Doğru Zaman – Bölüm 1

Dedem her zaman “Her şeyin doğru bir zamanı vardır kızım” derdi. Çok derin bir insandı. İnatçıydı biraz, hatta başından beri beni pek de sevmezdi ama sonra hayat ikimize de çok fazla şey öğretti. Ben dedemle büyüdüm. Daha doğrusu büyümek zorunda kaldım. Onunla yaşamam gerektiğinde çok isyan ettim içinden. Şanslı doğmamıştım ama bana bir şans verilmişti. Sonrasında onunla yaşamak zorunda kalmak ise bu şansın elimden alınması gibi gelmişti.

Annem ve babam yıllarca çocuk istemişler ama sahip olamamışlardı. Aynı dedem, bana söylediği gibi onlara da, “Her şeyin bir doğru zamanı var” demişti muhtemelen ama onlar doğru bir zamanın gelmeyeceğini düşünüp, evlat edinmeye karar vermişlerdi. İşte dedemin o meşhur inadı da burada devreye girmişti. Kesinlikle evlat edinilmiş bir torunu istemiyordu. Hatta babamı, bir evlat edinirlerse onu ret etmekle bile tehdit ettiğini söylemişti bir keresinde. Kendi söyledi bunları. Ne annem, ne de babam değil. Evet ben onların gerçek kızı değildim, daha da doğrusu biyolojik kızları değildim ama onlar benim annem ve babamdı. Gerçek annem ve babamın kim olduklarını bilmiyorum. Hiç de ilgilenmedim aslında. İlgilenemem için bir nedenim yoktu.

Sekiz yaşına kadar onlarla gerçekten harika bir hayat yaşadım, bir yuvam vardı. Yuvasız kalmış da değildim aslında hiç çünkü beni aldıklarında zaten bebektim. Bazıları doğmadan önce anne ve babamızı seçtiğimizi söylerler, belki de bu seçim dünyaya geldiğimiz değil de büyümeyi seçtiğimiz ailedir diye düşündüm hep bu yüzden. Gerçekten bir seçim hakkım olsaydı eminim yine onları seçerdim. İki güzel insanı bilinçlendiğim çok az bir kısmı olsa da anne ve baba olarak deneyimlemiş olmak bile benim için harika bir şanstı.

Gözlerinde sevgi olan insanlardı onlar, hem birbirlerine karşı hem de bana karşı bu sevgiyi öyle güzel hissettiriyorlardı ki, daima evliliklerin onlarınki gibi olduğunu düşündüm çok uzun zaman. Birbirini seven iki insan evlenir ve kader onlara başka yazı yazmadıysa, sonsuza kadar birlikte yaşarlardı. Benim hikayemde kader annem ve babamın bu güzel hikayesini biraz kısa tutmuştu tabi benim de.

Sekiz yaşımdayken dünyada patlayan bir salgın yüzünden herkes evlere kapandığında, annem ve babamın yanında güvende hissediyordum. Gözle görülmeyen düşmanların, alınan her önleme rağmen içeri girebilecek olduklarından henüz haberim yoktu. Annem ve babam benim için çok tedirginlerdi. Evin içine giren her şeye o kadar özen gösteriyorlardı ki, bize hiç bir şey olmaz sanıyordum ama onlar bana bir şey olacak diye çok korkuyorlardı. Yalnız yaşayan dedem, uzak bir mahallede, müzik aletleri tamir eden bir adamdı. Pandemi başladığından onun sağlığından da endişe ettikleri için bizimle yaşaması için çağırmışlar ama o keçi inadını bırakmadığı ve beni bir türlü kabul edemediği için gelmiyordu. Tek başına arkasında evi olan atölyesinde oturup duruyordu muhtemelen. Yıllardır bekleyen, elini sürmediği kırık dökük müzik aletleri ile oyalanıyordu. Bazen birinin tamir için bıraktığı bir alet, unutulup gidiyordu nedense. Dedem de bizi öyle unutmaya çalışıyordu belli ki. Babaannemi hiç tanımadım çünkü ben gelmeden önce çoktan göçüp gitmişti. Dedem de o zamandan beri kendi başına yaşamayı çoktan çözmüştü.

İlk önce annem hastalandı. Baştan hafif olduğunu düşündüğümüz hastalığı giderek ağırlaşmaya başladı. Babam beni annemden uzak tutmak için o kadar uğraşıyordu ki, annemin yanına girememek, ona dokunup sarılamamak beni çok üzdüğünden ona kızıyordum. Belki bana sarılınca iyileşirdi oysa, sevgiyle sarıldığında bedenini ele geçiren o acımasız virüsler var olmak için yeterinde olumsuzluk bulamayıp, bırakır giderlerdi onu. Ancak babamın kuralları kesindi, bu kuralları annemle koymuşlardı. Annemin yattığı odaya girmem yasaktı. Sadece babam girip çıkabiliyordu. Sonunda annemin durumu ağırlaşınca, bir ambulans çağrıldı ve onu alıp götürdüler. Annem babama gelmemesi ve beni evde tek başıma bırakmaması için yalvarıyordu. Seslerini duyabiliyordum çünkü odamdan çıkmamam için tembihlenmiştim. Kapının arkasında göz yaşları içinde bekliyor ve sesleri dinliyordum. Annem o kadar yalvardı ki, karısını ambulansa teslim ederken babamın çektiği acıyı odadan hissedebiliyordum. Annem eve geri dönemedi. Babam tüm evi elinden geldiğince sterilize etmeye çalıştı annemin ardından. Bir keresinde kendi kendine konuşurken, sanki virüsü değil de annemi evden silmeye çalışıyormuş gibi hissettiğini söylenmişti. Onu elinde bir bezle gözüne kestirdiği her şeyi silerken görmüştüm. Ağlıyordu, elindeki bezi sürttüğü her zemini kazımak, hatta kazıyarak yok etmek istiyordu sanki. İkinci kez annesiz kalmıştım ben de ama bu sefer kaybettiğim annemdi gerçekten, beni doğuran biri değil, annem.

