Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 36

Lale ve Gülşen karışım için çalışmak üzere galeriye geri döndüklerinde, Alper, Berkay ve Zuhal’in yüzünü asıl görünce ters giden bir şey olduğunu düşünüp endişelendiler.

“Ne oldu?” dedi Lale hemen, “Toplantı yapıldı mı?”

“Yapıldı” dedi Berkay.

“E?” dedi Lale hemen, “Ne konuştular”

“Sorun yok doz artırmaya karar verdiler şimdilik bir şeyin farkında değiller”

“Niye yüzünüz beş karış o zaman?” dedi Gülşen sabırsızlanarak.

“Bizi yok etmekten çekinmediklerini gördük” dedi Alper, “En azından ikinizin babaları doz artırımına itiraz edip sorguluyor ama bizimkiler…” diyerek Zuhal ve kendini gösterdi, “…Maalesef!”

Lale anladı onun neler hissettiğini “Bak arkadaşım!” dedi yanına gelip, “Bu sisteme baştan dahil olmuş olmak ve bizi ve annelerimizi çiplemeleri zaten bunların hepsinin işe yaramaz vicdanları olduğunu gösteriyor! Kafaları çalışmıyor, emanet bir sistemi kontrol edemiyorlar bu açık! Bildiğin beceriksiz hırs küpü manyaklara dönmüşler!” konuştukça sesi yükseliyordu elinde olmadan, Gülşen onun koluna dokunmak zorunda kaldı sakinleşsin diye.

“Her neyse!” dedi Lale, Alper’i sakinleştireyim derken, kendi yükseldiğini fark edince toparlanmıştı, “Demem o ki, senin baban, benim babam diye bir şey yok artık! Biz varız tamam mı? Biz bize hep bize hatırladın mı?”

“Tamam haklısın” dedi Alper, “Sizin orada nasıldı?”

“Çalıştırdık yazılımı ama sonuçlarını Lale ve Güneş yukarı çıkınca göreceğiz! Biz hazırlanmaya geldik. Onlar devam ediyor. Şimdi herkes işine odaklansın bence, duygusal karmalarımızı gün bitince masaya yatırırız hep beraber!” diye yanıtladı Gülşen

“Biz şu strateji işine dönelim” dedi Berkay da, Alper de başıyla onaylayınca, yeniden çalışmaya döndüler. Babalar doz artırımından sonra gelişmeleri takip edip, ertesi gün yeniden toplanmaya karar vermişlerdi.

Güneş, Engin ve Enes galeriye döndüğünde herkes sessiz sessiz işini yapıyordu.

“Güneş görmeden bir gün geçirdiğimize inanamıyorum!” dedi Enes gülerek, “Yani seni kastetmiyorum tabi!” diyerek Güneş’i işaret etti sonra, “Hey gençler biz geldik! Burada neler olduğunu bize kim anlatacak!”

“Haydi toplanın o zaman!” dedi Lale, “Güneşi görmüyoruz ama gün batalı çok oldu, açlıktan bayılacağım şimdi, karışım koklamaktan midem bulandı. Önce bir şeyler yiyelim sonra konuşuruz!”

Hep birlikte kendilerine bir masa kurdular. Yemek yenirken Alper toplantıda olanları onlara kısaca aktardı.

“Kafayı yemiş bunlar!” dedi Güneş, “Bence çipleri bunlara takıp adam etmek lazım önce! Bu sisteme nasıl böyle teslim olabilmişler anlamıyorum.”

“Dünyada yaşananlara karşısında, yönetilen taraf olmak istememişler belli ki ama düpedüz keklemişler bizimkileri” dedi Berkay, “Onlara verilen talimatlara uymuşlar, bizi yetiştirene kadar bu sistem ortaya çıktığında kendilerine biraz yatırım yapsalarmış, bugün bizim gördüğümüz tüm açıkları zaten görebilirlermiş”

“İyi de onlar bu sistemin kurduğu eğitimden geçmediler ki! Bildiğin eski sistemin sonuçları hepsi!”

“Ben de onu diyorum ya, bu özgüven nedir böyle!” diye devam etti Berkay, “Sistemin asıl uygulattığı eğitim sisteminin asıl sonuçları biziz. Onlardan fazlasını biliyoruz. Çipler aktif olana kadar bekleyip teslim olacaklarına, bizim bildiklerimizden faydalanmayı bile denemiş olsalar bundan iyi durumda olabilirdik!”

“Benim anlamadığım” dedi Gülşen, “Bu sistemin asıl amacı ne. Herkesin çiplerle yönetildiği bir dünyadan ne elde edecekler! Bu neyi çözecek, kaynak kıtlığını mı? Savaşların son bulmasını mı? Fakirliği mi neyi?”

“Hiç birini” dedi Alper, “Bu aslında her zaman korkulan insanlığın sonu demek farkında değil misiniz? Sistem kendi eliyle insanları kontrol almakla yetinmiyor, onları yok ediyor. Bu çiplerle insanlıktan geriye ne kalıyor ki bizden. Kaynakları kullanma, yemek yeme, su içme dedikleri anda öleceğinin farkında olmadan yemeyi içmeyi kesecek insanlar. İstediklerini istedikleri şekilde yok edecekler böylece. Bizim gibi kendi teknolojisini üretemeyip, sistemin koşullarına dahil olmak zorunda kalanlar ise beceremeyince sistem dışına atılacaklar ve yok olmaya mahkum olacaklar!”

“Yani bir anlamda babalarımızın sonunu hazırlıyoruz!” dedi Enes.

“Sistem açısından evet ama bu böyle olmak zorunda değil!” diye devam etti Alper, bu sistem henüz kendini gerçekleştirmeye başlıyor, tek sorun yaşayan ülke ya da şehir biz olmayacağız.”

“Doğru diğer şehirler de var. Orada çipler çoktan aktif olmuş olabilir!”

“Ya da bizim gibi uyandılarsa belki onlar da farklı şekillerde mücadele ediyorlardır.”

“Bizimkiler başarısız olunca, diğer şehirlerden birinin kontrolüne mi gireceğiz o zaman”

“Hayır!” dedi Enes, “Sistemle ilgili hepinizden fazla inceleme yapmış biri olarak söyleyeyim ki hayır! Şöyle düşünün, neden bir ülkede bir özel alan değil de bir sürü oluşturuluyor?”

“Neden?”

“Çünkü zaten sistem diye seni baştan parçalıyorlar, sen aynı zamanda diğer korunaklı şehirlerin de rakibi oluyorsun, hem dışarıdan yönetilen bir sürü şehrin var, hem de kendi ülken hakkında hiç bir genel kontrolün yok. Bir kaç şehir alanının işi becerememesi tüm sisteme zarar vermez. İlla ki bir imha planı kullanılır. Yani sistem ülkeleri parçaları bölerek zaten baştan bir azaltmaya gitmeyi seçiyor. Ülkedeki zayıf halka olan şehirler düştükçe, ülkenin gücü de düşeceği için, o ülke tehlikle olmaktan da çıkmış oluyor. Bizim gibi kurucuların yerine geçecek gençler yetişene kadar işçi sınıfını zaten çiplemişler. Halkın çipsiz kalan kısmı var mı henüz bilmiyoruz. Yani tüm ülke çiplenmişken, şehirler düşse ne olur, dışarıdan kontrol eder geçerler. Engin gibiler de bu yüzden var zaten!” diyerek Engin’e baktı, “Kusura bakma örnek olarak söyledim”

“Haklısın” dedi o zamana kadar sessiz kalan Engin, “Burası beceremeyip düşerse muhtemelen ben ve benim gibi olan bir kaç kişiyi aktif edip, zaten kontrolü ele geçireceklerdi. Biz mağaradaki sisteme müdahale edip, tüm aktif çiplerin kontrolünü dışarıdan yönetilecek şekilde düzenleyecek donanıma sahibiz sonuçta!”

“Niye o zaman baştan çipli herkesi tek elden yönetmiyor ki bunlar!”

“Ne desinler, biz sizin ülkelerinizi zaten ezip geçeceğiz bu sistemle ama siz buyurun tüm halkınızı çipleyin mi desinler. Kim dahil olur ki buna. Onlara güç bahşediyorlar önce, kontrol onların elinde sanmalarını sağlıyorlar anlamıyor musun?” dedi Enes heyecanla konuşmaya devam ederek.

“Bu kadar aptal babalarımız olduğuna inanmak istemiyorum ya!” dedi Lale gene sinirlenmişti, “Kendi elleriyle ülkeyi bir güzel teslim etmişler!”

“Sadece bizim babalarımız değil ki, ülkedeki tüm korunaklı elit şehirleri aynı. Nasıl yapmışlarsa hepsini birden ikna etmişler diyeceğim bu mümkün değil, muhtemelen devletler seviyesinde bir karardı bu ve bizimkiler seçildiler uygulayıcı olarak”

“Yok ya gerçekten inanılmaz!” dedi Güneş, “Berkay haklı, en azından kafalarını çalıştırıp bizlerden faydalanmalı, bir kaçış noktası bırakmaları lazımdı. Yirmi beş yaşımıza gelene kadar bizi pasif bırakana kadar, her olasılığa hazırlıklı olmak için bir planları olmalıydı. Gözü dönmüş gibi kendi çocuklarını ve ailelerini yok etme peşine düşeceklerine!”

“Sen bir de dışarıdaki insanların gözünden gör olayı!” diye iyice alevlendi Lale, “Onların bizim gibi konfor içinde yaşama şansları bile yok, eğitilme şansları, haberdar olma şansları. Yapay zeka, robot diye korkutulup, hepsini çoktan insanlıktan çıkarmışlar. Bir de bize dışarıda isyan var diyorlar! İsyanları bile bizi korkutmak için çiplerle yönetiyordur bunlar!”

“Mümkün!” dedi Engin düşünceli bir şekilde, “Konuştukça işin rengi iyice değişiyor, sizce bu işin altından kalkabilecek miyiz?”

“Hiç bir şey yapmadan teslim olmaktan iyidir” dedi Alper, “Elimizden geleni yapmaktan başka çaremiz yok ama karşımızda çok büyük bir oyun var. Eninde sonunda diğer şehirlerle bağlantıya geçip, neler olup bittiğini öğrenmemiz gerek.”

“Onun da yapılabileceği tek yer mağaradaki sistem. Altı ayda bir şehir kurucuları toplantısı yapılmış geçmişte. Tabi asıl proje olan bizlerin çipleri aktif olmadığı için dışarıdaki sistemi yönetme üzerine konuşmuşlar hep.” dedi Enes.

“Aklıma ne geldi!” dedi Gülşen, “Bence bizim çipler aktif olsaydı da biz babaları devirecektik bence ve kontrol doğrudan dışarının eline geçecekti. Ve belki de bu diğer şehirlerde çoktan yaşandı. Yani asıl silah biziz düşünsenize, babalarımıza ihtiyaçları yok ki, şehirleri yok etmeye de ihtiyaçları yok. Biz dışarıdan yönetilen kuklalar olarak zaten ne isteseler yapacaktık çiplerden kurtulmasaydık. Belki babalarımızı bile yok edecektik!”

Hepsi dönüp ona baktılar şaşkınlıkla, “Engin’in dediği gibi konuştukça batıyor muyuz, çıkıyor muyuz hiç emin değilim!” dedi Lale.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın