Doğru Zaman – Bölüm 3

Babamın daha iyi olması için benim iyi olmam gerektiğine inanmıştım. Suçlu gördüğüm dedeme bile iyi davranıyor, gülümsüyor, içeri giremesem bile babamın odasının kapısına gelip ona neşeleneceğini düşündüğüm şeyler anlatmaya çalışıyordum. O da hali olduğunca bana cevap veriyordu. Dedem suçlu gördüğüm kişi gibi davranmıyordu bana. Bir çocuğa davranılması beklendiği şekilde sevgiyle sarıp, sarmalamıyordu ama o çatı altında değersiz olmadığımı gösteriyordu kendince. Aklı daha çok babamda olduğu için ve benim iyi olmamam durumunda onun da üzüleceğini bildiği içindi belki o zamanlar şimdi tam emin olamıyorum.

Annemin acısı, üzerine babamın hastalığına rağmen elimden geldiğince olmaya çalıştığım iyi hâl, babamın yaşaması için yeterli olmadı. Tıpkı annem gibi bir gün bir ambulansla evden ayrıldı ve bir daha da geri dönmedi. Bu defa cenazede dedemin elini tutuyordum ve babamın daha önce bana öğrettiği gibi arkamı dönmüştüm. Kırgındım, üzgündüm, çünkü babam bana verdiği sözü tutmamıştı çocuk aklımca. İyi olmak için elimden geleni yaptığım halde iyi olmamıştı.

“Bu günlük bu kadar anlatacağım” dedi Merve, yatakta aylardır komada yatan Suat’a bakarak. Her gün hastanede onu ziyarete geliyordu bir kaç gündür ve Suat’ın annesi Ferhunde hanımın bunun oğluna faydası olacağına inanması üzerine kabul etmişti gelmeyi. İki gün boyunca, aslında onu duymadığını bildiği bu adama bakarak oturduktan sonra üçüncü gün kendi hayat hikayesini anlatmaya karar vermişti. Yaşadığı onca şeyden sonra aslında tüm bunları anlatmaya da ihtiyacı vardı ama anlatacak kimsesi kalmamıştı. Kendi kendine de anlatamıyordu çünkü düşünürken olayların içine giriyor, ağlıyor ve içinden çıkamıyordu. Kendi hikayesi şimdi onu komadaki bu adamın başına kadar getirmişti. Nedenini, nasılını bile tam anlayamamıştı henüz. Sadece Suat’ın annesinin ona anlattığı kadarını biliyordu, o da Suat’ın şoförlüğünü yapan emektar bir şoföründen öğrenmişti.

Suat’ın hikayesi de pek iç açıcı değildi ama şimdi hikayesine bir ara vermek istemiş gibi, kıpırtısız, sessiz bir şekilde yatıyor ve sadece nefes alıyor gibi görünüyordu. İki gecedir onun yaşadığı evde kalıyordu. Çaresizliğin içinde kıvranırken çıkagelen Ferhunde hanım açmıştı ona Suat’ın evinin kapılarını. Başka birinin ara verdiği hayatının yaşandığı bir eve misafir edilmişti aslında. İçinde ne yaşandığını bilmediği, hiç tanımadığı bir adamın evinde emanet gibi hissediyordu kendini. Başka çaresi olmadığı için oradaydı ve bu iyiliğe karşılık olarak da Suat’ın uyanması için bir umut olursa diye başında oturuyordu hastane odasında ziyaret edip.

O odaya girdiğinde Ferhunde hanım dışarı çıkıyordu. Odadan çıktığında ise bir kıpırtı görmüş olması umuduyla gözlerinin içine bakıyordu. Kalkmadan önce Suat’ın yüzüne baktı bir süre ve sonra derin bir nefes alıp, kalktı koltuktan ve dışarı çıktı. Kapının dışında ayrılmadan bekleyen Ferhunde hanımın gözlerine baktı ve bir kıpırtı olmadığını anlatmak için başını iki yana salladı.

“Ben inanıyorum” dedi Ferhunde hanım onun koluna dokunarak, “Oğlum bir gün uyanacaksa bunu senin için yapacak”

Sonra yaşlı gözlerle oğlunun yanına girdi. Merve bu umudun boşa çıkmamasını diledi içinden ama Ferhunde hanım kadar emin değildi.

Hastaneden çıkıp, ona yaşama şansı verilen Suat’ın evine geri döndü. Yapacak daha iyi bir şeyi yoktu zaten. Ferhunde hanım bu evde onun bütün ihtiyaçlarını karşılıyordu iki gündür. Kışın ayazında her yanı yıkılmış dedesinden kalan evden sonra burası olabilecek en iyi sığınaktı. Yarın yeniden hastaneye gidecek, Suat’a kaldığı yerden anlatmaya devam edecekti hikayesini. Evde ise neye dokunsa Suat’ın annesine kalan izleri silecekmiş gibi çekindiğinden elinden geldiğince az hareket ediyordu.

Bir zamanlar Suat’ın kim bilir hangi ruh halinde uyuduğu yatakta uyumaya cesaret edememiş, salondaki kanepede uyumayı uygun görmüştü. Hayat çok garipti gerçekten, acaba dedesinin söylediği “Her şeyin doğru bir zamanı vardır kızım” sözünün doğrulandığı bir zamanda mıydı? Suat’ın yıllar önce haberi bile olmadan kaçırdığı o fırsatların zamanındalar mıydı Ferhunde hanımın inandığı gibi.

