Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 23

Lale o gün ayrılmadan önce Güneş ile sohbet etti biraz. Güneş onun için zor bir karar olduğunu biliyordu herkes gibi ve sarılıp arkadaşına destek vermek istemişti. Sonra diğerleri de gelip sarıldılar ona.

“Size güveniyorum” dedi Lale duygulanmıştı iyice, “Kırk yılın başı birini buldum adamı telef etmeyin”

Gülümsediler hep birlikte ve ayrıldı Lale yanlarından.

Sessizce biraz daha çalışıp, diğerleri de döndüler evlerine. Sabaha kadar tedirgin ve hüzünlü dakikalar bekliyordu hepsini.

Engin buluşacaklarına çok sevinmişti Lale’den haber alınca. Yine sosyal merkezde buluşacaklardı ama Engin gelip onu evden almak istedi ilk sefer olduğu gibi.

Kapıyı açıp onun yüzünü görünce, içine bir sancı girdi Lale’nin ama belli etmedi. Onu atölyeye götürene kadar soru sormayacak, güzel vakit geçirmeye, onu tanımaya odaklanacaktı daha çok. Onun için planlarını bilse yine böyle tatlı tatlı gülümser miydi acaba.

İkisini de bunaltacak sorulara girmeden keyifle sohbet ettiler bir kaç saat.

“Sana bir sürprizim var bu gün” dedi Lale sonunda, zaman gelmişti, “Seni arkadaşlarımla buluştuğumuz gizli yerimize götüreceğim”

“Sahi mi?” dedi Engin heyecanla, “Gizli bir yeriniz olduğunu tahmin ediyordum. Bana güvendiğini mi anlamalıyım bundan?”

Lale’nin az kalsın gözleri dolacaktı, tuttu kendini.

“Tabi, niye güvenmeyim” diyerek gülmeye çalıştı ve beraber atölyeye doğru yürümeye başladılar.

“Hep uzaktan izledim sizi ve özendim aslında, şimdi beni de aranıza almayı kabul etmenize de çocuk gibi heyecanlandım” dedi Engin bu kez.

“Yapma! Sandığın kadar özel değiliz, sadece sakin bir yerde vakit geçiriyoruz”

Atölyeye vardıklarında her şey hazırdı. Önce Engin’e fark ettirmeden bir tarama yapmaları gerekiyordu. Bunun için de Engin’in en az on dakika onların belirlediği yerde oturması gerekiyordu. Tanışma faslında sonra kalan tek boş koltuğun Engin için seçtikleri olması için hızla yerlerine geçtiler. Engin biraz afalladı bu hallerine ama aralarına yeni girdiği için gülümseyerek geçip oturdu doğru koltuğa.

“Herkesin yeri bellidir burada!” dedi Lale onun yüzündeki ifadeyi fark edince, “Olay çıkar başkası oturursa! Aramızda bir şey işte!”

“Burası da benim yerim o zaman!” dedi Engin koltuğun kenarlarına ellerini koyarak.

Onu konuşturup meşgul etme işi Enes, Gülşen, Lale’deydi. Alper ve Güneş biraz işleri varmış gibi taramayı başlatacaklardı.

Sohbet ilerlerken tarama sonuçları tek tek ekrana dökülmeye başladı.

“Bu ne böyle?” dedi Güneş ekranı göstererek.

İkisi birden eğilip baktılar, “İki tane görünüyor!” dedi Alper’de şaşkın şaşkın.

“Evet biri aktif, diğer değil!”

Birbirlerine baktılar, “Bence tarama sisteminde bir hata var. Enes baktı dosyasına onun bir çipi var ve aktif değil” dedi Alper

“Emin misiniz?”

“Evet, elbette eminiz bende gördüm fotoğrafını çekmiş”

“Tamam o zaman bu kısmı gözden geçirelim” dedi Güneş ve tarama tamamlanınca gelip oturdular diğerlerinin yanlarına ve gözleriyle taramanın tamamlandığını işaret ettiler. Onu biraz daha konuşturup, sonra asıl yazılımı devreye sokacaklardı.

“Burası gerçekten sosyal merkezden çok farklı ve güzelmiş. Sizi kıskandım” diyordu Engin o sırada, “Yapaylıktan uzak, sakin bir yer”

“Yapaylıktan uzak doğru” dedi Enes elinde olmadan, “Güneş sağ olsun ayarladı burayı bize, takılıyoruz.”

“Merak etmeyin kimseye söylemem” dedi Engin neşeyle ve ikram edilen içeceğinden bir yudum aldı. Lale hemen onun yanında oturuyordu.

Onun yabancılığını atıp, iyice rahatladığını fark edince Alper ve Güneş yeniden kalktılar. Herkesin yüreği ağzındaydı ama yüzlerine astıkları gülümsemeyle örtbas etmeye çalışıyorlardı. En çok da Lale kaygılarını saklamaya çalışıyor ve anlamasın diye Alper ve Güneş’i gözleri ile takip etmemeye çalışıyordu.

Güneş’ten işaret gelince “Yurt dışında okumuşsun Lale biraz bahsetti, biz de seni merak ediyoruz doğrusu” diye sordu Enes.

“A bunaltmayın ama arkadaşımı” dedi Lale gülerek.

“Hayır sorun değil!” dedi Engin, çipinin aktifleştiğinden haberi bile olmamıştı. Lale’ye anlattıklarını anlatmaya başladı önce ama sonra bu yurt dışına çıkma meselesinin önemli oluşundan ve gelecekte babasının onu kurucuların arasına sokmak istediğinden bahsetmeye başladı. Sonra dışarıda gördüklerini anlattı. Sadece burada değil, sistem her ülkede uygulanıyordu ve küresel bir ağ oluşturulmuştu. Ülkeler hem iş birliği yapıyor hem de kendi sistemlerini diğerlerinden korumaya çalışıyorlardı. Yani hem ortaktılar hem de rakip. Sözde dünyada barış ve düzen için uygulanıyordu ama yine de herkes biliyordu ki birileri tüm sistemi kendi lehine kullanmayı deneyebilir.

“Yani sen çipleri biliyordun öyle mi başından beri?” dedi Gülşen

“Evet tabi biliyordum. Yurt dışına çıkanlara sistem anlatıldı. Ama bu çok gizli bir bilgi, kendi çiplerimiz aktif olana kadar bundan bahsedemeyiz.”

“Peki çipin yüzünden kontrol edileceğini bilmek seni korkutmuyor mu?”

“Hayır bunu toplumun iyiliği için yapıyoruz, bu hepimizin görevi, sorumluluk.”

“O zaman neden gizleniyor, sence herkes bu sorumluluğu almaya gönüllü olmaz mı?” dedi Enes.

Engin Alper ve Güneş’in yazılımının kontrolünde olduğundan duygusal tepkiler üretmeden açıkça söylüyordu bildiklerini ve düşündüklerini.

“Hayır siz olmazsınız mesela. Yani aykırısınız biraz kabul et. Daha şimdiden toplumun dışında olmayı seçiyorsunuz”

Lale gözlerini kocaman açmış ona bakıyordu, “Yani sen benim aykırı olduğumu mu düşünüyorsun? Benden hoşlandığını sanıyordum”

“Hoşlanıyorum” dedi Engin saf saf, “Hatta hayranım sana!”

“Ama yine de beni yok edecek bir sisteme karşı değilsin.”

“Sen yok olmayacaksın ki, sadece tüm bu özelliklerin daha iyi bir amaca hizmet edecek”

“Öyle de sevebileceksin yani beni?”

“Elbette seni zaten tanıdım öyle değil mi? Duygularım gerçek şimdi, neden değişsin o zaman geldiğinde”

“Çipler ya senin duygularını da elinden alıyorsa?” dedi Güneş bu defa.

“Öyle olmadığı söylendi, sadece hata yapmamızı engelleyecek, toplum adına hatalı kararlar vermemizi. Duygularımızı kontrol edemeyecek ki”

O anda tüm tedirginliği, kaygıları, utancı, sırları açığa çıkarılmış birinin gerçekten saf saf inanarak söylediği bu cümleler içlerini acıttı hepsinin.

“Çiplere gerek bile yok aslında!” dedi Enes yine, “Baksanıza”

“Çipler riskleri yok etmek için” dedi Engin.

“Her neyse bu uluslararası bir ağ diyorsun yani öyle mi?”

“Evet öyle, uluslararası. Çipler burada üretilmiyor hepsi Almanya’dan dağılıyor.”

“Almanya mı?”

“O halde Almanya bir gün dünyayı ele geçirmek isterse bunu kolayca yapabilir” diye cevapladı Berkay.

“Hayır öyle değil. Çipler orada üretilmiyor, oradan dağılıyor. Üretim birden çok aşamada farklı yerlerde yapılıyor. Her ülke kendi ürettiği parçayı biliyor. Birleştirme bile apayrı bir yerde yapılıyor ve Almanya’dan dağıtılıyor sadece. Almanya üretim zincirinde değil, üretim zincirinde olan ülkeler aynı zamanda yapay zeka çiplerini üreten ülkeler”

“Bizim hiç şansımız yok bu alemde!” dedi Enes.

“Bu yüzden bizim yurt dışına gitmemize izin verildi. Hem işbirliğini sıkılaştırmak hem de burada çip üretimlerini başlatabilmek için”

“Bu konuda eğitim mi aldın sen?”

“Evet aldım. Çipim aktif olunca, parçalar gönderilecek ve biz de kendi çiplerimizi üreteceğiz, yani birleştirip kullanacağız aslında ama bu bile büyük gelişme değil mi? Kendi versiyonlarımızı üretebiliriz böylece en azından. Burası biraz sıcak mı oldu?” diyerek içeceğinden bir yudum daha aldı sonra.

Lale, endişeyle makinanın başındaki Güneş’e baktı.

“Bu kadar yeter” diyordu gözleri. Alper başıyla onayladığı sırada, Engin’in yüzü kızarmaya arkasından nefes alamaz gibi boğazını tutmaya başladı.

“Güneş kapat!” diye bağırdı Lale hemen ve ayağa kalkıp, Engin’i tuttu, “İyi misin? Nefes al!”

“Ne oluyor?” dedi Enes, hepsi birden Engin’in başına toplanmıştı. Alper çipi kapatalı beş dakika geçmiş olmasına rağmen Engin giderek kötüleşiyordu.

“Buna neden olmaması gerekir” diyordu Güneş hepsi şaşkındı.

Gülşen hızla yerinden fırlayıp kendi üretim alanına koştu ve biraz sonra elinde içinde yeşil renkli bir sıvı olan küçük şişeyle koşarak geldi.

“İçir şunu!” dedi Lale’ye uzatarak.

“Ne bu?” dedi Lale korkuyla

“İçir rahatlaması için!”

Alper ve Berkay, Engin’in başını tutarken o da yavaş yavaş ağzına damlatmaya başlattı şişeyi.

“İç hadi lütfen, lütfen!” diyordu Lale endişeyle.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın