Güneş’in babası Doruk beyin çekmecesinden çıkardığı telefonla gönderdiği mesajdaki toplantının günü gelmişti. Tüm katılımcılar buluşma salonuna gelmiş, Doruk beyin söyleyeceklerini dinlemeye hazır halde bekliyorlardı.
Doruk bey herkesin hazır olduğunu anlayınca, önündeki küçük mikrofona doğru eğildi ve hemen arkasına yer alan projeksiyon perdesine sunumunun kapak sayfasını açtı. Salondaki herkes sessizleşmiş, söylenecekleri dinlemeyi bekliyordu.
“Size son gelişmeleri anlatmak için bu günü planladığımı biliyorsunuz. Deneylerin başarı yüzdesi doksanın üzerinde. Ancak bundan bahsetmeden önce konuşmamız gereken önemli bir başka konu olduğunu düşünüyorum”
Herkes merakla birbirine baktı büyük toplantı masasında, Doruk bey bu toplantılarda proje ayrıntılarından başka konulara girmezdi. Ferhat bey ile Doruk bey göz göze geldiler, Ferhat bey başıyla onu onaylayınca Doruk bey yeniden konuşmaya başladı.
“Görünüşe göre” dedi Doruk bey sonra bir kaç saniye durdu, “Çocuklarımız sandığımız kadar aptal değiller”
Masada ufak bir uğultu dolaştı ve sustu.
“Bu güne kadar planladığımız her şeyi zamanında hayata geçirdik ancak bu kez uygulamaya alma kısmını biraz öne çekmemiz gerekiyor”
“Çocuklarımız sandığımız kadar aptal değil derken tam olarak neyi kastediyorsun?” dedi Lale’nin babası mimar Arda bey.
“Şimdilik bu konuda bir açıklama yapmak istemiyoruz. Ama..” diye yanıtladı Doruk bey, konuşmasına devam edecekti ama Arda bey kesti sözünü
“Neden yapmak istemiyorsunuz? Çocuklarımız hakkında bilmemiz gereken bir şey varsa bunu söylemek zorundasınız. Gizlilik anlaşması gereği zaten burada konuşulan hiç bir şeyi dışarıya taşıyamayız öyle değil mi? O halde bu ekstra gizlilik niye?”
“Zaman az kaldığı için çocukları fazla başı boş bıraktığımızı fark ettik” dedi Ferhat bey, Doruk beyin yanıt vermesine fırsat vermeden.
“Bir şey mi öğrenmişler? Atölyede ki her şeyi takip ediyorsunuz değil mi?” diye sordu Berkay’ın babası Soner bey.
“Evet ediyoruz. Aşamayacağımız bir sıkıntı yok, henüz bir şey öğrenmiş değiller, bu konuda içiniz lütfen rahat olsun.” diye yanıtladı Ferhat bey her zaman ki özgüvenli sesiyle, “Her şey kontrolümüz altında, planları biraz öne alacak olmamız, hiç bir şeyi değiştirmeyecek! Herkes ve her şey, her zaman olduğu gibi güvende. Çiplerdeki bazı kontrolleri erken devreye alabileceğimizi vurguluyor Doruk bey. Bunun da bazı sonuçları olabilir hepinizin fark edebileceği, bu yüzden sizi uyarmak istedik”
Odadaki herkes onun ne demek istediğini biliyordu. Derin bir sessizlik oldu yine.
“Herkes konuyu anladığına göre, şimdi sunuma geçiyorum” diyerek tekrar sözü aldı Doruk bey ve slaytları ilerleterek son gelişmeleri anlatmaya başladı.
Atölyede olan biteni merak eden Alper ve Güneş, biraz daha baş başa oturduktan sonra arkadaşlarının yanına dönmüş, onları proje ile çalışırken bulmak yerine, derin bir varoluş sohbeti içinde bulunca neler olduğunu öğrenmek istemiş ve arkasından onlar da dahil olmuştu konuya. Kameraların yerleşim yerlerini çizdikleri plan masanın üzerinde beklerken onlar hayatlarını sorgulamayı sürdürmüşlerdi bir kaç saat daha ve sonra dağılıp evlerine dönmüşlerdi. Hiç birinin babası evde değildi o akşam, toplantı geç saatlere kadar sürmüştü.
Atölyedeki sohbet ise bir yere bağlanmadan sonlanmış, hepsi bundan sonraki adımın ne olması gerektiğinden emin olamadan dönmüşlerdi. Zuhal ertesi gün sınavları başladığından okuldan sonra ağabeyi işe atölyeye gidememişti ama babasının yine evde olmayacağını ve araştırmaya devam edeceklerini düşünerek onu bekliyordu.
“Hallettiniz mi? Nereden başlıyoruz?” dedi ağabeyi eve döner dönmez.
“Hiç bir yerden!” dedi Alper umutsuz bir sesle, “Kör nokta hikayesinin kör bir kuyu olduğu sonucuna varmışlar!”
“Varmışlar da ne demek sen orada değil miydin?”
“Biz Güneş ile biraz dolaşmaya çıkmıştık onlar taslağı çizerken, döndüğümüzde konu bambaşka yerlere gitmişti” diyerek kardeşine özetledi konuşulanları Alper.
“Biz yine de evin içini aramaya devam edelim derim ben! Sonuçta bizim evin planı bu işin bir yerine duruyor, sen söyledin!”
“Hâlâ evin içinden bir geçiş olduğunu mu düşünüyorsun?”
“Evet tabi ki, sen düşünmüyor musun?”
“Tamam ama o çizilen planlar dışında bir yer olabileceğini konuşmuşlar diyorum işte!”
“Onlar oralara da baksınlar, biz bu evin içindeyiz!”
“Bazen sana inanamıyorum, gerçekten babam kadar azimlisin aslında!”
“Söyleyene de bak!” diye güldü Zuhal ağabeyine, “Acaba babam kadar mı, yoksa ağabeyim kadar mı? Son zamanlarda böyle uyuşuk oldun sen! O eski halini özlüyorum bu yüzden! Aşk seni uyuşuk yaptı!”
“Haydi oradan!” diye hafifçe kafasına dokundu kardeşinin Alper, “Bu kadar ısrar ettiğine göre, kafanda planda yapmışsın belli ki? Nerelere bakacağız küçük dedektif!”
“Babamın çalışma odasına biri daha bakalım! Ama bu sefer evin elektriğini keselim önce!”
“Neden? İşimizi zorlaştıralım diye mi?”
“Hayır tabi ki, kameralar devreden çıksın diye!”
“Kameraların genel şebekeye bağlı olmadığını biliyorsun sanıyordum. O kameralar elektrik kesilse bile çalışmaya devam ediyor! Babamın çalışma odasında bir kamera yok ayrıca!”
“Tamam o zaman kalk da bakalım!” diyerek ağabeyini oturduğu kanepeden kaldırdı kolundan çekerek ve ikisi birden babalarının çalışma odasına girdiler. Alper yeniden kitap raflarını kurcalarken, Zuhal doğrudan çalışma masasına yöneldi ve çekmeceleri açmaya çalıştı.
“Hepsini kilitlemiş” dedi sonra gıcık olmuş bir sesle.
“Sen babamı çok hafife alıyorsun bence!” dedi Alper ve raflardan bir şey çıkmayınca, halının üzerinde dolaşarak ayaklarının altına kapak gibi bir çıkıntı değecek mi diye kontrol etmeye başladı. Çalışma masasından bir şey elde edemeyen Zuhal de ona yardım etmeye başladı. Yarım saatlik bir araştırmadan sonra yine bir şey bulamadan çıktılar odadan.
“Çardak da yok, çalışma odasında yok, babamın sürekli kullandığı alanlarda olmadığı kesinleşti” dedi çıktıktan sonra.
“Bahçe dışında diğer yerlere de baktık ya seninle?”
“Evet baktık!” diyerek ofladı Zuhal ve kendini az önce ağabeyini kaldırdığı kanepeye bıraktı, sonra gözlerini kocaman açarak “Ben olsam, evden uzak durmak için toplantı dediğime göre, bir geçiş varsa da bunu evden değil ofisten kurardım. Böylece kimse benim ofisten çıktığımı da göremezdi? Ne dersin?”
“İyi ama ofislere buradan arabayla yirmi yirmi beş dakikada gidiliyor!”
“Olsun!” diye omuz silkti Zuhal.
“Nasıl, ‘Olsun!” diyerek onun hareketini taklit etti ağabeyi, “Ofislerde daha riskli oralarda bir sürü çalışan var, ayrıca tünellerin de burada olduğunu söyledi Lale, yani o kadar geniş bir alana yayıldıklarını hiç sanmıyorum”
“E biz neyin peşindeyiz şimdi? Ofisler olamaz, evden geçiş yok, kameraların kör noktaları yeterinde anlamlı değil! Yaşam alanı dışında olabilir demişsiniz! Ben ne yapacağım?”
“Sen hiç bir şey olmamış gibi sınavlarına gireceksin küçük hanım, ben sana gelişmeleri anlatacağım. On gün bu işlere karışmak atölyeye gelmek yok!”
“Sen böyle konuşunca, annem de olsa böyle söylerdi diye düşünüyorum” dedi Zuhal gözleri dolarak. Alper’in yüzü yumuşadı hemen ve sarıldı kardeşine, “Evet keşke burada olsaydı ve benim yerime o söyleseydi sana bunları!”
Berkay ve Enes atölyeden sonra eve dönmemişlerdi o akşam, dronların yeterli gece görüşleri olmadığını biliyorlardı. Güvenli alanın dışında dolaşıp bir şey bulabilirler mi bakmak istiyorlardı. Hafif bir ay ışığı olduğundan etraf biraz olsun seçilebiliyordu. Eğer atölye gibi bir bina varsa bunu zaten görebilirlerdi. Kurumuş ağaçların dökülen yaprakları ayaklarının altında çıtırdarken, dikkatle etraflarını görmeye çalışarak ormanlık alanda dolaşmaya başladılar. İki saatlik bir turdan sonra henüz aradıkları gibi bir şeye rastlayamamışlardı. Biraz dinlenmek için yıkılmış bir ağacın üzerine oturup soluklanmaya karar verdikleri sırada, uzaktan gelen sesleri işittiler ve hemen kulak kesildiler. Önlerinde uzanan ağaçlığın ilerisinde bir hareket vardı. Birilerinin konuşmaları duyuluyor gibiydi ama açık havada ses dağıldığı için anlaşılmıyordu. İkisi birden anlaşmış gibi ayağa kalkıp, ses çıkarmamaya çalışarak ağaçların arasında ilerlediler ve dağılan toplantıdan çıkanları gördüler.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.