Elvan hanım kızıyla konuştuğu gibi Engin’in annesine çocukların buluşup birbirlerini tanımasının iyi olacağı konusunu açmıştı. Lale o akşam eve erken döndüğünde, annesi hemen Engin’in ertesi gün onu kahve içmeye davet ettiğini söyledi. Elbette bunu kendisi yapmak istemişti ama gün içinde Lale’ye erişemediklerinden Elvan hanım söylemek zorunda kalmıştı. Lale’nin annesinin hiç beklemediği bir şekilde “Harika!” diyerek sevinç göstermesi kadıncağızı iyice şaşırttı.
“Sonunda aklının başına gelmesine seviniyorum. Artık şu arkadaş grubundan biraz uzaklaşıp, hayatını düzene koyman gerekiyordu”
“Tabi” dedi Lale, keyifle gülerek, “Benim de amacım hayatımı daha iyi hale getirmek zaten”
“Bu üzerindekilerle gitme lütfen” diye ekledi annesi onun saç örgülerine dokunarak, “Biraz daha hanımefendi gibi görünsen iyi olabilir”
Lale annesinin keyfini bozmasını istemediği için “hı-hı” diyerek geçiştirdi konuyu ve hemen odasına gidip, Engin’in sosyal medya hesaplarını incelemeye başladı. Bu çocukla önce onun ilgisini çekecek şekilde bir sohbet kurmalıydı, neleri seviyor, nelerle ilgileniyor ip ucu aramaya başladı.
“Aslında da hoş çocukmuş” diyordu kendi kendine Engin’in fotoğraflarına bakarak, “Acaba bu cehennemden çıkabilmek için ne tür bir ayrıcalığın var” diye ekledi hemen arkasından.
Alper, Güneş ve Gülşen bütün öğleden sonra nano çiplerin varlığını nasıl tespit edebileceklerini, edebilirlerse de nasıl kurtulabileceklerinin yollarını tartıştılar. Enes ve Berkay’da harıl harıl telsiz üzerine çalışıyorlardı. Babaların buluşma yerinin aranması konusuna biraz ara vermek zorundaydılar çünkü orayı bulsalar bile şimdi üzerinde çalıştıkları konularda daha iyi bir sonuç alamayacaklardı.
Engin daha önceki ziyaretlerinde Lale’nin davranışlarından cesaret alamadığı için şaşırmıştı buluşma isteğine ama mutlu da olmuştu. Ailelerin istemesinin ötesinde, Lale ve arkadaşları onun her zaman ilgisini çekiyordu. Diğerleri gibi belirli bir rutinin içinde, birbirinin kopyası davranışlar sergilemiyor. Herkesin büyük bir memnuniyetle dahil olduğu sosyal merkezlerdeki sıradanlıklardan uzak duruyorlardı. Neler yaptıklarını, nerede vakit geçirdiklerini bilmiyordu ama en azından sahip olduğundan daha renkli bir dünyaya adım atabileceğini düşünüyordu.
Engin’in babası Ufuk bey şehirde önemli bir göreve sahipti ama Lale ve diğerlerinin babası gibi, kurucuların arasında değildi. Onların yürüttükleri işlerin de dışında tutulduğundan olan bitenden haberi yoktu. Oğlunu yurt dışında bir eğitime göndermeye karar verdikleri zaman başlangıçta biraz tepki ile karşılaşmışlar ve kararlarının doğruluğunu sorgulamak zorunda kalmışlardı. Ufuk beye göre oğlunun yurt dışında elde edeceği kazanımlar şehirlerinin daha gelişmiş olmasına katkı sağlayabilirdi. Burada kendi kuralları ile kapalı bir sistemin içinde yaşamlarını sürdürüyorlardı uzun zamandır. Gençlerin bu sistemi daha ileri taşıması ve diğer ülkelerdeki sistemli yapılanmalardan haberdar olarak gelmesi onlar için avantaj sağlardı. Elbette kurucular da bu yapılardan haberdar ve iletişim içindeydiler ama yeni neslin gelişmesi mevcut kurucuların ortaya koyduğu yapının korunmasından ziyade geliştirilmesine de hizmet edilmeliydi. Dünyanın hemen her yerinde kendi şehirlerine benzer yapılanmalar, benzer aile sistemleri vardı. Onlar için halkın genelinin yaşadığı ortam içinde var olmak veya konfor alanlarını korumak imkansız hâle gelmişti. Dünya da giderek belirginleşen bu sınıf ayrımı da yönetimleri oldukça zorluyordu. Bu nedenle ortaklaşa yapılan fikir alışverişleri ile dünyanın genelinde yaşanan bu soruna bir çözüm aranıyordu. Bu çözüm toplantıları gizli olarak gerçekleşiyor, uygulamaya konulmasına karar verildiğinde yetkililere dosyalar halinde gönderilerek açıklanıyordu. Dosyalarda ortaya konulan kararlar yetkililerce inceleniyor, her şehrin kendine özgü uygulama şekli belirleniyor ve daha sonrada şehir halkına duyurularak bundan sonra geçerli olacak uygulamalar anlatılıyordu.
Ufuk bey de bu uygulayıcılardan biriydi. Kurucu olmasa da oğlunun kuruculardan görevi devralacak yeni neslin içinde yer alabileceğine inanıyordu. Yurt dışında okumasını desteklemesinin nedeni de buydu. Lale ile oğlunun arasında gerçekleşecek bir evlilik de onları bu amaca bir adım daha yaklaştıracaktı. Engin bu ailelerden birine doğrudan dahil olacak, Lale’nin sahip olduğu olanakları kullanacak duruma erişecekti. Lale’nin de diğer kadınlar gibi sosyal hayatın içinde kalmayı tercih edeceği açıktı. Bu durumda Arda bey ile doğrudan çalışacak kişi Engin olacaktı.
Engin babası kadar hırslı değildi ama şehirde yurt dışında okuma imkanına sahip olan çok az insandan biri olarak kendini diğerlerinden ayrı görüyordu. Eğitimi için gitmeden önce mutlu ve harika bir hayatları olduğunu düşünürken, geldikten sonra bakış açısı tamamen değişmişti. Ufuk beyin oğlunu yurt dışında eğitime gönderme kararını kuruculara sunmasının ardından bir kaç aile daha seçilerek onların çocuklarına da yurt dışı eğitim imkanı tanınmıştı. Ufuk bey de bu kararının kurucular tarafından olumlu görülmesinden büyük mutluluk ve gurur duymuştu. Tüm şehrin geleceği sadece kurucu ailelerin çocuklarına emanet edilecek değildi. Aralarında en yetkin olanlar hangi aileden gelirse gelsin bu sorumluluğu alabilirdi.
Ertesi gün Lale’yi almaya gittiğinde, Elvan hanımın kızının saçlarının yine örgülü ve her zaman ki kıyafetlerini giyinmiş olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu. Akşam babası ile de konuşmuşlar, Engin’in gelecekte olması muhtemel sosyal statüsüne uygun bir giyim tarzı geliştirmesi gerektiğini düşünmüşlerdi. Bu zamana kadar her dediklerine karşı gelip, arkadaş grubu ile kafasına göre takılıp duran Lale’nin bundan sonraki hayatı için artık daha ailesine yakışır bir tutum sergilemesini bekliyorlardı.
“Anne benim doğal halim bu zaten beni defalarca gördü! Sence de çok yapmacık olmaz mı değişik görünmeye çalışmam! Ayrıca bu giyim tarzından hoşlanmıyorsa kendisi söyleyebilir, siz niye karışıyorsunuz!” diye söyleniyordu Lale, Engin kapıyı çaldığı sırada.
Elvan hanım yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirip açtı kapıyı, “Hoş geldin Enginciğim!” dedi büyük bir sevecenlikle ki Lale annesinin normal halinin asla bu kadar sevecen olmadığını bildiği için sahteliğinden utandı.
“Hazırım çıkabiliriz” diyerek girdi araya hemen ve annesine tıpkı onunki gibi sahte bir gülümsemeyle bakıp, Engin’in yanına dışarı çıktı ve kapıyı da arkasından çekti.
“Buluşmayı kabul etmene çok sevindim” dedi Engin, “Açıkçası son görüşmeden sonra bunu beklemiyordum”
“Haklısın” dedi Lale bu defa gerçekten gülümseyerek, “Seni ilginç buluyorum aslında!”
“Sahi mi? Neden?” dedi Engin şaşkın şaşkın, sosyal merkeze doğru yürürlerken
“Neden mi? Yurt dışında okumuş, dünyayı görmüş birini kim ilginç bulmaz ki?”
“Tek nedeni bu mu?”
“Hayır tabi ki değil, sorduğun için aklıma ilk o geldi. Yine de gördüklerini, öğrendiklerini çok merak ediyorum. Çocukken buradan kaçma planları yaptığımı biliyor muydun?”
“Kaçmak mı? Hayır bilmiyordum tabi ki?” diyerek güldü Engin, “İyi ki kaçmamışsın yoksa seni tanıyamazdım”
Lale mahcup bir gülümseme takındı yüzüne “Hiç fena değilmişsin” dedi içinden ve sonra ona dönüp, “Beni kaçırmayı düşünürsen hâlâ aynı şeyi istiyorum” dedi cilveli bir sesle.
Engin nazikçe gülümsedi, “O halde kaçış planlarına hemen başlayabiliriz, ben de pek memnun değilim açıkçası!”
Sosyal merkeze varınca, boş bir masa bulup oturdular beraber. Lale’nin yapmacıksız samimiyeti çok hoşuna gitmişti Engin’in. Oturur oturmaz hayatları hakkında derin bir sohbete giriştiler, Lale için bile beklediğinden fazlasıydı bu sohbet, saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadı bile.
Alper, Gülşen ve Güneş sabah atölyede buluşmuşlardı yine. Enes ve Berkay işleri hızlandırmak için bir süre gelmemeye karar vermişlerdi. Nanoçipler Güneş’in kendi projesine de yakın bir konu olduğu için sanki onunla ilgileniyormuş gibi atölyede çalışabileceklerine karar vermişlerdi beraber. Gülşen ise onlar çalışırken yine bitkileri ile ilgilenecek, böylece atölye her zaman ki gibi kullanılıyor izlenimi de vereceklerdi. Lale öğlene kadar gelmeyince, onun Engin ile buluşmuş olabileceğini tahmin ettiler ama yine de merak ettiler. Güneş aradığında, Lale, Engin’in heyecanla anlattığı yurt dışı anılarını dinliyordu. Telefonu doğrudan meşgule atıp, “İş başındayım, Engin’le!” yazdı hızlıca ve gülümseyerek devam etmesi için yine Engin’e döndü. Engin onun sohbet sırasında gelen telefonu meşgule atmasından hoşlanmış, heyecanla anlatmaya devam etmişti. Tabi babasının ona anlatması için koyduğu sınırlar kadarını, ileride kuruculardan görev devralmak istiyorsa, her değerlendirmesini anlatmaması gerekiyordu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.