Berkay ve Enes nefeslerini tutarak izlediler karanlıkta ilerleyen gölgeleri. Görünen dokuz kişi vardı ama bu kadar uzaktan yüzlerini seçmek pek mümkün olmuyordu. Ortada yürüyen üç kişinin etrafında yürüyen altı kişinin sürekli etrafı kolladığına bakılırsa tedbirli olma ihtiyacı duyuyorlardı. Onlar biraz ilerledikten sonra arkadan beş kişilik bir grup daha geldi. Arkasından üç kişi daha. Tam olarak nereden geldiklerini anlayamamışlardı ama ayaklarının altında çıtırdayıp duran yapraklar yüzünden kıpırdamadan ve konuşmadan izlemeye devam ettiler. Grup parçalar halinde gözden kaybolunca, “Takip mi edelim?” diye fısıldadı Berkay.
“Hayır bence nereden geldiklerine bakalım?” diye yanıtladı Enes fısıldayarak.
“Ya başkaları da varsa? Biraz daha bekleyelim ya da takip edelim, sonra da gelip nereden gelmiş olabildiklerine bakarız!”
“Tamam! Yürü!” dedi Enes aniden ve gidenlere kendilerini belli etmeden uzaktan takip etmeye başladılar. Kalabalık bir yerden mi geliyordu, bir yere mi gidiyordu pek de emin olamamışlardı henüz.
Onlar yola varana kadar takip ettiler, sonra her birinin kendi arabalarına binişlerini izlediler. Araçlar onlar binmek üzereyken ışıklarını yakınca, farlar yüzünden parlasa da, kendi babalarını seçebildiler.
“İşte yakaladık sizi!” diye hırladı Enes sessizce. Arabalar karanlıkta kaybolup gidinceye kadar kıpırdamadılar.
“Sence başkaları da var mı?” diye sordu Berkay.
“Herkes tam göremedim ama biz yine de dikkatli olalım. Nereden geliyorlar bu saate bunlar? Lale haklıymış, buralarda gizli bir başka yer daha olmalı!” derken çoktan onları ilk geldikleri yöne doğru yürümeye başlamıştı Enes.
Geride başkalarının olabileceğini düşündükleri için doğrudan adamların yürüdüğü alana çıkmadan, ağaçların arasından geldikleri yöne doğru yürüdüler. Bir bina varsa zaten uzaktan da görebilirlerdi. Yarım saat kadar dolaştılar ama bir bina göremediler.
“Nereden çıktı bunlar, mutlaka bir yer olmalı!” dedi Berkay
“Acaba daha mı ileride?”
“Sınırda mı?”
“Belki sınırın da dışında!”
“Yok canım kendilerini böyle bir riske attıklarını sanmıyorum!”
“Ne riski ya görmedin mi koruma ordusu ile geziyorlar. Her ne karıştırıyorlarsa bu yanlarındaki adamların da haberleri var demek ki!”
“Bence yarın gördüklerimizi herkese anlatalım, hep birlikte bir plan yapıp bu bölgeyi arayalım”
“Eve mi döneceğiz şimdi, bu kadar yaklaşmışken?”
“Görmedin mi hepsi eve gidiyor, biraz daha geç gidersek hesap soracaklar!”
Enes dudaklarını ısırdı sinirle, kalıp o yeri bulmak istiyordu ama Berkay haklıydı. Eve gidip babası ile sorun yaşamak istemiyordu.
Mecburen eve döndüler ikisi de.
“Nerede kaldın bu saate kadar?” dedi Soner beyin otoriter sesi Berkay eve girer girmez.
“Arkadaşlarla lafa dalmışız!”
“Yine ağustos böceği gibi çalıp eğlendiniz mi?”
“Hayır görmüyor musun yanımda gitar falan yok!” diye çıktı Berkay’ın ağzından gergin bir sesle. Hâlâ on yaşında bir çocukmuş gibi konuşulmasına gıcık oluyordu artık, atölyede konuştuklarından sonra da kafası iyice karışmıştı.
“Fazla dikkat çekiyorsunuz, bu konuda seni defalarca uyardım” dedi Soner bey bu kez.
“Herkesten başka bir şey yapmıyoruz, niye dikkat çekelim. Uykum var izniniz olursa gidip yatacağım!”
Soner bey gergin bir şekilde odasına giden oğlunun arkasından baktı bir süre, Doruk beyin toplantıda tam olarak ne kastettiğini anlayamamıştı ama oğlu ve arkadaşlarının şehirdeki diğer çocuklardan farklı olduklarını o da biliyordu. Bu yüzden kendi çocuklarını seçmişlerdi zaten. Şimdilik onlarla aynı fikirde olmasalar bile nasılsa yakında olacaklardı. Yine de projenin içinde kendi çocuğunun adı kötüye çıksın istemiyordu. Onları bu gün için hazırlamışlardı ve Berkay’ın zekasından ve yapabileceklerinden şüphesi yoktu. Onların nesli işi devraldığında birinin lider olması gerekiyordu. Ferhat bey şimdilik liderdi ama Alper özellikle annesinin ölümünden sonra çok pasif kalmıştı, Güneş ile yaşadıkları ilişkiye de şimdilik göz yumulduğunu bilmiyordu elbette. Doruk bey kızının lider olabileceğini düşünüyordu buna şüphesi yoktu ama bir kadın böyle bir projeye lider olamazdı. Enes zaten kontrolü çabuk kaybediyordu lider olamazdı. diğer kızları hesaba katmıyordu bile, babaları gibi onlar da pasifliği seçeceklerdi muhtemelen. Bir mimarın lider olması için hiç bir gerekçe olamazdı, Olgun beyin kızını o mühendisle evlendirme çabasının kızı olmasa da damadını lider yapabileceği düşüncesinden kaynaklandığını düşünüyordu ama o çocuk proje kapsamında bile değildi, dışarıdan başarılı ve parlak görünmesi ona güvenebilecekleri anlamına gelmiyordu. Kızlar bu yüzden lider olamazdı, onlar dışarıdan adamlarla evlenip, onları işin içine dahil etmek isterlerse tüm düzen bozulabilirdi. Gülşen’in aklı fikri otlardaydı, onu bu projeye dahil etmek bile anlamsızdı ona göre. Geriye tek aday Berkay kalıyordu. Şimdilik göz yummak zorunda kalsa bile oğlunun her şey bu kadar yaklaşmışken diğerlerine uyup hataya düşmesini istemiyordu.
Uygulamanın tarihini öne almak en azından Berkay’ın hataya düşme olasılığını azaltacağı için seviniyordu. Bir an önce uygulamaya geçilip testler olumlu sonuç verdikten sonra bu grup dağılmalıydı. Daha da doğrusu onların yerini almaya hazırlanmalı ve bu ağustos böceği saçmalığından çıkmalıydılar.
Berkay odasına gittiğinde öfkesi içinde daha da büyüyordu. Enes proje kağıdını ilk bulduğunda konu eskiden kalma belki yarım bırakılmış bir uygulamaydı. Tamam hepsi bir şeyler olup olmadığının peşine düşmüş, hayatlarına biraz heyecan katıldığını düşünmüşlerdi aslında daha çok. En azından Berkay işin o kısmında görüyordu kendini. Konuştukları düşündükleri hiç bir şeyde bir yere varmıyordu zaten ama bu gece gördükleri onu tedirgin etmişti. Belki de çok alakasız bir şey için bir aradaydılar belki gizli bile değildi. Onlar gecenin karanlığında peşinde oldukları şeye kanıt olduğuna inanmak istemişlerdi bilmiyordu ama yine de hepsini bir arada tam da gizli bir toplanma yeri ararken görmüş olmaları ve onca koruma ve kontrolle karanlıkta hareket etmeleri hiç de iç açıcı değildi. Normal bir iş toplantısı için her şey fazlasıyla tuhaftı. O kağıda imza atan herkesin de bu gece orada olduğuna emindi.
Eve dönerlerken Enes “Yarın ezilmiş otları takip eder nereye kadar gittiğini buluruz” deyip durmuştu. Onca adamın basıp geçtiği otlar bir anda toparlanıp eski haline gelmezdi. Mutlaka bir patika oluşmuştu bu yürüyüşten. Yolda sonlandığını bildiklerine göre nereden geldiklerini de bulabilirlerdi. Hatta bir ara ben dönüp bakayım diye tutturmuştu tek başına ama Berkay onu eve gitmesi konusunda ikna etmişti. Sürekli dışarı çıkıyorlar, birlikte vakit geçiriyorlar ama genelde eve bu kadar geç dönmüyorlardı. Eğer bir şeylerin peşinden gideceklerse, her zamankinden daha az dikkat çekmek zorundaydılar. Babasının da eve gelir gelmez “Çok dikkat çekiyorsunuz” demesinde bir ima sezinlemişti. Aslında bütün vakitlerini atölyede geçirerek nasıl dikkat çekiyor olabilirlerdi? Babası öylesine mi söylemişti bu sözleri yoksa tam da yaptıkları o gece toplantısının ardından bir şeyler konuşulduğu için mi vurgulamıştı.
Her şeyi kontrol altında tutmaya bu kadar meraklıyken gerçekten onları atölyede başı boş bırakacak kadar dikkatsizler miydi?
“Allah kahretmesin!” dedi sonra kendi eliyle başına vurarak, “Ya biz kendimizi gizli yerimizde güvende hissedersek, yine güdülmüş ve oraya yönlendirilmişsek? Ya sandığımız kadar gizli değilsek?”
Sabaha kadar düşündü durdu. Paranoya mı yapmaya başlamıştı olanlardan sonra yoksa atölye onlar için kurulmuş bir tuzak mıydı? Tamam da niye?
Güneş babasının kullanmadıkları bu atölyenin yerini kolayca öğrenmiş, anahtarını kolayca ele geçirmişti. Onlar da kendilerine ait bir yer buldular diye sevinip, hiç sorgulamamışlardı. Madem bu atölyede böyle gizli planlar, sözleşmeler yapılmıştı zamanında kendi güvenlik sistemi de olması gerekmez miydi? Her şey çok kolay olmuştu, anahtarı alıp iki – üç yıldır kimse görmeden ve fark etmeden gidip geliyorlardı. Üstelik tüm şehirde kameralar vardı ve onların gün içinde hiç bir kamerada görünmeyip ortadan kayboldukları aşikardı ve kimse de nereye kayboluyorsunuz diye sormuyordu, babası da bir şeylerin peşine düştüklerinde “Çok dikkat çekiyorsunuz?” demişti, hem de onları enselediklerini sandıkları o gece.
Sabaha kadar düşündüklerinin paranoyakça olduğuna karar verdi bir, bir kontrol altında tutulduklarına bir türlü çıkamadı işin içinden. Her şeyden şüphelenen bir manyağa dönüştüğünü düşünmeye başladı iyice.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.