Yazılarım

Aşkı Ticarete Dökenler

14.05.2007

Sevilmek insanın doğumundan ölümüne dek en temel ihtiyaçlarından biridir. Sevilmeye “Hayır” diyecek bir yürek tasiyana rastlayamadim henüz. Bu kadar sevilmeyi arzulayan biz insanlar nedense, iş sevmeye gelince cimrileşiveririz. Oysa sevmek “alınanı vermek”, “sahip olunandan eksiltmek” değildir. Tam aksine sevmek verildikçe çoğalan yeryüzündeki en tükenmez hazinelerden biridir. Herhangi bir maddi bedel, fiziksel güç gerektirmez, oturduğumuz yerden parmağımızı bile oynatmadan sevebiliriz herkesi…

 

Ama sevilmenin arzusuyla dolup taşan bizler, başkalarının bize vermesini istediğimizi kimseye vermek istemeyiz bir türlü. Hatta çoğu zaman bunu kendimizi korumak adına yaptığımızı söyleriz.Çünkü bizi en çok yaralayan darbeler sevdiklerimizden gelir. En çok onların yaptıklarına alınır, en çok onlardan hassasiyet bekleriz kendimiz için. En çok sorumluluğu onlara veririz bize karşı. Diğerlerinin böyle bir sorumluluğu yoktur. Öyle kolay değildir sevilmeye layık olmak da işin karşı kıyısından bakınca. Dile gelmemiş bir sözleşme gibidir bu sevenle, sevilen arasında. Bir çeşit ticaret konusudur, sevmek ve sevilmek bu yüzden .

 

Bir de bu ticaretten iflasla ayrılanlar vardır ki, onlar sevmekden de vazgeçmiş bu sektörü terketmişlerdir çoktan, kimse sevilmeye layık değildir çünkü. “Artık sevmeyeceğim…” diye başlayan dizeler tekrarlarlar böyleleri, “…bütün kabahat senin..” diye devam eder bu dizeler. Bu özetle şu anlama gelir ” Ben artık sevmeyeceğim bilmiş ol! Yarın öbürgün birisi çıkıp, sen nasıl insansın, devmeden yaşanır mı? derse, suçlusu seni göstereceğim. Çünkü hatırlarsan bu sevginin sorumluluğu sendeydi, sen varolmasaydın bende seni sevmezdim en basitinden…”
Sevmek, sevmeyi bilmek, sevgiyi hissettirmek ya da göstermeyi bilmek çok başka durumlardır yerine göre. Neyse asıl niyetim sizleri kavram kargaşalarında boğmaktan öte, bir öykü dillendirmekti bu yazıda, ama kalem kağıda kavuşunca frenler tutmaz oluyor bazen.

  

Sevilgen henüz yirmilerinde bir gencecik kız idi. Toz pembe hayallerinin, toz pembe panjurlu evinde, toz pembeden bir kaç ton açık, beyazt atlı prensini beklemekteydi. Yüreğindeki sevgi şelalesinden dökülen sularsa şifa bulacak bir aşkı arıyordu gözleri. Hoş kızdı Sevilgen, öyle yüzüne bakılmayacak bir tarafı yoktu. Ama kısmet işiydi bu işler, olsun demekle olmuyor, henüz otuz kupona bir aşk vermiyordu gazeteler. Sevgen ise aynı yaşlarda, gönlünün prensesi için kaf dağını aşmaya hazır yağız bir delikanlıydı.

 

Yazının gidişarından anlaşılacağı üzere bu iki gencin kaderlerinde yazılıydı vuslat. Günlerden bir gün, aylardan bir ay, yıllardan bir yıl Sevgen ile Sevilgen karşılaştılar, karşılaştıkları anda da birbirlerine kapıldılar. Sevgen’in sevmeye, Sevilgen’in sevilmeye doyamadığı iyi bir ticaret başladı aralarında, ama maalesef Murphy herşey yolunda gidiyorsa, gözden kaçan bir şey vardır demişti, hemde mutlaka. Gel zaman, git zaman, e artık burda dur zaman olduğunda Sevgen’in sevgisi Sevilgen’i aldı öyle bir çıkardı ki göklere, ne Sevilgen’i ordan indirmek, ne de Sevgen’i ona erdirmek mümkün olamadı bir daha. Başlarda mutluydu Sevgen verdikçe veriyor, verdikçe veriyordu. Sevilgen’in ise keyfine diyecek yoktu aldıkça alıyor, aldıkça fazlasını arzuluyordu. Zaman gelişten, gidişe varıp Sevgen’in verilmedik bir canı kaldığında, Sevilgen mutsuz oldu bu duruma. Bir kuru cana tamah edecek kadın değildi ki oysa. İsetese onu da verecekti Sevgen utanmasa, “Yürümüyor” dedi Sevilgen sonunda “Birbirimize göre değilmişiz anladım bu durumda”.

 

Sonra Sevilgen toz pembe hayallerinin, toz pembe panjurlu evinde, toz pembeden bir kaç ton açık beyaz prensini beklemeye devam etti. Sevgen bir canı bir kendi kaldı öylece ortada, zaman bu yaraları da saracak, sonunda onu da gönlünün yepyeni prensesine kavuşturup kaf dağını aşmaya hazırlayacaktı nasılsa…

 

Aradan haftalar mı geçti, aylar mı bilinmez, Sevgen’in bir canından filizlenen aşk merdivenleri, onun yeniden hayata dönmesine neden olurken. Bu hayata katacağı anlam yönünden, Sevilgen’e geri dönme planlarına sürükledi onu…

 

Sevilgen mantıklı kızdı, geçen zamanda hülyalara dalmakla kalmamış, her kadın gibi Sevgen’e olan aşkının muhasebesini çıkarmış “Aldım, aldım ben seni yendim” sonucuna varmıştı. Sevgen’den alınacak bu hayata katılacak bir yenilik kalmamıştı geriye.

 

Toz pembe evin, toz pembe hayallere açılan penceresinde toz pembeden bir kaç ton açık beyaz atlı yeni prensin sunacakları için hazırdı artık.

 

Gel gelelim, Sevgen’in artık “is”e çalan atıyla yeniden gelişine şahit olunce gözleri, hayal kırıklığına uğramıştı yenilik arayan yüreği. Yinede Sevgen’in alınmaya hazır, yeni filizlendirdiği aşk merdivenlerinden daha da yükseğe ulaşma fikrina karşı koyamadı. İkinci vuslat gerçekleşti. Ama ne Sevgen vermekten, ne Sevilgen almaktan mutlu olamıyordu eskisi gibi, sohbetler dostluğa,dokunuşlar boşluğa doğru gidiyordu sanki..”Bak…” dedi Sevilgen erdiği olgunlukla…”senden alamadığım bir canın kaldı, yeşerdin yeniden geldin. Ama ben bu can filizini koparamam dalından, kıyamam. Keşke izin verseydin dalında kalsaydı en başından. Koklamaya doyulamayan, ellemeye kıyılamayan aşk çiçekleri açsaydın da, koparılan her çiçek gibi solmasaydı duygular. O zaman ben sendeki güzelliğe gelir, tadına varır gölgene sığınırdım. Yüreğimdeki şelaleden yıkar, okşar dallarını, gökyüzüne çıkarırdım. Oysa şimdi elimde dalından koparılmış bir buket çiçek var. Zaten ölmeye mahkumlar, zamanla avuçlarımda solacaklar. Can filizinden yeşerenleri öldürme bu defa, bırak açabildiği kadar açsınlar. Taşıyamayıp dibine düşenleri toplarım, o zaman ne ben tükenirim, ne de sen…”

 

Şaşırdı Sevgen. Oysa ona ne canı lazımdı Sevilgensiz, ne dalı, değil ki çiçekleri… Sevilgen için açılmayan, koparılıp ona ulaşmayan çiçekler dibine düşecekti de ne olacaktı?

 

“Yanlış yoldasın…” dedi Sevilgen. “Kendini yok etme pahasına teslim olursan bana, kuruyup yok oldğunda boşlukta kalırım ben. Kendime gölgesinde dinlenecek, kokusuyla mest edecek yeni bir can ararım.”

 

“Gitme” dedi Sevgen “Söz yeniden yeşirecek, çiçeklerle de yetinmeyip, yemişlerle bezenecek, her ihtiyacın olduğunda gölgesiyle serinletecek bir köle olacağım sana yeniden”

 

“Anlamadın” dedi Sevilgen. “Esirim olma, yok olursun. Can yoldaşım, arkadaşım, gerekince sırdaşım, gerekince en büyük aşkım ol yeter bana. Bırak, sen gelme de, ben geleyim sana biraz da. Bırak ihtiyacım olanı ben bileyim, sen ver diye beklemen, senin gölgende serinleyeyim. Yoksa yine alır canını giderim.”

 

“Olur” dedi Sevgen. “İstediğin buysa verileceklerim senin huzurunda, almıyayımda, paylaşalım istiyorsan, seninle paylaşmak kendime düşeni almaksa eğer, bende buna alışayım. Yeter ki yok olmayayım, senin elinden can bulayım.

 
 

Denediler yeniden, Sevilgen almadı verilenleri, Sevgen vermedi istenenleri. Paylaştılar, bölüştüler, koklaştılar, büyüdüler.

 

Sonunda Sevgen bir çınar oldu. Sevilgen’in can suyundan yeni bir hayat buldu. Belki bozulur yine dengeler, vardır elbet hayatla yapılacak yeni muhasebeler.

 

Sevgen, Sevilgen’i sevmeyi öğrendi yeniden, Sevilgen indi yükseldiği gökyüzünden. Ticaret, imeceye dönünce kapandı tüm defterler. “Aldımlar, verdimler” bıraktı yerini “Paylaşalım gel hep beraber”

 

Bu yazının başında söylenen aşkı ticarete dökenler anlasınlar, karşılığı olmaz duyguların. Al gülüm, ver gülümlü sevgililer, sonunda sevgiyi yok edecekler. Alanın memnun, satanın mecnun olduğu düşler, Sevgen ve Sevilgen’in geldiği noktaya gelmeyi daha çooook beklerler.

 

Vergi usul kanunun hiç yazılmayan maddesine göre sevgi (aşk) vergiden MUAF’dır. Duydunuz mu sevgilisinden NEMA almayı bekleyenler 🙂

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s