Babam beni bir yere bırakamadığı için uzaktan izlediğimiz annemin cenazesine götürmek zorunda kaldı ama arkamı dönük durmak koşulu ile. Babamın elini tutuyordum ama onunla tam ters yöne bakıyordum. Hafifçe dönmeye çalıştığımda elimi sıkıp, beni geri dönmemen için uyarıyordu. İkimiz de ağlıyorduk, o annemin mezarına bakarak, bense görüş açımdaki diğer mezarlara bakarak.

Dedem tüm riske rağmen, cenazeye gelmişti. Onu neredeyse ilk kez o zaman görmüştüm. Uzun boylu, yapılı, keskin çizgileri olan bir adamdı. Benim yaşımda bir çocuk için gerçekten ürkütücü bir hali vardı. Benim yüzüme neredeyse hiç bakmadı. Babama sarıldı, özlemişlerdi birbirlerini. Cenaze bitene kadar kaldı ve sonra sessizce gitti. Ama gitmeden önce babam bana beklememi söyleyerek onun yanına gitti. Konuştuklarını duymadığımı sanıyorlardı sanırım ama duyuyordum.

“Baba, Merve’yi sen almalısın?” diyordu babam. Merve benim adımdı ama babamın beni vermek istediğini aklıma bile getirmediğim için başkasından bahsediyordur diye düşünmüştüm. Annemi daha yeni kaybetmiştim, tutunacak tek dalımdı babam benim.

Dedemin yüzünü görüyordum, babam bana arkası dönük konuşuyordu. Gözlerinde öyle bir endişe ve korku vardı ki, babamın istediği şeyi yapamayacağı için böyle baktığını düşünmüştüm. Babamın kendisinin de hasta olduğunu fark etmeye başladığını ve ona bir şey olursa babasından kızına sahip çıkmasını istediğini o anda aklıma bile getirmemiştim.

Annemi benden alan virüs babamı da ele geçirmeye başlamıştı ve babam hastalık ilerlemeden önce beni kendisinden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Ona en çok ihtiyacım olduğu zamanda. Ama çocuktum bir babanın bunu neden istediğini anlayacak yaşta değildim ki zaten o anda anlamamıştım da. Dedemin gözlerindeki o ifadenin beni almaktan korkması değil de evladını kaybetmekten korkması olduğunu da anlamamıştım.

Babamın ellerinde eldiven, yüzünde maske olduğunu sonradan fark ettim. Herkeste vardı, bunun bir önlem olduğunu düşünüyordum. Annemin arkasından evi kazıyıp dururken de takıyordu zaten. Hayatın normali gibi gözüküyordu bana.

Babam ve dedem uzun uzun konuştular, dedemin yüzündeki ifade giderek daha da acıyla doluyordu. Babam ısrar ediyordu ama benim o zaman anlamadığım şekilde oğlunun başına gelinin başına gelenin geleceğine inanmıyordu belli ki. Sonunda dedem gözlerinden yaşlar akarak arkasını döndü ve gitti. Gitmeden titreyen ama tok sesiyle şunu söylediğini duydum sadece.

“Nereden aldıysanız, götürüp oraya ver! Size şans getirmediği kesin!”

Kocaman gövdesini öne doğru eğmiş, ağır ağır uzaklaşmıştı. Babam ise çaresizce arkasından bakıyordu. Onun yüzünü göremiyordum ama babası dönüp son bir bakış atsın diye beklediğini hissediyordum ama dedem dönmedi ve yürüyüp gitti.

Ertesi gün sabah kapı hızla vurulduğunda babam ve ben gece ağlamaktan uyuyamamış halde oturuyorduk karşılıklı. Ben gece kanepede sızmıştım ama onun yanından ayrılmak istemediğim için uyusam bile beni odama götürmesini istemediğimi söylemiştim. Benden uzakta oturuyordu ama yanımdaydı. Muhtemelen beni kucaklayıp, odama götürmeyi o da istemiyordu zaten. Benden uzak durması gerektiğine çoktan karar vermişti. Evin içinde benim de maske kullanmamı istediği zaman anlayamadığım gerçek buydu.

Akşam evimizde cenaze sonrası bir kalabalık yoktu, insanlar kapıdan uğrayıp, yiyecek bir şeyler bırakıyorlardı en çok. Herkes korkuyordu hasta olmaktan. Ben cenaze sonrasında normalde zaten ne yaşandığını bilmediğimden böyle olur sanıyordum.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın