Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 37

“Başladık bir kere” dedi Enes

“Evet resim ne kadar büyürse büyüsün, yapabildiğimiz her şeyi yapacağız!” diye ekledi Alper

Bir sessizlik oldu masada ve sonra Alper devam etti.

“Aslında bizim çipler bugün aktif olsaydı, bir süre bizi denedikten sonra göreve getireceklerdi. Henüz kimseye de bizi elden kaçırdıklarını söyleyemediler. Dozda sorun var sanıyorlar. Acaba biz herkesi çipten kurtarmadan önce, mağarayı ele geçirip, babalarımızı bir şekilde devre dışı bırakıp, her şey yolunda gibi dışarıya rol yapsak da, o sırada hazır tüm sistem elimizdeyken farklı bir şey mi düşünsek?”

“Babaları devre dışı bırakmak mı?” dedi Berkay, “Aslında bu daha iyi fikir değil mi sanki? Elimizde olanaklar bu kadar azken, kiminle nasıl mücadele edeceğiz. Bir yerden sonra sistemin dış yüzü ile de karşı karşıya geleceğiz ve belki de bilmediğimiz başka müdahale yöntemleri ile yüzleşeceğiz! Oysa görevimizin başına geçmiş gibi yapıp, her şey normalmiş gibi gösterebilirsek, hem diğer şehirlerde ne olup bittiğini öğreniriz, hem de daha iyi yönetiriz bu krizi”

“Evet sonuçta bu iş için yetiştirilmedik mi zaten?” dedi Güneş el çırparak.

Alper omuzunu silkerek onayladı onların söylediklerini.

“Neden daha önce aklımıza gelmedi ki bu?” dedi Enes’te heyecanlanarak ayağa kalktı, “Bizim görevi devralma tarihimizi öğrenebiliriz. O zaman geldiğinde de görevi devralmış gibi işin başına geçeriz, şimdi erişemediğimiz her bilgiye daha kolay erişiriz.”

“Ne yapacağız babalarımıza peki ? O kısma bir planınız var mı?” diye sordu Gülşen

“Ya da şehre ne diyeceğiz mesela? Bu devir açıklamasını babalarımızın yapması gerekmiyor mu?” dedi Lale

“Ya biz başından niye böyle yapmadık da kaçtık ki!” diye hayıflandı Enes.

“İyi de çipler aktif olunca ne yapacağımızı ya da neye dönüşeceğimizi bilmiyorduk ki rol yapalım. Ayrıca çipler aktif oldu diye bir araya da gelmemiş olmamız gerekirdi o zaman.” dedi Alper, “Bundan sonrası için sistemi ele geçireceğiz o yüzden. Yarın yine toplanacaklar. Onları pasif konuma getirebilirsek, önce konuşabilir, gördüklerimizi söyleyebiliriz.”

“İkna olup, canım yavrularımız, sizinleyiz mi diyecekler sence?” dedi Lale gülerek, “Hatta şöyle deriz! Sizi beceriksizler veya sizi vatan hainleri!”

“Ya tamam bir durun!” dedi Güneş araya girerek, “Mağaraya erişimimiz var onları etkisiz hale getirmek için bir de Gülşen’imiz var. Zor kullanmamız gerekmez. Onları bağlarız ne bileyim buraya getiririz mesela gözümüzün önünde dururlar. Bilmiyorum, konuşuruz!”

“Buraya gelirlerse ben eve giderim” dedi Enes.

“Yani mesela diyorum. Burası olmaz zaten de tünellerde bir sürü yer var işte. Ama onları bağlasak da, ele geçirsek de biz yürüyen sistem hakkında bir şey bilmiyoruz, günü onlar olmadan kurtaramayız. Onlar bizi ne zaman göreve getireceklerse bunu şehre, bağlı oldukları merkeze falan kendileri söyleyeceklerdir. Öyle biz yaptık olduyla değildir herhalde! Ve ikna olmazlarsa burada bir işler döndüğü kolayca anlaşılır!”

“Yarın konuşacaklar yeniden toplantıda dinleyelim, bizi yine bulamayınca muhtemelen hesap verecekleri konuları da konuşacaklardır, bir şeyler öğreniriz”

“Bence Engin’e yaptığımız gibi yapalım!” dedi Enes ve yeniden Engin’e dönüp, “Kusura bakma gene seni örnek verdim ama!” dedi göz kırparak sonra devam etti.

“Nasıl yani?” dedi Lale bir Engin’e bir ona bakarak.

“Yani tehdit edelim demek istedim. Bizim istediğimiz şekilde davranmazlarsa vazgeçemeyecekleri bir şeyle tehdit edelim”

“Bizden bile vazgeçtiler yahu!” dedi Gülşen, “Daha neyle tehdit edeceğiz!”

“Ellerindeki gücü kaybetmekle belki ne bileyim işte, neyden anlıyorlarsa!”

“Bence hepimiz yorgunuz, kafalarımız da giderek daha çok karışıyor! Yarın ki toplantıyı bekleyelim, siz tünellerde devam edin, yarın akşam konuşulanlara göre yeniden tartışırız. O arada belki birimizin aklına daha iyi bir fikir gelir”

“Bence karışım içirmektense sistemi devralmak daha iyi!” dedi Gülşen

Diğeri de başlarını salladı, “Hiç değilse kaos olmaz, çipli olanları istediğimiz gibi kontrol ederiz tehlike bitene kadar ya da faydalanabiliriz, kimseyi bir şeye ikna etmeye gerek kalmaz!” diye onayladı Lale.

“Evet düşünelim, yarın akşam tekrar konuşuruz, haydi herkes kendi bölmesine!” dedi Alper otoriter bir sesle ama gözü Güneş’e kaydı hemen. Kardeşi ile aynı bölmede kaldığından Güneş’ten de uzak kalıyordu ama bu bir süreçti. Zuhal fark etmişti ağabeyinin bakışını gülümsedi ama bir şey demedi. Lale ve Gülşen ablası ile konuşup arada onlarla uyuyabilirdi belki. Aşıklar da beraber uyurlardı biraz.

“Bence mağarayı basıp, hepsini bağlayalım, sonra da çipleyelim onları istediğimizi yaptıralım” diye fısıldadı Lale kızlara bölmelerine girince.

“İyi fikir!” diye seslendi Alper, “Yarın konuşuruz, önce serbest çiplerin nerede olduğunu bulmamız gerek!”

“Buluruz!” diyen Enes’in sesi yükseldi.

“Bence de iyi fikir!” dedi Engin hemen “Hatta bu akşam duyduğum en güzel fikir!”

“Uyuyun!” dedi Alper son olarak hepsi yataklarına uzandılar. Güneş ve Gülşen’in aklına çoktan yatmıştı bu fikir, Lale’ye bakıp kıkırdadılar sonra kapattılar gözlerini. Taş galeride alınan nefes bile yankılanıyordu kolayca.

Herkes gözünü ve ağzını kapatmıştı ama Lale’nin fikrini düşünmeye başlamışlardı bile.

Sabah Enes yine hazır bir kahvaltıya uyandırdı hepsini.

“Nasıl bu kadar sessiz olabiliyorsun ya!” diyerek oturdu Gülşen masaya ilk olarak.

Diğerleri de gelip oturdular, iki günde sürekli beraber olmak hoşlarına gitmiş alışmaya bile başlamışlardı. Babaları çipleme meselesini akşam konuşmaya karar verip hepsi işlerinin başına geçtiler. Karışıma ihtiyaç olmayabileceği ortaya çıksa da, Lale ve Gülşen yine de bir miktar hazır edip, tünellere yardıma öyle gitmeye karar verdiler. Baştan çok fazla da hazırlayamıyorlardı çünkü karışım uzun süre bekleyince etkisini kaybediyor bozuluyordu. Galeri serindi ama güneş almıyordu bu yüzden Gülşen’in getirdiği bitkileri de iyi korumalı ve ziyan etmeden kullanmalıydılar.

Alper, Berkay ve Zuhal toplantı başlayana kadar akşam konuşulan stratejileri değerlendirmeye karar verdiler.

Yukarıda babaların hepsi gergin ve sinirliydi. Dozlar artırılmış ama çocuklar geri dönmemişti. Anneler çipler sayesinde “Arkadaşlarında kalacaklarmış” diye kandırılmıştı bir gün önce, Güneşlerin yazılımı onlara etki etmeye hazırdı ama kesin bir karar olmadığından şimdilik sadece ulaşabildikleri kadar çipe ulaşmayı planlıyorlardı. Çiplerin seri numaralarını listeliyorlardı ulaştıkları için ama henüz onların kime ait olduklarını eşleştiremiyorlardı. Mağaradaki dosyalardan seri numaraları ile hazırlanan isim listelerinin alınması gerekiyordu. Olabildiğince çok kişiyi belirledikten sonra isim listeleri için harekete geçilecekti.

Çipler yükleme esnasında içecek, yiyecek veya havaya karıştırılabiliyorlardı. Bu yüzden ilk yüklemelerin nasıl yapıldığını bilmiyorlardı. Mağarada her şeyi bulup öğrenecek kadar vakit geçirme şansları olmamıştı ama artık diledikleri gibi girebildikleri için onu da yapılacaklar listesine eklemişlerdi. Çipler kişilere yüklendikten sonra muhtemelen kendi tarama yöntemleri ile tespit edilerek hangi seri numaralı çipin kimse olduğunu belirliyorlardı. Herkese tek tek çip yüklemiş olduklarını düşünmek için bir neden yoktu. Sonrasında yeni doğanların çiplenmesi ile devam edilmiş olmalıydı.

Kimi nasıl kontrol edeceklerini bilmeleri için kendi tarama sistemlerinin de çipleri tek tek bu seri numaraları ile ayırt edebiliyor olması gerekiyordu o yüzden tarama işlemine devam etmeliydiler. Bir önceki günden farklı yerlere konumlanarak işlemlerine devam ettiler.

Akşam çocuklar eve gelmediği için babalar toplantıyı fazla ertelemek istemiyorlardı. Doruk beyin özel telefonundan gelen mesajla mağarada saat on gibi buluştular.

“Bu doz işinde bir sorun var!” dedi Alper’in babası Ferhat beyi Gülşen’in babası Can beyi suçlar gibi.

“Ne söylediyseniz onu yaptım.” dedi Can bey, bu doz artırma işi zaten canını sıkıyordu.

“Neden işe yaramıyor, talimat kitabında, çocukların bu şekilde tepki vereceklerine dair bir bilgi bulunuyor mu?”

“Hayır bulunmuyor, bu güne kadar çipleri aktif edilen kimsede de böyle bir şeye rastlamadık. Bunun doz ile ilgisi olduğunu düşünmüyorum!”

“Çipler mi sorunlu o zaman?”

“Hayır bu da mümkün değil, çiplerden sinyal alınıyor dozlar artırılmış görünüyor!”

“Ne oluyor o zaman!”

“Bu gün zamanı dolmamış bir kaç gencin çipini daha aktif etmeyi öneriyorum! Gözlemleyebileceğimiz gençlerin. Çocukların çipleri aktif olmadan uzun süre beklediler, belki bu tür durumlarda yaşanan ve gözden kaçırdığımız bir durum vardır!”

“Belirlediniz mi çocukları?”

“Evet belirledim” dedi Can bey, “İki genç seçtim şimdilik biri kız, biri erkek. İkisi de yirmi beş yaşını henüz doldurmadılar, kurul onay verirse aktif hale getireceğim”

“Onları gözlemleyebilecek misin? İki çocuk daha kaybetmeyelim”

“Evet, her şey ayarlandı. Çocuklar gün boyu takip edilecek ve gözlemlenecekler, yükselttiğimiz ikinci dozdan başlayacağım ikisine de, böylece bu dozu ile ne kadar kontrol edilebiliyor olduklarını izlemiş olacağız.”

“Ortadan kaybolma eğilimi göstermeyecekler herhalde”

“Hayır onun çiplerle ilgisi olduğunu düşünmüyorum” dedi Can bey soğuk soğuk.

Kurul onayı verince sistemin başına geçip, iki çipi de aktif hale getirdi ve dozları ayarlardı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın