Bir Kahvelik Okumalar

Kırmızı noktalı musluk

O gün ilk kez annesi ile çalıştığı eve gitmişti, evden indirilecekler olmasa annesinin hiç yaptığı şey değildi çalıştığı eve onları götürmek aslında ama, o gün öyle gerekmişti işte. İyi ki de öyle gerekmişti, çünkü ilk kez bir başkasının evine gidecekti akrabaları dışında.
Sabah erkenden uyanıp, annesinden önce giyindi.

“Hayırdır oğlum ne bu telaş.” dedi annesi yataktan başını kaldırınca. Zaten tek göz olan evlerinde, hepsi yere serdikleri döşeklerin üzerinde uyuyorlardı.
O sabah kimseyi uyandırmadan, kendi sepetinden en beğendiği giysileri bulup çıkarmak için karanlık odada bayağı mücadele vermişti.

“Hiç!” dedi utanarak, “Sen geç kalma diye şeyettim.”

Gülümsedi annesi, ne meraklı olduğunu bilmez miydi onun. Zaten başına ne geliyorsa merakından geliyordu. Seneye okula başlayacaktı, o zaman merak ettiği her şeyi öğreteceklerdi orada. Bir an önce büyümek istiyordu bu yüzden. O da annesi, babası ve ablası gibi her sabah bir güzel hazırlanıp çıkacaktı evden.

Yer sofrasına kurulan, kahvaltısını bir çırpıda bitirdi. Gidecekleri ev çok da uzak değildi aslında, dört kat üstleriydi sadece.

“Hadi bakalım.” dedi annesi, “Sana vereceklerimi alıp, eve indireceksin. Çok konuşmak, soru sormak, bir şey istemek, yemek yok! Anlaştık mı?”

Hızlıca salladı başını ve kapıdan çıkan annesinin ardından yürüdü ablasına el sallayıp.
“Döneceksin şimdi zaten.” dedi kız, sanki üç günlük yola gidiyormuş gibi uzun uzun el sallayan kardeşine.

Merdivenleri üçer beşer atladı annesinin önünden, kapıya geldiklerinde bir tedirginlik hissetti aniden. Zile basan annesinin eteklerinin arkasına saklandı.

“Günaydın Zarife, gel canım.” dedi kapıyı açan ses. Annesi içeri adımını atınca farketti onu. Gözleri kocaman yeşil, saçları ninesi gibi bembeyaz bir kadındı bu. Aslında bahçe de oynarken görmüştü bir kaç kez onu.

“Sen de hoşgeldin küçük adam.” dedi ona elini uzatarak, “Adın neydi senin?”
Onun gözlerine bakıp durduğunu farkeden annesi “Hamdi.” dedi uzatmadan, “Banyodaki perdeleri alıp inecek abla, kuruduysa efsun dikiversin makaraları dedim.”
“A iyi düşünmüşsün.” dedi kadın, doğrularak, “Halledin de o zaman, bu gün yapacaklarımızı konuşalım.”

“Tamam abla.” dedi annesi ona eliylegel işareti yaparak.

Koridordan geçerken kocaman salonu gördü. Ne çok eşya vardı bu evde, bir sürü de odası vardı herhalde.

Annesi banyoda çamaşırlıkta asılı perdeleri toplamaya başladığında, lavabonun muslullarına takıldı gözü. Pırıl pırıl iki çevirme yerinin arasında uzun nakışlı bir borusu vardı. Onların banyo diye kullandıkları yerde bir kişi zor yıkanıyordu, bir tane bahçedeki musluğa benzeyen musluğun ucuna takılmış hortum, altında da kova dururdu. Annesi ocakta ısıttığı suyu, kovaya boşaltıp, hortumdan akan suyla ılıştırırdı suyu. Sonra maşraba ile kafasından dökerek yıkardı onu.

Çamaşır asan annesinin arkasında kocaman kayık gibi bir şeyin üzerinde de aynı musluktan konulmuş, bir de mısluğun üzerine telefon eklenmişti niyeyse. Kulağa konan yeri kocaman telefonun ucundan çıkan komik boru musluğa kadar gidiyordu.
Annesinin arkasından dolanıp yakından bakmak istedi. Hem lavaboda hem de kayıkta ki musluk çevirme yerlerinin birinin üzerinde kırmızı, birinin üzerinde mavi iki nokta vardı. Parmağıyla noktalara dokundu, acaba böyle mi açılıyordu su.
Öyle dalmıştı ki annesinin “Hamdi!” diyen sesiyle irkilip döndü parmağı havada kalmıştı.
“Bu renkli noktalar ne?” diye sordu merakla.

“Birini çevirince sıcak, birini çevirince soğuk su akıyor musluktan.” dedi annesi perdeleri katlamaya devam ederken.

“Hangisi sıcak?” dedi yine merakla.

“Kırmızı.”

“Yani o nokta suyumu ısıtıyor akarken?”

“Evet, evet, hadi al şu perdeleri ablana götür. Hani soru yoktu.” dedi annesi perdeleri koyduğu çöp poşetini onun sırtına yerleştirirken.
Kapıya kadar eşlik etti ona, sonra “Doğru eve!” diyerek kapattı kapıyı.

“Vay canına kırmızı bir nokta suyu ısıtıyor demek!”

Merdivenleri hızla inip eve geldi. Ablası torbayı ondan alıp, hemen başladı dikmeye, öğleden sonra okula gidecekti.

“Ben bahçeye çıkayım mı?” dedi ablasına, daha “Çık!” kelimesini duyar duymaz fırladı kapıdan, annesi eve çağırana kadar oynadı.

Gece olup hepsi yer döşeklerindeki yerlerine yatınca, musluklar düştü yine aklına. Bir kırmızı nokta ile musluktan sıcal su akıyordu demek. Elleri hiç üşümezdi ki insanın öyle muslukla. Ablası bulaşık için su da ısıtmazdı. Hele banyo, suyun ısınıp da kovaya gelmesini bekleyene kadar, isteyince banyo yapabilirlerdi. Niye bunu daha önce düşünmemişlerdi ki.

Herkesin uyuduğundan emin olunca, usulca kalktı yattığı yerden. Ablasının çay kutusundan bozma kalemliğine gitti, içinden kırmızı kalemi seçmeye çalıştı. Kalemler bir iki tıkırdasa da kimse uyanmadı. Banyoya gitti, ışık odaya geçmesin diye kapısını kapattı.
Kalemi musluğa sürttü, ama yazmadı. Bu defa diliyle ıslatıp, bir daha sürttü. Yazmıştı bu defa, hemen musluğu açtı. Hortumdan hırıltıyla kovaya aktı su. Elini uzattı, yok soğuktu. Belki hemen ısıtmıyordur diye bekledi biraz daha. Yeniden elini uzattı. Bir değişiklik yoktu.

Çizdiği küçük noktaya baktı. Bu biraz küçük olmuştu herhalde, bu musluk büyüktü o gördüğünden. Küçücük kırmızı nokta koca musluğu ısıtır mıydı hiç? Kalemin ucunu diliyle ıslatıp, noktayı genişletti. Biraz yamuk olmuştu ama olurdu herhalde. Yeniden açtı musluğu, su yeniden homurdandı, sanki “Gecenin bu saati ne rahatsız ediyorsun beni!” der gibi. Elini suya uzattı, yok soğuktu yine. Pijamasının ıslanan bileğini dirseğine doğru çekip, bekledi biraz. Yine uzattı elini. Doğru çizemiyordu herhalde şu noktayı. Bu arada kova taşmış ayakları buz gibi suyun içinde kalmıştı.

Dolu kovayı zorla yana çekip, çizdiği karalamaya yakından baktı eğilip. Neyi yapamıyordu acaba? Bu arada musluğu kapatmayı unuttuğu için pijamasının altı da buz gibi suyla ıslanmıştı.

Aldırmadan bir daha yaladı kalemi, şekli biraz daha yuvarlak yapmaya çalıştı, bu arada eli kayınca yuvarlağın bir kısmı silindiği için, o kısmı da yeniden tamamlaması gerekiyordu. Bu arada belki ısınır diye de suyu kapatmamıştı.

Su bir türlü ısınmıyordu, uyuşan ayakları sanki bazen ılıklaşıyormuş gibi hissetse de, yeniden buz gibi oluyordu.

Banyonun kapısının açıldığını bile farketmemişti. Annesi onun boyadan kıpkırmızı olmuş eli yüzü ile ıslak pijamasını görünce, uyku sersemi anlayamamıştı ne olduğunu.
“Hamdi?” dedi merakla. Oğlan öyle komik görünüyordu ki kızamamıştı bile. Annesini görünce sevindi, o kesin yardım ederdi ona.

“Isınmıyor bir türlü, bak kırmızı nokta yaptım.” dedi çaresiz bir sesle.
O an gündüz yaşanılanları hatırladı annesi.

“Gel şu üzerini değiştirelim önce.” diye musluğu kapatıp, çıkardı onu banyodan. Bunu yaparken öyle kahkaha atmıştı ki, evdeki herkes uyanmış ikisine bakıyordu.
Annesi onu giydirip sıkıca sarıldı.

“O kırmızı nokta, boyayla yapılmıyor anneciğim. Satılıyor, gidip alıyorsun.” dedi.
Sonra onu giydirip, temizleyip yatırdı yeniden. Bu arada evdekilere anlatmıştı olanları. Hepsi gülmüştü ona.

Bozulmuştu biraz ne vardı o kadar gülecek onlara iyilik olsun diye yapmıştı. Sabah uyanınca sürpriz olacaktı hepsine.

“Tamam.” dedi uyumadan önce, “Yarın para kazanmanın yollarını bulup, gidip alacağım ı kırmızı noktalı musluğu, görecekler!”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s