Olmayacak düşlerin peşinde 

17.09.2008 
“Keşke ağlayabilseydim….” diye düşündü bu sabah, “…belki o zaman biraz rahatlardım…” Uzaklarda oluşundan mı içindeki hüzün bilmiyordu, aynı şehrin insanı olmanın verdiği güven mi uçup gittmişti avuçlarından. Sesini duyduğunda geçer sandığı hasret duygusu, daha bir yakıcı olmaya başlamıştı konuştuklarından beri. “Ne garip…” diye düşündü, “…aynı yolun yolcusu bile değilken, yine de görebilme, konuşabilme ihtimaline bile sarılmışım demek ki bilinçsizce. Veda bile etmeye değmeyecek bir yolculukda olmanı öğrenmeye mi yeniliyorum şimdi.”. Gözlerinde biriken damlalar düşmesin diye sürekli yutkunmak zorunda kalıyordu oysa. Hayır buna teslim olmayacaktı, daha sabahın bu saatinde gözyaşlarıyla başlayan bir günü kaldıramazdı ruhu. Ah şu bağıra bağıra ağlama hissi bir gitseydi.

 

Oysa kimin umurundaydı ki ne yaptığı, tek istediği kapıp koyvermek değil miydi kendini, sadece kendisi varmış gibi yaşamak istemiyor muydu artık hayatı, çok muydu sanki ? “İçsel otoritelerime bile başkaldırıyorum artık. Benim koymadığım kuralları uygulamaya çalışan benliğimin sınırlarında dolaşıyorum şimdi. Yetmedi mi bunca yıldır benliğimi bükmeniz. Artık doğrulup sadece kendi yoluma gitmek istiyorum o kadar.” diye giderek yükselen bir sesle söyleniverdi birden. Bakışları üzerinde hisettiğinde ise kızaran suratını gizlemeye çalışarak elini monitöre doğru uzattı ve “Bir mesaj gelmiş de, özürdilerim kendimi tutamadım” diye mırıldandı, aptal gibi göründüğüne emindi oysa. Çevresindekilerin henüz afyonu patlamadığından olsa gerekti, tepki vermeden başlarını önlerine eğip çalışmaya devam ettiler. Oysa bağırmaya devam edip “Çözüm olmadığını biliyorum derinliklerimde oysa bunun, ama yine de denemeden vazgeçmek uymuyor şanıma. İlla ki deneyip görmem gerekir hayatta yaşancakları. Yaşamaya geldim ben bu dünyaya, iç geçirip boşvermeye değil. Ah siz öyle değil misiniz gerçekten?“ demek isterdi onlara. Masanın altında sıktığı yumruklarını gevşettiğinde, tırnaklarının avuçlarında oluşturduğu çizgilerin acısını hisetti ve bir kez daha düğümlendi boğazı. Ama ağlamamaya kararlıydı. Ortada fol yok yumurta yokken ne diye gelirdi bu kadar bu kadınların ağlaması. Erkek olabilmeyi isterdi bu yüzden. Gamsızlıkdan mı, güçden mi anlayamadığı o vurdumduymazlıklarını kıskanırdı çoğu zaman. Hayır tabi ki takdir etmiyordu, bazen çok canını acıtıyorlardı bu yüzden, ama yine de kendisi öyle olabilmeyi isterdi, canı yanan olmaktan iyiydi çünkü.

 

“Varmak istediğim sen misin, yoksa beynim içimdekileri örtbas etmek için mi seni sürüyor önüme” diye düşündü boş boş ekranına bakarken, “Yok canım, hadi beynim bir işler peşinde diyelim. Gönlüme ne buyrulur o zaman. Hiç bir zaman mantığımın yap dediğine uymaz ki o, kendi başına bir hercaidir daima. Ama gönlümden geçenler gönlümde, beynimden geçenler yaşamımda kalıp onu yönetmedi mi her zaman.” İçsel bir tiyatroyu izliyormuş gibi kontrolü ele geçirmişti düşünceleri. Sanki sadece kiralık bir bedende sahneledikleri bir oyundaydılar ve az sonra selam verip çekildiklerinde sahneden, hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya devam edecekti o da. “Ne oluyor bana bugün böyle” diye homurdanarak kalkıp tuvalete doğru gitti. Saklamak istediği bir şey olduğunda hep öyle yapardı zaten. Tuvaleti kullanması gerekmiyordu. Sadece orada tek başına kalmışlık hissini yaşayabiliyor ve biraz olsun rahatlıyordu.

 

Her sabah ailesinin yaşamından çıkıp başkalarının yaşamlarına dahil olmak için çıkarken sanki kendisi hiç olmayacakmış gibi hissederdi bu yüzden. Şöyle bütün bir günü dilediği gibi, dilediği kişi ile yaşamak için neler vemezdi oysa.

 

“Ne yapıyordur şimdi acaba?”. Gülümsedi oturduğu klozetten, tuvaletin fayans döşenmiş duvarını seyrederken. Sanki karşısında o varmış gibi hayal etti bir süre. Öyle bir şey yaptıklarını falan değil, gerçek hayatta oldukça komik görünecek bir pozisyon olacağını düşünüp daha çok gülümsedi bu sefer. O klozette otururken, sevdiği adamın gözlerine bakıyor olması pek de gerçekçi sayılmazdı ama yine de hoşuna gitti düşünmek. Zaten her seferinde ne kadar dikkatle bakarsa baksın, öyle belirgin bir ifadesini tutamıyordu hafızasında. Hani şu kurduğu hayallerde kullanmak için montaj yapabileceği bir görüntü kazımak istiyordu hafızasına onunlayken. Ama bir türlü olmuyordu. Zaten onu en son seyrederken yakalanıyordu az kalsın. Yine bir ağlama duygusu kabardı içinden. Hemen bastırmaya çalışıp yeniden karşısında o varmış gibi düşündü. Bu kez ilki kadar etkili olmadı düşünceleri.

 

Sifonu çekip kalktı klozetten. Tuvaletin aynasında kendini seyretti bir süre, yakınlaştı uzaklaştı, suratına değişik ifadeler kondurdu. Sanki biraz kilo verse iyi olacaktı. Gömleği ile pantolonu arasında belini gösterecek bir boşluk kalmış mı diye kontrol etti dönüp arkasını ve çıktı tuvaletten. Şansından mıydı neydi? O bu kendine dönüşleri yaşarken kimsenin tuvaleti gelmiyordu ve yarım kalmak zorunda kalmıyordu düşünceleri. Suratındaki ifadeyi, yok ederek döndü çalıştığı odaya. Masasına oturmadan çay bardağını doldurdu. Kapının arkasında duran çay makinasında çay almaya her gidişinde, odadakilere arkasını dönmek zorunda kalıyordu. Nedense bu rahatsızlık verici geliyordu ona, karnını içeri çekip dik durmaya çalışıyordu. Oysa zerre kadar umurunda olmayan bu insanların, başkaları için söylediklerini duyduktan sonra yine de bir göze giriş ve dedikodu malzemesi olmakdan uzak durma psikolojisine mi girmişti acaba? 

Off mesainin bitmesine daha çok vardı ve yapması gereken işler beyninin içinde bağırıp duruyorlardı sanki. Günlerdir ertelediği bir çok yarım iş de duruyordu daha. Her sabah bu gün başlayacağım diye geldiği pek çok işi yapmak yerine oyalanıp durmuştu bir süredir. Ama artık işi yaptığı birimin soruları çoğalmaya başladığından, uyduracak bahaneside kalmamıştı. Bir an önce başlamak zorundaydı. Hatta şimdiye çokdan bitirmiş olmalıydı. Nedense başından beri hiç canı istemiyordu bu işi yapmayı. Oysa sevdiği tarzda bir projeydi bu. Kendi başına yapması gerektiği için olabilir miydi acaba? Gülümsedi. Hep böyle olurdu nedense, aşık olduğu zamanlar, bütün dünyayı bir kenara bırakıp, sanki sadece o ve aşkı varmış gibi kaptırır giderdi kendini. Bütün yaşamı durdurup sadece hayalleri ile yaşamak isterdi bir süre. Bazen o kadar çok hayal kurar ve herşeyin tadına varırdı ki, gerçekleştiklerinde bir anlamları kalmazdı bile. Aşık olmak onun hayal gücünü tetikliyor, hayal gücüde, yaşama isteğini çoğaltıyordu sanki. Daha neşeli, daha anlayışlı ve huzurlu hissediyordu kendini aşık olduğu zaman.

 

Ama bu şekilde değil dedi kendi kendine birden yeni bir karamsarlık girdabına kapılarak. Bu anlattıkları yıllar önce yaşadıkları ve çok hem de çok özledikleri olmasına rağmen, yeniden yaşamak için neredeyse hiç umudu yoktu. Hayalleri vardı yine elbet. Ama eskiden bu hayallerin gerçek olacağını bilirdi, kafasına koyduğu hiç bir şeyi yapamadığı olmamıştı şimdiye kadar. Ama bu sefer farklıydı işte. Aman neyse dedi düşünmemeye çalışarak. Yine de bir şansım olabilir diye avuttu kendi kendini. Artık çalışmak zorundaydı. Kafasındaki düşünceleri uzaklaştırıp oturdu masasına ve geç de olsa bir mesai gününe daha başladı, dünyayla bağlantısını keserek.. “Az kaldı” dedi başlamadan az önce, “..az kaldı biliyorum”.

 

Devam edecek (mi?)…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s