Ertesi sabah Gülşen’in hazırladığı bahçenin etrafında Alper ve Enes’in anlattıklarından sonra derin bir sessizlik oluşmuştu. Herkesin yüzü allak bullaktı ve kafalarından binlerce düşünce ve soru geçiyordu. Ağızlarını açıp bir şey söyleyemeden öylece kalakalmışlardı. Alper ve Enes sabaha kadar uyumamışlar gözleri kan çanağı gibi olmuştu, ikisinin de kendi dünyalarında döktükleri göz yaşlarının izleri kirpiklerinde asılı gibiydi.
“Tamam her şeyi öğrendiniz” dedi Enes gergin bir sesle, Alper Güneş’e sarılmış ona güç vermeye çalışıyordu.
“Çaresiz değiliz” dedi Enes’in sesi yeniden, “Toparlanın”
“Kendimize acıyacak vaktimiz yok!” dedi Alper daha da ciddi çıkan tok sesiyle.
Lale öylece boşluğa bakıyordu hâlâ, Gülşen ağlıyordu sessizce, Güneş ise sanki her şeyden kaçmak ister gibi sokulmuştu Alper’in göğsüne. Onu ve herkesi korumak ama aynı zaman da da kendini güvende hissetmek istiyordu.
Alper’in gergin ve tok sesi hepsinin yüzlerine tokat gibi çarpınca kıpırdandılar.
Lale gözlerine dolan ama akmalarına izin vermediği göz yaşlarını eliyle silip burnunu çekti, “Tamam ne yapıyoruz?” dedi dikleşip.
Enes hemen incelediği çipi anlatmaya başladı.
“Bunu Alper, Berkay, Güneş ve ben yapmalıyız! Gülşen senin için de bir şeyler hazırladım. Bunlardan kurtulmamız gerek. İşte sana ihtiyacın olabileceğini düşündüğüm her şeyi yazdım. Kurtar bizi bu pislikten. Biz de dışarıdan kontrol edebilir miyiz ona bakalım.”
“Çipler aktif olmadığı için henüz bizi çipler aracılığı ile takip edemiyorlar” dedi Alper boğazını temizleyerek. Gülşen elindeki kağıtları büyük bir ciddiyetle incelerken, diğerleri de kendi aralarında ne yapabileceklerini konuşmaya başladılar. Lale sessizce konuşulanları dinliyordu, annesinin halini, Engin’i, hayatına dahil olan herkesin yüzü bir bir gözlerinin önünden geçiyordu.
“Ben de deneyin önce!” dedi birden başını kaldırıp, “Yani Gülşen’in karışımını ya da sizin üreteceklerinizi ben de deneyin. Bundan bir an önce çıkmak istiyorum”
“O kadar kolay değil” dedi Güneş, “Ne yaptığımızdan emin olamazsan sana da zarar verebiliriz. Şey gibi.. ” dedi sustu sonra. Alper’in annesini kastettiğini herkes anlamıştı.
“Ne fark eder ki?” dedi Lale sesinde yoğun bir öfke ve nefret vardı, “Zaten onlar bize yapacak aynı şeyi bir ay sonra, eğer bundan kurtulamayacaksak ha bir hafta ha bir ay ne fark eder. Birinin üzerinde denemeyecek miyiz sonuçta”
“Tamam önce nasıl müdahale edeceğimizi bulalım. Şimdi kafanı buraya getir, senin aklına da ihtiyacımız var.”
“Ben Gülşen’e yardım edeyim” dedi Lale toparlanıp, “O tek kaldı, siz o kısmı halledersiniz”
Alper olanları anlatırken, gördükleri bazı şeyleri daha fazla üzülmelerini istemedikleri için kendine saklayıp, bilmeleri gereken kısımları anlatmıştı sadece. Enes onun ne yaptığını anladığı için hiç bozmadı arkadaşını. Herkes yeterince sarsılmıştı zaten, fazlasını yükleyip, acılarını daha da artırmaya gerek yoktu. Şimdi hepsinin aklının başında olması gerekiyordu.
Engin’i özellikle kontrol etmişti, onun çipi de henüz aktif olmamıştı. Bu nedenle kendi kontrolünü sağlamak zorundaydı ve Lale ile konuşurken bu yüzden tedirgin olup, temkinli davranıyordu. Henüz açıklamamıştı ama çipe müdahaleyi onunki ile başlarlarsa ağzından her lafı kolayca almaları mümkün olabilirdi. Lale’ye baktı göz ucuyla onun ilk kez birinden hoşlandığına şahit olmuştu, düşündüğünü yaparlarsa Engin’e zarar verebilirlerdi ama kendilerinden birinde denemek çok daha riskliydi ve Engin kendi ağzıyla söylemezse dışarıdaki bağlantıları ya da olanları anlayabilmeleri için onun bilgilerine ihtiyaçları vardı.
Güneş, Enes’in çıkardığı notları dikkatlice inceledikten sonra bir yol olabileceğini söyleyince hepsi ona baktılar. Çabucak toparlayıp anlatmaya başladı.
Alper o konuşurken, çipler aktif olursa onu kaybedeceğini düşündü, dahası kadınlarda daha olumsuz sonuçlar veriyordu ve Güneş gibi duygusal birinin de annesi ile aynı kaderi paylaşması mümkündü. Aktif olduğunda bugünleri hatırlamayacağına bilse bile, şu an içi alev alev yanıyordu. Bu insanları öldürüp yok etmekten bile daha kötü bir şeydi ve tek amaçları dünyayı kontrol edip, konfor alanlarını korumaktı ama konfor alanı korunan kişiler de zaten bunun farkında olmayacaktı. Kadınlar birer robota dönüşüyor, ideal anne, eş ve uysal kölelere dönüşüp, saçma sapan işlerle oyalanarak mutlu hissetmeleri sağlanıyordu. Sosyal merkezin bu kadar aktif olmasının nedenlerinden biri de çiplerdi. Yetişkinler orada mutlu oldukça, çocukları da çipler aktif olmasa da ister istemez oraya yönlenip, en iyi hayatın bu olduğuna inanıyorlardı.
Onları kurucuların görevlerini devralmak için eğitmişler ve yetiştirmişlerdi. Bu yüzden bağımsız hareket etmelerine göz yumuluyordu. Çipin kontrol edemeyeceği durumlar olduğunda neler yaşanabileceğini öngörmek için buna gerek vardı. Onları en doğal halleri ile izliyorlar, raporluyorlar, kurucuların görevini devir aldıklarında oluşacak risklerin önüne geçmeye çalışıyorlardı.
Engin’in babası tam kontrol altında olmadığı için oğlunu yurt dışına gönderme fikrine sıcak bakabilmişti, kurucular da bunu kendi lehlerine kullanmaya karar verdikleri için engel olmayıp, hoş görü ile karşılıyormuş gibi yapmışlardı. Oysa kendi çocuklarının hiç biri bu özgürlüğe hatta düşünceye bile sahip değildi. İnsanları kontrol etmek için çipler olması bile gerekmiyordu aslında, yetiştirme şekilleri, özel düzenlenmiş olaylar ve alanlar onların kendiliğinden o düşünceye yönelmesine ya da yönelmemesine neden oluyordu zaten. Çipler sadece garanti altına alıyordu olması istenilenleri. Gençler gibi birden bire uyanıp da sorgulamaya başlamalarına engel oluyordu. Yirmi beş yaşlarına gelmeden sorgulayabilmeleri onlara tanınan özgürlük sayesinde olmuştu. Onları nasıl yöneteceklerini çözmek için karakterlerinin özgürce gelişmesine izin vermişlerdi. Aslında bir arada bir arkadaş grubu haline gelmeleri bile bir projeydi düşününce. Belki de kendiliklerinden gelmemişlerdi bir araya onlar öyle sansa da. Diğerlerinden farklı hissettikleri başka şeyler istedikleri için yakınlaşmışlardı. Kendileri gibi olana tutunmuşlardı ister istemez.
Neyin proje, neyin olmadığını anlamak gerçekten zordu düşününce. Birbirlerine duydukları sevgi ve bağlılık gerçekti hepsi bunu biliyorlardı. Belki de son normal şehir insanları olacaklardı bu yüzden. Kurucular ve onlar hariç kendini yaşamasına izin verilen başka hiç kimse yoktu.
Hepsi ellerindeki işe odaklanırken, Güneş Alper’in yanına gitti sessizce ve sarıldı. Alper incelediği kağıttan başını kaldırıp baktı ona, “Ne oldu?” dedi gülümseyerek.
“Belki de annenden sonra baban Zuhal’i korumak istemiştir” diye fısıldadı Güneş onun gözlerine bakarak.
“Kalbinde öyle bir sevgi kaldığına inanıyor musun? Annemi feda etmiş”
“Onlar ve biz kontrol edilmiyoruz. O bir insan. Kötü şeyler yapmış, kötü şeylere inanmış ama bak kardeşini korumuş yine de!”
“Beni feda etmiş” dedi Alper içini çekerek, “Aslında senin güçlü olduğunu bildiği için sana güvenmiş. Hepimize bir şekilde güvenmişler yani. Bu şehirde bizden daha iyileri olduğuna eminim ama yine de bizi seçmişler değil mi?”
“Haydi işimize bakalım” dedi Alper gülümseyerek, “Beni rahatlatmak zorunda değilsin şimdi”
“Seni rahatlatmak için söylemiyorum” dedi Güneş aynı sevecenlikle “Seni sevdiğim için söylüyorum” diyerek yanağına bir öpücük kondurup, işinin başına geçti.
Berkay ve Enes kafa kafaya vermişler dalıp gitmişlerdi yine.
Alper gülümseyerek baktı elindeki kağıda, Güneş ile göz göze geldiler yeniden. O da gülümsedi. İkisinin içindeki sıkıntılar kısa bir süreliğine dağıldı ve yeniden başlarını eğdiler.
Gülşen ve Lale çoktan çalışmaya başlamışlardı. Lale biraz anlıyordu onun yaptığı işlerden, beraber çok vakit geçirmişlerdi. Çipler doğrudan sinir sistemine yerleşiyordu bu yüzden dışarıdan müdahale etmeyi denemek daha fazla riskli olabilirdi ama eğer onu sinir sisteminden atacak bir yol bulurlarsa, yani metabolizmayı onun bir zararlı olduğuna ikna ederlerse mücadele başlardı. Ancak bu mücadele kolay değildi, ateş, kusma, bulantı daha bir sürü yan etkisi olacaktı yine de birinin sinir sistemine zarar vermekten daha az riskliydi.
“Ne kadar sürer sence?” diye sordu Lale, “Yani zamanımız daraldı, metabolizma ne kadar mücadele eder sence?”
“Bunu söylemek zor kişiden kişiye değişir” dedi Gülşen, “Güçlü biriysen…” diyerek göz ucuyla Alper, Enes ve Berkay’ı gösterdi “…daha kısa sürebilir.”
“Yani işi zor olan yine biziz öyle mi?”
“Maalesef ama önemli değil, metabolizma onu düşman gördüğü andan itibaren çip kontrolü kaybedecektir, yani o ilk anın ne zaman olduğu önemli, ne kadar süre süründüreceği değil!”
“İyi bari!” dedi Lale ve çalışmaya devam ettiler.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.