Doğru Zaman – Bölüm 2

Gelen dedemdi, elinde küçük bir valiz vardı.

“Sana bakmaya geldim” dedi babama sesi titriyordu yine bir gün öncesi gibi.

Ben bunun seni merak edip görmeye geldim demek olduğunu sanmıştım ilk anda ama dedem, babama bakmaya gelmişti gerçekten. Evladının hasta olması yüzünden acı çeken bir babaydı o.

Babam kapıyı sessizce ardına kadar açıp, onu içeri aldı. Cenazenin ardından evimize giren ilk kişiydi dedem. Sonra bana dönüp, odama gitmemi söyledi. Ama ben tek başıma kalmak istemiyordum.

“Lütfen Merve” dedi sevgi dolu bir sesle, “Dedenle konuşmam gerek, hadi kızım.”

Onu kıramazdım, o kadar acı çekiyordu ki, o an olmayacak bir şey bile istese yapmaya hazırdım. Kendimi teselli edemiyordum ama onu etmek istiyordum. Gözlerimi dedeme diktim, babamı üzüyordu bu adam belli ki. Babam zaten üzgünken, onu daha fazla üzmeye gelmişti benim için. O yüzden de gitmek istemiyorudum.

“Merve lütfen kızım” dedi babam yeniden, bende mecburen kalktım ve odama gittim. Kapıyı aralık bırakıp, yatağımın üzerine oturdum ama babamın ayak sesleri yaklaştı kapıyı çekti az sonra. İçerideki konuşmaları duyabiliyordum ama tam anlaşılmıyordu. Kapının arkasına gidip dinlemek istiyordum ama annemin bana ördüğü oyuncaklarıma gözüm takılınca, onları kucaklayıp ağlamaya başladığım için dinlemeyi unuttum. Ağlarken de sızıp kalmışım olduğum yerde.

Gözümü açtığımda içeriden ses gelmiyordu, kalkıp kapıyı açtım. Dedem mutfaktaydı, onun tezgahta arkası dönük bir şeyler yaptığını görüyordum. Evde ete benzeyen ama daha kötü kokan bir koku vardı. Annemin pişirdiği o güzel yemeklerin kokusuna hiç benzemiyordu. Babamı aradı gözlerim ama yoktu. Mutfağın kapısında durup, “Babam nerede?” diye sordum.

“Babanı doktora gönderdim, kontrol ettirecek kendini”

“Neden?”

Önce cevap vermedi, “Üzgün olduğu için, sen git televizyon falan seyret” dedi bana sonra. Uykulu gözlerle salona gittim, televizyon seyretmek istemiyordum. Annemi özlemiştim. Kanepeye gidip kıvrıldım ve öylece yattım.

“Aç mısın?” dedi sonra gelip.

“Canım yemek istemiyor” diye cevap verdim ama elinde bir tas çorba tutuyordu ve çorba hiç güzel kokmuyordu.

Bir şey demeden çorba kasesini önümdeki sehpaya bıraktı. Geçip koltuğa oturdu. Kolumun altında odamdan getirdiğim örgü bebeklerimin biri vardı. Ona sımsıkı sarılmıştım, anneme sarılır gibi. Babam gelene kadar ikimizde neredeyse hiç konuşmadık. Bir ara içeri geçip, akşam komşuların getirdiği böreklerden birini alıp yedi, bana da teklif etti ama istemedim. Ben de üzgündüm, babam niye beni de götürmemişti ki doktora.

Sonra babam geldi. Rengi çok soluktu, dedemle göz göze bakıştılar ve babam başını salladı. O başını sallayınca dedem de acı dolu bir yüzle başını iki yana salladı. Hiç bir şey anlamamıştım. Üzgün olduğu için doktora gittiğine göre mutlu gelmesi gerekiyordu bana göre ama gelmemişti. Yerimden kalkıp ona sarılmak için hamle yaptım ama eliyle bana olduğum yerde durmamı işaret etti.

“Bulaşıcı” diye döküldü dudaklarından, “Biliyorsun bulaşıcı”

“Ben zaten üzgünüm, bana bulaştırman bir şeyi değiştirmez” diye yanıtladım.

Anlamadı muhtemelen acısından ve endişesinden, “Yine de uzak durman gerekiyor Merve” dedi bana. Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde yerime döndüm. Annemin yattığı odaya girdi doğrudan, arkasından da dedem girdi.

“Maske olmadan giremezsin” dedi babam duydum. Dedem geri dönüp, masanın üzerindeki maskelerden birini aldı ve içeri girdi yeniden kapı kapandı.

“Onu da alıp gitmen lazım” diyordu babam

“Benim evladım sensin” diyordu dedem de.

Benden bahsettiklerini o zaman ilk defa anlamıştım. Babam annem gidince üzüldüğü için beni göndermek mi istiyordu?

Neye uğradığımı şaşırmıştım ama kulağım onlardaydı.

“Onu alıp götürmek zorundasın, burada kalamaz.”

“Onu aldığın yere geri götür korumak istiyorsan, çünkü ben bir yere gitmiyorum” dedi dedem bu kez sesi sert çıkmıştı. Üzgün babamı azarlıyordu ama beni bırakmasın diye değil, daha da bıraksın diye. Dedem yeniden çıktığında ben ağlama krizine girmiştim. Kanepede beni o halde görünce, bir an durdu sonra yanıma geldi.

Elini sırtıma koydu, öylece durdu. Kocaman eli sırtıma bir sıcaklık yayıyordu ama hiç güven vermiyordu.

“Babam beni artık istemiyor mu?” diye sordum.

“Baban sana bakamayacağı için güvende olmanı istiyor, ben de onun güvende olmasını istiyorum” dedi, sesi az önceki gibi sert çıkmıyordu ama babamın sesi gibi sevgi dolu da değildi.

“Beni görmek istemediği için mi odadan çıkmıyor” diye sordum bu defa.

Gözleri doldu. Dudakları titredi. Beni onaylıyor sanmıştım ama “Seni her şeyden çok seviyor baban” dedi.

“O zaman neden beni istemiyor? Sen de istemiyorsun?”

“Ben yaşlı bir adamım” dedi boşluğa bakarak, “Bir çocuğun sorumluluğunu alamam, baban da alamıyor şimdi”

“Neden alamıyor o yaşlı değil ki? Ben ondan ayrılmak istemiyorum, annemi çok özledim. Sen geldin ve babamı benden uzaklaştırdın” dedim öfkeyle.

Gözlerime öyle bir baktı ki, o an “Sen de beni oğlumdan uzaklaştırdın” demek istediğini anlayacak yaşta değildim.

Babam hasta olduğunu bana söylememesi için ona söz verdirtmişti. Annem gibi onu kaybetmekten korkmamı istemiyordu, benim o evde kalıp hasta olmamı da istemiyordu, tabi dedemin de. O yüzden beni alıp götürmesi için babasına yalvarıyordu ama dedem de onu hasta halinde evde tek başına bırakıp gitmek istemiyordu. Bense sadece sekiz yaşında bir çocuk olarak tüm olay benim etrafımda dönüyor sanıyordum.

Dedemin beni sevmediğini bilmiyordum ama bizden uzak olduğunu biliyordum her zaman. Şimdi en azı günümüzde çıkıp gelmiş ve babamı benden uzaklaştırmıştı.

“Sen babamdan uzak durduğun için şimdi de beni uzak tutmak istiyorsun” dedim aynı öfkeyle, “Ama biz senin gibi değiliz. Biz bir aileyiz.” durdum çünkü artık annem yoktu ve aslında ben aile derken onu da içine alan bir cümle kurmuştum. Yutkundum.

“Biz hâlâ bir aileyiz. Sen iyi bir baba değilsin ama o iyi bir baba, beni asla senin onu bıraktığın gibi bırakmaz. Git buradan!” dedim kapıyı göstererek.

Dedem hiç cevap vermiyordu, babamın yattığı odanın kapısı açıldı.

“Merve, buraya gel!” dedi yumuşacık bir sesle. Hızlıca kanepeden kalkıp, dedemden kaçarcasına ona doğru gittim ama belli bir mesafeye gelince yine beni durdu.

“Deden buraya bize bakmaya geldi. Ona haksızlık etme!” dedi aynı yumuşaklıkla, dizlerinin birini kırıp, yere çömelmiş gözlerime bakıyordu.

“Beni istemiyor musun?” dedim

“Seni korumak istiyorum canım kızım” dedi sesi titreyerek.

“Neden?”

“Bak Merve, ben biraz hastayım”

“Annem gibi mi?” dedim panikle, ona doğru ilerleyecektim ama yine işaret edip beni durdurdu.

“Ölecek misin?” dedim korkudan tir tir titriyordum.

“Her hasta olan ölmez” dedi dedem arkamdan, “Baban durumu biraz abartıyor”

Kafamı çevirmedim bile onun ne dediği hiç önemli değildi, babamın söyleyceklerini duymak istiyordum.

“Deden doğru söylüyor” dedi babam, “Senin hasta olmanı istemiyorum, o yüzden senden uzak duruyorum canım kızım. Seni her zaman çok sevdim, hâlâ da öyle seviyorum. Bunun için üzülme tamam mı? İyileşmem için deden ve senden uzak durmam gerekiyor”

“Ama annemde bizden uzak durdu ve iyileşmedi” diye tepinmeye başladım olduğum yerde.

Dedem arkamdan yaklaştı o kocaman elini omuzuma koydu “Babanı böyle yorarsan iyileşemez. Onun iyi olmasını istiyorsan, sevgini kalbinden göndererek uzak durmalısın ve çorbanı içip kendine bakmalısın. Senin hasta olmandan korkuyor” dedi.

“Doğru” dedi babam gözleri dolu dolu.

“Sen iyi olursan ben de olacağım.”

“Tamam” dedim. İnanmıştım.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın