Cazı Pakize – Bölüm 4

Seyyar gider gitmez kahvede toplanıp adamın bir şeyden şüphelenip, şüphelenmediğini tartışmaya başladılar.

Muhtar, ‘Bir dahaki  gelişine  bir hafta var, olurda önce gelirse icabına bakarız’ dedi buz gibi bir sesle. İşinde gücünde köylüler gitmiş, yerlerine birer eşkıya gelmişti hepsinin. Altın daha ellerine geçmeden, ruhlarını esir almıştı.

‘Muhtar, seyyar gittiğine göre gidip bulalım şu altını, yoksa birileri bizden önce alıp gidecek.’ dedi Murtaza emmi hırsla. Ayağından vurulması bile vazgeçirmemişti onu sevdasından.

Muhtar başıyla onayladı Murtaza’yı. Herkes kazmayı küreği aldı dönüp evlerinden, harabeye doğru dizildiler yola yeniden.

Akşama döndüklerinde kiminin kaşı yarılmış, kimi topallıyordu. Kadınlar kocalarının halini görünce şaşkınlıktan dillerini yutacaklardı az kalsın. Cazi Pakize kuş kadar canıyla duvarı bile atlatmamıştı hiç birine. Kadın sanki içinde yüz can taşıyormuş gibi savuruyordu taşı gelene. Her attığı da isabet ediyordu üstelik.

‘Kadın cinlerden ordu kurmuş, saldı üzerimize ne olduğunu anlayamadık’ dediler kadınlara.

Nene yaşına gelmiş kadınla başedemedik demeye dilleri varmadı hiç  birinin. Kahvede sarıldı hepsinin yaraları. İnlemeler içinde plan yaptılar yeniden. Üstelik bu gece nöbete  kimi seçeceklerine de karar veremiyorlardı. Köyün bütün erkeklerinin  sabaha kadar kahvede beraber kalmasına karar verdiler sonunda. Kimsenin kimseye güvene kalmamıştı. Sabah olunca da Pakize’ye silahla gideceklerdi bu sefer. Kadın deyip ellerini bellerine atmamışlardı hiç biri ama Pakize artık çok oluyordu. Sonuçta altınlar onun da değildi ki zaten. Ne demeye bu kadar koruyordu onları.

Cazı Pakize’nin cinlerden ordusu olduğu haberi çabucak yayılmıştı çocuklar arasında. Hiç birimizi uyku tutmadı sabaha kadar. Cinleriyle gelip gece hepimizi öldürecek diye korkmaya başlamıştık. Erkekler kahvede bizler evlerde sabaha kadar ayakta bekledik.

Bir ara kahvedekilerden biri dışarı çıkıp hava alayım deyince arbede çıkmıştı içeride. Adamın  astımı olduğu için kapalı yerde nefesi daralmıştı. Köylüler onun dışarı çıkma bahanesiyle altına gideceğini düşündüğü için kapıya durmuş, bir bağrışma yaşanmıştı. Sonunda adam düşüp bayılınca, kapının önüne çıkıp beklemişler, ayıltmışlardı adamı.

Gece boyu gözünü kırpmayan köylü, horozlar ötünce toplanmıştı meydanda yeniden. Bu sefer kadınlarda gelmek istiyorlardı harabeye. Cazı Pakize’nin karşısına kalabalık çıkalım diyorlardı ama asıl merakları cinlerden orduyu gözleriyle görmekti.

Muhtar önce ‘Olmaz!’ dese de, kalabalık olmalarının iyi olacağına ikna olup kabul etti sonunda.

Hep beraber düştüler harabeye doğru yola. Bu sefer etraf sessizdi. Duvarın önünde beklediler biraz. Pakize’den ses çıkmadı.

Günlerdir kadının hakladığı onca insandan sonra, söz  konusu altında olsa kimse  öne düşmek istemiyordu şimdi.

‘Pakize seninle konuşmaya geldik!’ diye seslendi muhtar taş duvarı kendisine siper ederek yaklaştı duvara.

‘Bela getirdiniz! Varın gidin! Onlar sizin değil!’ diye bağırdı Pakize’nin sesi.

‘Senin de değil!’ diye bağırdı kadınlardan biri.

Bir taş uçtu geldi evlerin arasından.

‘Güzellikle vermessen, gelir zorla alırız! Silahlıyız!’

‘Sizin yüreğiniz kurşun olmuş!’ dedi Pakize’nin sesi.

Sonunda gençlerden biri cesaret gösterip atladı duvarı, diğerleri neler olacağını görmek için bekliyordu hâlâ. Delikanlı köyün kadınları da gelince, cesaret göstermek istemişti ama aslında o da pişman olmuştu ardından kimsenin gelmediğini görünce.

Yavaş adımlarla taş evlere doğru ilerlemeye başladı. Herkes nefesini tutmuş onu takip ediyordu geriden. Duvarları kendine siper ederek öndeki evin arkasında kayboldu. Bir el silah sesi duyuldu önce. Köylü gerildi, kalkacak oldular muhtar eliyle durun diye işaret etti. Ne bir çığlık, ne bir ses geliyordu evlerden.

Derken bir kaç taş yuvarlandı evin yarısı yıkılmış damından.

‘Buldum!’ diye bağırdı oğlanın sesi.

Hemen doğruldular yerlerinden. Oğlan elinde kırık bir küp ile çıktı kapıdan, altınların bir kısmı küpün  kırık kenarından şıkırdayarak saçıldı toprağa. Doğruydu demek. Altının ışıltısı korkuyu yendi, hepsi atladılar birbirlerini ite kaka duvarı.

Oğlan bütün köylünün üzerine geldiğini görünce, önce kahramanca kaldırdı küpü elleriyle. Altınların bir kısmı daha döküldü başına vurarak yerlere. Yanına giden ilk Murtaza’nın oğlu oldu. Küpü tutan kahramanın  suratının ortasına bir yumruk yapıştırdı. Küp kayıp gitti toprağa, kalan tüm altınlar saçıldı ayaklarının altına. Kadınlar ve çocuklar altını toplamaya üşüştüler hemen. Yumruğu yiyen ne olduğunu anlayamadı önce, sonra altınların  gittiğini görünce o da başladı  toplamaya. Herkes altına uzananın üzerine çullanıyordu şimdi. Kadın çocuk farketmeden  aldığı gibi fırlatıyordu öte yana eli altına değeni.  Yarım saat tozun toprağın içinde boğuştular. Yere devrilenin ceplerine kadar saldırıp topladıklarını kendi ceplerine koydular. Tozun toprağın içinde debelenirken farketmemişlerdi Pakize’nin geldiğini.

‘Onlar sizin değil!’ diye haykırdı Pakize elinde tuttuğu taşla dikilmişti yan  evin yıkık damında. Yağmur gibi başladı yağdırmaya taşları. Boğuşmaktan yüzü gözü dağılmış köylü, bir yandan bulduğu yere sığınırken bir yandan önüne düşen altını cebine itiştiriyordu hâlâ.

Köylüden biri çıkardı belinden silahını, altına bu kadar yaklaşmışken artık dönmek olmazdı. Çekip indirecekti Pakize’yi. Pakize kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle atladı evin içine açık damdan.

Az önce altın için birbirini ezen  köylü, Pakize’yi durdurmadan altına ulaşamayacağını anlayınca yine iş birliği yapmaya karar verdi. Kaşla gözle anlaşıp, sardılar evin etrafını. Şimdi hepsinin silahı elindeydi.

İbrahim arkasından duyduğu sese döndü aniden bastı tetiğe, Murtaza’nın yumruğu yapıştıran oğlu inledi acıyla, önce sarsıldı sonra düştü.

Oğlunun vurulduğunu gören Murtaza topallayan ayağını sürüyerek geldi evin ardına, zaten elinde olan silahı doğrulttu İbrahim’e, çekti tetiği. İbrahim kaçmaya fırsat bulamadan devrildi taşların üzerine. Saklandıkları taşın ardından neler olduğunu göremeyen  kadınlar ve çocuklar bekleşiyorlardı sessizce. Kimse cebine, koynuna soktuğu altınları birbirine göstermek istemese de, bir yandan sürekli ellerini atıp kontrol ettikleri için belli oluyordu yaptıkları.

‘Varın gidin!’ diye bağırdı Pakize yeniden. İki evin arasından geçtiğini gören Mehmet davrandı silahına bu sefer. İki el ateş etti. Biri taşa çarpıp sekti kurşunun. Ötekinin vardığı yerden bir inleme duyuldu.

‘İndirdim!’ diye koştu evlerin arasına, yerde yatan Pakize değil, Muhtar’ın genç oğlu Samet’di bu sefer.

Onun ‘İndirdim!’ dediğini duyan köylü, cesaret bulup koştu peşine. Muhtar oğlunu görünce koştu yanına. Boynundan vurulan oğlanın gömleği kan içindeydi. Gözlerinden ateş saçarak kaldırdı başını, Mehmet kaçacak fırsat buldu ama Muhtar bırakmadı peşini. Daha evin arkasına dolanamadan vurdu sırtından indirdi Mehmet’i.

Toprağın üzerinde ışıldayan altınların aralarından kan sızıyordu şimdi eski evlerin arasında. Köylü kendini kaybetmiş, altın uğruna indiriyordu bir bir komşusunu. Canından can giden ötekinin peşine düşüyor, Dokuz evli yıkık köyün içinde altın yüzünden can pazarı yaşanıyordu.

Yarım saat  sonra duvarın arkasından duyulan çocuk sesiyle kesildi silah sesleri.

‘Jandarma geliyor!’

Birbirine ateş etmeyi kesen köylüler, sanki hiç bir şey olmamış gibi üşüştüler saçılan altının başına, Jandarma varmadan ne kadarını toplayabilseler kârdı. Kadınlar çocukların şalvarlarının içine avuçladıkları toprağa denk gelen altınları dolduruyor. Sonra koşturuyorlardı onları köye doğru. Jandarma çocukların üzerini aramazdı nasılsa. Toza karışmış araçlar harabenin önüne vardığında, hâlâ kenara köşeye yuvarlanan altın paranın peşinde olduklarından kaçamadılar hepsi.

Biz şalvarımızdaki altınlar dökülmesin diye paçalarımızı çorabımıza sıkıştıra sıkıştıra, bacağımıza batan taşa toprağa aldırmadan köye varmıştık çoktan. Büyüklerin hepsi harabede kaldığından boş köy meydanında ne yapacağımızı bilemiyorduk.

Jandarma harabedeki tüm köylüyü yakalayıp, araca doldurduktan sonra geldi köye. Bir kaçı cesetleri toplamak için geride kalmıştı. Harabede çıkan arbedede yedi can daha verilmişti altın uğruna.

Erkekleri alıp gittiler. Kalan Jandarma evleri aradı tek tek, hapsedilenleri çıkardı çobanın evinden. Hepimizi yeniden köy meydanına toplarken Hasan’ın paçasından dökülen altınları görünce, şalvarlarımızdaki tüm altınları da aldılar.

(devam edecek)

 

Bölüm 1
https://gulserenkilincyazar.com/2018/08/18/cazi-pakize-bolum-1/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/08/19/cazi-pakize-bolum-2/

Bölüm 3

https://gulserenkilincyazar.com/2018/08/20/cazi-pakize-bolum-3/

Bölüm 4

https://gulserenkilincyazar.com/2018/08/21/cazi-pakize-bolum-4/

Bölüm 5

https://gulserenkilincyazar.com/2018/08/22/cazi-pakize-bolum-5/

 

 

Cazı Pakize – Bölüm 4’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s