Yeryüzü cenneti – Bölüm 2

Hande ertesi sabah dersten önce okulun arkasındaki ağaçlığa doğru yürüdü. Burada bir küçük ağaçlık alan olduğunu farkediyordu ama ağaçların cinslerine dikkat edecek kadar vakit geçirmemişti. Saat henüz erken olduğundan okulun bu tarafında kimse yoktu.

Ihlamur ağaçlarının hangisi olduğunu anlamaya çalışırken, o tanıdık koku adresini söyledi burnuna. Ağaçlar çiçeklenmiş ve etrafa mis gibi ıhlamur kokusu yaymaya başlamışlardı.

“Bunu nasıl daha önce farketmedim” dedi kendi kendine.

Yan yana dizilmiş dört ıhlamur ağacının önünde durup kokuyu içine  çekti. İnsanın içine huzur veren harika bir koku veriyorlardı çiçekleri. Bu ağacın şifa dağıttığına şaşmamak gerekirdi. Oysa bitki kokusu denilince aklına hep çiçekler gelirdi Gonca’nın ağaçların koktuklarını nedense hiç aklında tutmamıştı.

“Güzel kokuyorlar değil mi?” diyen sese döndü aniden sıçrayarak.

“Evet gerçekten güzel kokuyorlar” dedi gülümseyerek ona bakan sarı uzun saçlı kıza.

“Seni rahatsız etmiyorsam dün Levent ile buraya geldiğimizde sanırım gözlüğümü düşürmüşüm de. İzin verirsen ağaçların altında mı diye bakacağım.”

Levent ismini duyar duymaz, gözleri açıldı Hande’nin. Demek dün buradaydı.

“Evet elbette ben sadece bakıyorum” dedi kıza eliyle ağaçları göstererek.

“Benim adım Sezen,” dedi kız bir  yandan ağaçların altına bakınırken “Senin ki ne?”

“Hande.”

“Gözlüklerim olmadan pek görebildiğimi söyleyemem bana yardım edebilir misin rica etsem”

Hande Levent’i düşünürken bunu akıl edememiş olduğunu farkedince toparlanıp gözlüğü aramaya başladı Sezen ile.

“Acaba dün burada ikisi ne yapıyorlardı?” diye düşünürken buldu sonra kendini, “Saçmalama Hande!” dedi sonra da. Sanki koca okulda bir tane mi Levent vardı bu bir tesadüftü büyük ihtimalle. Ya da bu bir oyundu gerçekten ve bu kız oyunun bir parçasaydı. Yan gözle kızı süzmeye başladı. Gözlerini iyice kısmış her yere bakmaya çalışıyordu. Gözleri gerçekten bozuk olmalıydı. Aslında o kadar güzel mavi gözleri vardı ki, o gözlerin gözlüksüz göremiyor olmalarına üzüldü içinden.

“Sanırım burada düşürmemişim” dedi kız kan ter içinde doğrularak, “Oysa çok emindim.”

“Şey çok  özel değilse, neler yaptınız burada belki de tam olarak bu ağaçların altı değildir.” dedi Hande biraz mahçup bir şekilde.

Sezen kocaman bir kahkaha attı bu sözü duyunca, “Hayır düşündüğün gibi değil, biz sadece gizli bir şey konuşacaktık. Yani Levent bir kızdan hoşlanıyormuş okuldan bana onu anlatıyordu. Biz kuzeniz.”

Elinde olmadan bir oh çekti Hande. Demek kuzenlerdi, bu içini rahatlatmıştı. Levent bir kızdan hoşlanıyordu üstelik ve Sezen ile burada konuşmuşlardı. Dün de mektubunda buraya bir işaret koymasını istemişti. Bu kesinlikle o Levent olmalıydı.  Kalbi yeniden hızlı hızlı çarpmaya başladı.

“Şey ben aslında okulda pek kimseyi tanımıyorum” dedi yine mahçup bir ses tonuyla.

“Ah burası büyük bir okul çok normal. Bak biz bir şekilde tanıştık işte. Ders başlamak üzere istersen okula girelim artık”

Sezen gidelim dediğinde birden buraya neden geldiğini hatırladı yeniden.

“Son bir kez ağaçları içime çekmek istiyorum” diyerek üçüncü ağaca ilerledi ve yerden aldığı bir taşı en alttaki dalın gövdeye birleştiği yere bıraktı.

“Neden yaptın bunu?” dedi Sezen bu kez merakla.

“Hiç! Ben çocukken bir arkadaşım bu şekilde dilek dilenebildiğini öğretmişti bana” dedi hızlıca.

Sezen’de gidip yerden bir taş aldı ve hemen Hande’nin taşı bıraktığı dalın üzerindeki dala bıraktı.

“Eğlenceliymiş, hadi şimdi gidelim” dedi sonra.

İki kız beraber okulun ön kısmına yürüdüler ve kendi sınıflarına gitmek üzere ayrıldılar.

Hande’nin sınıfı okulun arka tarafında bakmadığı için ağaçların bulunduğu yeri göremiyordu. Ders zili çalar çalmaz koşarak arka bahçeye gitti ve görebileceği kadar yaklaşıp taşı kontrol etti. İkisinin de koydukları taşlar yerlerinde duruyorlardı.

“Acaba gidip Sezen’in taşını alsam mı oradan?” diye düşündü ama sonra bunun saçma bir düşünce olduğuna karar verdi. Sonunçta iki taş bırakmış olabilirdi işaret için. Sabah ikisinden başka kimse olmadığına göre, Levent’in Sezen’i taş koyarken gördüğünü sanmıyordu. Tabi Sezen kuzenine bu sabah olanları anlatmadıysa.

Dört ders boyunca her seferinde koşarak aşağı indi. Eğer Levent derse girdiyse o da işareti görmek için ancak ders aralarında gelebilirdi. Tam olarak işaretin ne olduğunu  bilmediği için ağaçlara gidip bakması gerekiyordu. Arka bahçeyi Hande’den başka hatırlayan yok gibiydi bu gün.

Yeniden sınıfa döndüğünde kitabının arasından ucu görünen kağıdı gördü. Heyecanla çekti ucunu ama bu geçen gün not tutarken kullandığı kağıttan başkası değildi.

Gizli bir hayrandan gelen mektuplar baya aklını kontrol etmeye başlamıştı demek. Bir yandan Levent’ merak ediyor, bir yandan böyle güzel ifadelerin ilhamı olmaktan büyük bir heyecan duyuyor, bir yandan da bunun kötü bir şaka olmaması için dua ediyordu.

Yine de bu kadar kaptırması doğru değildi belki de, sonraki desrs aralarında arka bahçeye gitmedi.

Okul çıkışı Sezen ile yeniden karşılaştırlar. Gözlüklerini bulmuştu. Hande’yi görünce el salladı önce sonra yanına geldi.

“Gözlüklerimi buldum, gel seni kuzenimle tanıştırayım” diyerek kolundan çekerek kalabalığın içinden geçirdi Hande’yi.

Hiç beklemediği bu hareket panikletmişti Hande’yi. Birazdan Levent ile mi tanışacaktı yani.

“Levent bak bu sana bahsettiğim yeni arkadaşım” dedi Sezen arkadaşıyla konuşan kuzeninin omuzuna vurarak.

Hande’nin heyecandan dili tutulmak üzereydi çünkü Sezen’in kuzeni okulun en yakışıklı erkeklerinden biriydi ve bütün kızlar ona bayılıyordu. Sadece adının Levent olduğunu duymamıştı Hande. Bu yakışıklı çocuk mu ona aşıktı şimdi?

“Merhaba ben Levent” dedi elini Hande’ye uzatarak. Konuşmasını yarım bıraktığı halde birden çok ilgili görünmüştü. Hande iyice afalladı. Bu kesin bir şaka olmalıydı. Bu çocuğun ona dönüp bakması bile mümkün değildi. Bu yüzden heyecanını bastırıp temkinli olmaya karar verdi.

“Demek ağaçlara dilek dileyen kız sensin. Sezen çok hoşlanmış yaptığınız şeyden. Bizim de  büyüdüğümüz evin bahçesinde ıhlamur ağaçları vardı. Bu yüzden Sezen ile hep arka bahçeye gideriz konuşmak için. Tıpkı çocukluğumuzda olduğu gibi oluyor o zaman. Değil mi Sezen?”

“Aynen öyle” dedi Sezen neşeyle.

“Söylesene dileklerinin gerçek olduğu oldu mu hiç?”

Ayak üstü uydurduğu bir hikayenin arkasında durmak zorunaydı şimdi. Taşı bildiğine göre işareti anlamış olmalıydı. Bu mektupların devamı gelecek demekti.

“Evet bir kaç kez oldu.”

“O zaman ben de deneyeyim. Biz biraz takılacağız okuldan sonra bizimle gelmek ister misin?”

“Çok isterdim ama işlerim var.” dedi bir çırpıda. Ona duyduğu hayranlığın belli olmasını istemiyordu.

“Tamam başka zaman o zaman” diyerek bir makas aldı Levent yanağından, “Görüşeceğiz” diyerek yürüyüp gitti sonra arkadaşlarıyla. Sezen’de el salladı onların peşinden koştururken.

Hande’nin içi gitmişti aslında o grubun yanında olmak için ama temkinli olmak istiyordu. Bu bir oyunsa ki gerçek olamayacak kadar  güzeldi, sonunda bu insanların alay konusu olmak istemezdi.

Ertesi gün ders arasından döndüğünde bu defa çantasının üzerinde buldu kağıdı. Katlanıp ön cebine sıkıştırılmıştı. Herkesin içinde okuyamayacağı için kaptığı gibi kızlar tuvaletine gitti hemen. Heyecanla kapıyı kapatıp okumaya başladı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s