızı ile ikisi yalnız kalmışlardı odada, ikisi de ne söyleyeceklerini bilmeden bakıyorlardı birbirlerine. En azından kızın gözlerinde bir düşmanlık görmüyordu Sedat Bey.

“Babam her şeyi anlattı” dedi Selin sesi titreyerek, “Yani sizin..” diyerek ağlamaya başladı sonra ve ağladığı görünsün istemiyormuş gibi arkasını döndü.

Doğduğundan beri daha bir kez bile sarılamamıştı kızına Sedat bey ve onun ilk karşısına çıkışı gerçekten hiç hayal ettiği gibi olmamıştı. Üstelik kızın hayatını ve aklını karıştırmış olmaktan korkuyordu şimdi. Onlar biyolojik olarak anne ve babasıydılar evet ama, hiç emekleri yoktu bu çocuğun üzerinde, onu alan aile, onu öz evlattan daha iyi yetiştirmişlerdi. Mevhibe ile ben bu kadar iyisini yapabilir miydik diye düşündü bir an için. Feride hanım hayatlarındayken, çocuklarını bile istedikleri gibi yetiştiremezlerdi büyük ihtimalle, ama şimdi ona baktığında gurur duyuyordu geldiği noktayla. Üstelik o yukarıdaki adam, kendi elleriyle kızını ona geri vermeye, canını emanet etmeye hazırdı.

“Selin yavrum, hiç bir şeye mecbur değilsin, ben, her şey için gerçekten çok üzgünüm” dedi o da göz yaşlarını tutamayarak.

“Sizin suçunuz değil” dedi Selin gözlerini silerek döndü yeniden, nasıl davranacağını o da bilemiyordu gerçekten. Karşısında duran adam yıllarca öz babası sandığı adamın, olması gereken kişiydi. Ondan gönlüyle vazgeçmemişlerdi ama o daha annesini yeni kaybetmişti, babası yukarıda can çekişiyordu ve şimdi birden bire kötü bir büyükannesi olduğunu ve onu öz ailesinden ayırdığını öğreniyordu. Kafası çok karışıktı gerçekten, günlerdir çektiği acının üzerine çok ağır gelmişti bu yeni olay. Yeni bir anne baba istemiyordu o. Kendi anne babasını istiyordu, onları çok seviyordu.

“İzin verirseniz, babamın yanına çıkacağım” diyerek bir anda ayrıldı odadan.

Sedat bey kızın arkasından bakakaldı öylece gözyaşları içinde

(devam edecek)

Kaderim, mirasın olmasın isimli hikayenin tüm bölümlerini okumak için aşağıdaki linklere tıklayınız.

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/01/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/02/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/03/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/04/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/05/kaderim-mirasin-olmasin-bolum-5/

 

 

 

 

 

 

4 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s