Suat zengin bir ailenin tek çocuğuydu. Onun da Merve’nin olduğu gibi çok sevdiği bir dedesi vardı. Ferhunde hanım onu eve ilk getirdiği gün anlatmaya başladığında benzer bir hikayeleri olduğu için ona geldiğini sanmıştı ama hikayenin aslı hiç beklediği şekilde çıkmamıştı. Eşini yıllar önce kaybeden dede torununa çok düşkündü. Onun da tek evladı olan kızı Ferhunde hanım babasından kalan tüm varlığı yönetiyordu. Sadece zengin değil aynı zamanda köklü bir aileden de geliyorlardı. Ferhunde hanımın babası Mansur beyin rahmetli eşi, dönemin şartları gereği isteklerini gerçekleştirememiş ancak müziğe çok meraklı bir kadındı. Evliliklerinin ardından karısına çok aşık olan Mansur bey de ona bir kanun hediye etmiş ve bir de hoca tutmuştu. Kadıncağız baba evinde görmediği bu desteği görünce o kadar mutlu olmuştu ki, elinden geldiğince hocası ile beraber kanun çalmayı ilerletmiş, birlikte yaşadıkları dönem boyunca da sadece kocasına çalmışı. Mansur bey için eşinden geriye kalan kanun çok değerliydi. Kendisi hayata gözlerini kapadıktan sonra da kanunu torununa bırakmak istiyordu. Ancak kanun yıllar içinde zarar gördüğü için çalınacak durumda değildi. Bu nedenle Mansur bey, kanunu tamir ettirecek usta birini ararken Merve’nin dedesini duymuştu. Suat o zamanlar yirmi altı yaşındaydı ki, Merve’nin de on dokuz yaşında olduğu ve üniversiteye devam ettiği döneme denk geliyordu. O dönemde derslerinin olmadığı zamanlar da dedesi iyice yaşlandığı için ona yardım etmek için Merve’de dükkana geçiyordu. Zaten dükkan yaşadıkları evin ön cephesinde olan küçük bir odaydı. Bazen dedesine yemek getirmek için, bazense elinden gelen konularda yardımcı olmak için onunla vakit geçiriyor, ders çalışacağı ya da evde işleri olacağı zamanlarda ise evde vakit geçiriyordu.

Mansur bey dedesinin ustalığının methini duyunca, Suat’a, kanunu ona vermeden önce tamir ettirmek istediğini söylemiş, sonra ikisi birlikte emektar şoför Necmi bey ile birlikte dükkana gelmişlerdi. Bu Merve’nin hatırladığı bir an değildi. Anlatının bu kısmına geldiğinde Ferhunde hanımın yüzüne merakla bakmıştı o yüzden. Henüz Suat’ı da görmediği için hatırlayabileceği bir an olup olmadığını da bilmiyordu. Bunun üzerine Ferhunde hanım Suat’ın o dönemlerde dedesiyle çekilmiş fotoğrafını kütüphane rafından getirip göstermiş ama Merve yine de hatırlayamamıştı. Ancak Suat onu daha görür görmez çok etkilenmiş, ancak Mansur bey dahil kimse farkına varmamıştı. Merve’nin dedesi kanunun eski ve değerli olduğunu söyleyip, bakımını yapmayı kabul etmiş ve bir kaç hafta sonra gelip alabileceklerini söylemiş onlar da dükkandan çıkıp gitmişlerdi. Suat dedesinin yorulmasını istemediği için kendisinin takip edeceğini söyleyerek, Merve’yi bir kaç kez daha görmeyi umut etmişti, konuşmak ve tanışabilmek için. Dükkana ilk girdiklerinde bunu yapacak fırsatları olmamıştı. Merve dedesinin arkasındaki masada bir şeylerle meşguldü ve kafasını kaldırıp onlara bakmamıştı bile.

“Anlamıyorum” demişti Merve dinlerken Ferhunde hanımın sözünü keserek, “Yıllar önce yaşanmış bu andan bugüne nasıl geldik. Ben oğlunuzu hiç tanımadım, görmedim, haberim bile olmadı. Oysa şimdi onun evinde oturmuş, sizden bu hikayeyi dinliyorum”

“Anlayacaksın kızım” demişti Ferhunde hanım iç çekerek, “Sana her şeyi anlatacağım ve aslında oğlumun başına gelenlerde benim ne büyük payım olduğunu sen de göreceksin. Çok yorgunsun, üzgünsün, çok ağır şeyler yaşamışsın biliyorum. Eğer şimdi dinlemek istemezsen, daha sonra devam edebilirim”

“Beni o evde yok olmaktan kurtardınız ve buraya getirdiniz. Ancak ben arkasından böyle bir hikaye çıkacağını gerçekten bilmiyorum ve elbette dinlemek istiyorum”

“Tamam ben anlattıktan sonra senin de hikayeni dinleyeceğim, benim bencil ve oğlunu kurtarmaktan başka bir şey düşünmeyen bir kadın olduğumu düşünme.” demişti Ferhunde hanım ama Merve onun anlattığı gibi tüm detayları ile başına gelenleri bir yabancıya anlatmaya hazır olduğunu düşünmüyordu o anda.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın