Dört gün boyunca dikkat çekmeyecek saatlerde bir araya gelerek nefes almadan çalıştılar, telsizler henüz hazır olmasa da şimdi bu işin daha acil olduğuna inanıyorlardı. Güneş ve diğerleri çiplere müdahale edecek yazılımı hazırlamaya başlamışlardı ama birinin üzerinde denemeden işe yarayıp yaramayacağını anlamak zordu.
Gülşen ve Lale onlardan hızlı ilerliyorlardı. Onlar başarsa bile herkese yetecek karışım üretemeyebilirlerdi. Erişebildikleri kadarı ile bile tüm şehir çipliydi. İşçiler dışarıdan geliyorlardı ve onları da çiplemişlerdi belki ailelerini de. Bunca konfor farkına rağmen hiç isyan etmeden çalışmaları başka nasıl mümkün olabilirdi ki. Onlar daha iyi yaşasın diye robotlaştırmışlardı insanları. Onlar da yaşamlarının çok iyi olduğuna, işlerinin çok iyi olduğuna inanıp canla başla çalışıyorlar ve kendilerini diğerlerine göre başarılı buluyorlardı. İşlerine gelenler dışındakilere çipleme yapılıp yapılmadığını bilmiyorlardı ama isyanlar devam ettiğine göre onların henüz çiplenmemiş oldukları belliydi ama bu da kontrol altına alınmak istendiğine göre, kendi miraslarını çocuklarındaki çipleri aktif ederek koruma altına aldıktan sonra sıra onlara da gelecekti mutlaka.
“İşin en kötüsü de” demişti Alper, “İnsanlar yıllara yapay zekalı robotların dünyayı ele geçirip, kendilerini yöneteceğine veya yok edeceğinden korkarken asıl tehlike kendileri olmuşlardı ve haberleri yoktu. Dünyayı kontrol etmek için robot üretmeye gerek bile kalmamıştı. Onlar yapay zekalı robot üretimlerine ve işlerini ellerinden alan robotlara bağırıp dururken kendilerini kaybettiklerini bilmiyorlardı. Robotlar sadece dikkat dağıtmak için kullanılmıştı. Kimse kendinin bir robota çevrileceğini hesaba katmamış ve katmıyordu da. Aklını oynatan onca insanın yokluk ve baskıdan öyle olduğu sanılıyordu. Elbette içlerinde öyleleri vardı ama bir çoğu çipin sinir sistemlerini mahvetmesi nedeniyle çıldırıyordu. İntihar olayları yaşam şartlarının kötülüğünden değildi aslında Gülşen’in söylediği gibi metabolizmaları çipleri kabul etmiyor ama onlarla baş edemiyordu. Gülşen ve Lale baş etmesini sağlayacaklardı, elbette çıldırmadan.
Bu arada Engin bir kaç kez mesaj atmıştı.
“Biliyorum zamanı sen söyleyecektin ama yine de uygun bir vaktin olur mu diye sormak istedim” yazmıştı ilk seferinde.
Lale ilk okuduğunda yüzüne yayılan kocaman gülümsemeyi hızla toparlayıp, “Ne kadar vaktim kaldığını ben bile bilmiyorum” demişti içinden ama ona “Haklısın ben de bir zaman ayarlamaya çalışıyorum görüşmek için. Aklımdasın” yazarak bir gülücük yerleştirmişti.
Ne olurdu normal insanlar gibi aşık olup gönüllerince yaşayabilseler sanki. Ne olurdu aklının içindekiler için değil de, kalbindekiler için yaklaşsaydı Engin’e. Olurdu, olmazdı önemli olan bu değildi ki, yaşamaktı, hissetmekti.
Ara verdikleri zamanlarda çipler yüzünden insanların kaybettikleri duyguları da konuşmuşlardı. Hiç birinin o güzel duyguları yoktu artık. Sinir sistemlerinin beslediği duygular dışında hiç bir duyguya yer yoktu. Kadınlar sistem içinde risk teşkil ettikleri için önemli görevlere hiç getirilmiyorlardı ama yine de Lale, Gülşen ve Güneş’i yetiştirmişlerdi.
“Muhtemelen bizi kobay yapacaklardı kadınlar için son bir umutla, başarabilir uyum sağlarsak bizim gibileri seçeceklerdi yine” dedi Gülşen.
“Yani insan olmayı becerebilenleri demek istiyorsun herhalde” demişti Lale.
“Düşünsene çipin aktif olsa da sonuçta Engin ile evleneceksin” diyerek gülmüştü Gülşen elinde olmadan, “Bize göre şanslı sayılırsın sonuçta ondan hoşlanıp kendin seçtin zaten”
Lale’nin yüzü düşünce, üzülmüştü söylediklerine.
“Haklısın her durumda o benim!” diyerek gülmeye çalışmıştı Lale ama çiplerin aktif olup kendini ve dostlarını kaybetmektense, Enginsiz kalmayı seçerdi elbette.
“Tam da aşkı yeni keşfederken bu bana yapılır mı ya!” diye söylenmişti sonra. Sonra Alper ve Güneş’e bakıp, “Onlar bizden akıllı çıktılar erken davranıp” diye gülümsemiş ve sonra gözleri dolmuştu.
Gülşen’in de dolmuştu gözleri ama toparlanıp çalışmaya devam ettiler. Lale bir an önce ortaya çıkan karışımı denemek istiyordu ama Gülşen kesinlikle izin vermiyordu.
“Aklını mı kaçırdın sen!” diye hiç yapmadığı şekilde sesini yükseltince şaşırmıştı Lale. Gülşen her zaman uyumlu, beklenmedik soruları soran, herkese karşı çok nazik bir kızdı. Kimse onun sesinin yükseldiğini duymamıştı o ana kadar.
“İçince de kaçırabilirim ama sen söyledin!” diyerek gülmüştü yine de.
“Kusura bakma ama şimdi bana aklın başında halin lazım. Bir de seni düzelteceğim diye uğraşamam!” diyerek ciddi ciddi konuşmaya devam edince o da uzatmamıştı şakaydı. Hepsi çok gergindi gerçekten.
“Bu çipleri yenmeyi başarırsak çok iyi bir doğum günü partisi istiyorum haberiniz olsun!” diyordu Enes, “Eğer başarırsak hayatımın en güzel doğum günü hediyesi olacak!”
“Başaracağız!” diyordu Alper ve Güneş, “Başarmak zorundayız!”
Bir hafta sonra yazılım tamamlanmış teste hazır hâle gelmişti ama her şey hâlâ çok riskliydi.
“Evet zurnanın zırt dediği yerdeyiz kimin üzerinde deneyeceğiz” dedi Enes hemen, aklındaki fikri henüz açıklamamıştı.
“Benim” dedi Alper, “Aranızda en güçlü bünyesi olan benim”
“Kesinlikle olmaz!” dedi Güneş hemen
“Birinin üzerinde denemek zorundayız, kimi gözden çıkaracağız?” diye sordu Alper ve Enes beklediği anın geldiğini hissettiği için hemen çıkardı aklındaki baklayı.
“Engin’in”
Hepsi birden dönüp ona baktı, “Konuşturmak için” dedi arkasından hemen.
“Ya konuşacak hâli kalmamış olursa” diye sordu Güneş.
“O zaman neyi yanlış yaptığımıza bakar düzeltiriz”
“Lale’ye ne diyeceğiz?”
“Soralım” dedi Enes, “Benim tanıdığım Lale razı olur”
“Nasıl yapacağız peki?”
“Bizimle tanışmak istemiyor mu? Onu buraya çağıracağız, işe yararsa zaten konuşup, anlatacak”
“Sonra da unuttururuz” dedi Alper.
Birbirlerine baktılar.
“Onu Lale’nin peşinde koşturalım ayrıca, arkadaşım mutlu olsun!” diyerek gülümsedi Güneş, “Düşünsenize ne istersek yaptırabileceğimiz bir aşık!”
“İşte kadınların içindeki asıl canavar çıktı ortaya!” diyerek güldü Enes, “Elinizden gelse hepimize yaparsınız değil mi haydi itiraf et! Kendi ağzınla yakalandın!”
“Yok yaaaa!” dedi Güneş hemen “Ne alakası var? Şaka yapıyorum.”
“Yemezler, Alper dostum işte kadınının gerçek yüzünü gördün!”
“Hadi, hadi! Bırak tatava yapmayı da sor Lale’ye bakalım ne diyecek”
“Ben mi soracağım?”
“Tabi sen soracaksın, fikir senden çıktı!”
Enes dönüp baktı Gülşen ile işine dalmış olan arkadaşına, yapmak istediği en son şeydi onu üzmek ama hepsi kabul etmişti ki şu an en iyi aday Engin’di ve ona zarar verirlerse Lale kendini hiç affetmeyecekti.
Dudaklarını ısırarak gitti Gülşen ve Lale’nin yanına.
Lale başını kaldırıp ona bakınca, halinden hemen anladı duymak istemediği bir şeyler yumurtlayacağını. Söylemekte zorlandığı zaman dudaklarını ısırırdı her zaman.
“Ne söyleyeceksin?” dedi sıkıntıyla, “Beni mi seçtiniz test için! Hazırım ben!”
“Hayır seni seçmedik” dedi Enes, “Başka birini seçtik!”
“Beni mi?” dedi Gülşen hemen
“Sen daha karışımı bitiremeden gözden çıkarılacak biri değilsin!” diye araya girdi Lale.
“İkiniz de değil!”
“Kim öyleyse?”
“Engin”
Lale bir kaç saniye susup baktı Enes’in gözlerine, Enes onun yüzünden geçip giden gölgeyi görmüş içi cız etmişti, “Yani sen onaylarsan” diyebildi sadece.
“Tamam!” dedi Lale beklenmedik bir kararlılıkla, “Ağzındaki baklayı çıkarması lazım değil mi?”
O sırada yanlarına gelen diğerleri de başlarıyla onayladılar.
“Onu buraya getirmen gerek” dedi Alper
“O iş kolay! Da, ya işe yaramazsa!”
“Yaramazsa yazılımı düzelteceğiz”
“Yani ya başka şeyler olursa demek istiyorum” dedi Lale ama hiç birinden ses çıkmayıp, gözlerini kaçırınca almış oldu cevabını.
“Tamam ne yapalım, bizden önemli değil!” diyerek iç çekti, “Ne zaman gelsin!”
“Yarın!” dedi Alper, “Yarın sen onunla buluş ve öğlen alıp buraya getir. Biz de ortamı ayarlayalım”
“Tamamdır”
“Emin misin?” diye sordu Gülşen arkadaşına bakarak, “Sen şu otları sabaha kadar halledersen belki ateşli birine dönüştürüp onu kurtarabilirsin” diyerek gülümsedi Lale ama sesi hüzünlü çıkmıştı yine de.
“Bir kaç gün sonra hazır olabilir, bekleyebiliriz” diye yanıtladı Gülşen’de aynı hüzünle.
“İkisinin de riski aynı ama onu hasta edersek evine o halde yollayamayız ve hastaneye giderse ne yaptığımızı anlayabilirler. Bu riski alamayız” dedi Alper yine ciddi ve tok sesiyle.
“Anlaşıldı” dedi Lale yeniden, “Öğlene kadar onun tadını çıkarayım bari”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.