Can Borcu – Bölüm 18

Kapıyı açan kadın belli ki bulaşığı bırakmış gelmişti, bileğine kadar köpüğe sarmış ellerini sıkıca tuttuğu pötükare beze silip duruyordu merakla Ferhat beye bakarken.

“Buyurun?”

“Merhaba ben Mehmut beye bakıyordum?”

“Niye?”

“Bir kaç şey soracaktım ona”

“Ne için?”

“Bu evde mi oturuyor Mahmut bey?”

“Evet ama şimdi işte!”

“Ne zaman gelir?”

“Akşama, borcu mu var size?”

“Hayır, hayır ben şu ön evdeki çocuğun ölümü ile ilgili konuşacaktım!”

Kadın eve, sonra yeniden Ferhat beye baktı, elini kurulamayı bırakmış ciddileşmişti.

“Polis misin?”

“Hayır değilim! Siz tanıyor muydunuz Tekin’i!”

“Tabi tanıyordum zavallı çocuk!”

“Mahmut bey eşiniz mi?”

“Eşim!”

“O varmış hastanede yanında öyle değil mi?”

“Öyle!”

Kadının kısa cevapları yormuştu Ferhat beyi ama sormaya devam etti.

“Ne olmuş o akşam anlattı mı size?”

“Anlattı”

“Anlatabilir misiniz?”

“Niye?”

“Hanımefendi Tekin’e çarpanlar bulunamadı biliyorsunuz değil mi?”

“Evet biliyorum Allah onların belalarını versin, zengin piçleri!” dedi kadın tükürür gibi, nasıl olduysa öfkeden en uzun cümlesini kurmuştu.

“Ben onları bulmak istiyorum, o yüzden de olanları yeniden araştırıyorum”

“Siz kimsiniz?”

“Ben Kudret hanımın rahmetli eşinin eski bir arkadaşıyım!”

“Ah desene be adam! Mahmut gelir on dakkaya, dur sana sandalye çıkarayım bekle şurada!” diyerek içeri girdi kadın bir anda.

Ferhat bey kadının bu değişimini ahbap olduğu için mi olduğunu tam anlayamadan bekledi kapıda, kadın birazdan boyaları dökülmüş bir mutfak sandalyesi ile geldi tam kapının ağzına koydu sandalyeyi.

“Otur! Bekle!” dedi sonra başıyla sandalyeyi göstererek

Ferhat bey oturdu mecburen, sonra kadın kapıyı çat diye kapatıp girdi içeri. Adamcağız neredeyse bir saate yakın oturdu o sandalyede, bir ara kapıyı yeniden çalmayı düşündü ama sonra bu kadından bir şey öğrenmenin mümkün olmadığına kanaat getrip vazgeçti. Yaklaşık bir saat sonra kapıdan eski takım elbisesinin ceketini iliklemiş, omuzları düşük bir adam girdi bahçeye. Önce kapının önünde oturan Ferhat beyi farketmedi. Ceketinin cebinden şıngırtdatarak çıkardığı anahtarları sokmak için kapıya bakınca gördü onu.

Ferhat bey de ayağa kalktı adam onu görünce ve ona doğru yürüdü.

“Merhaba Mahmut bey mi?” dedi elini uzatarak, “Ben Ferhat!”

“Buyurun” dedi adam ne olduğunu anlamadığı için elini uzatmadı.

“Ben şu gecekonduda yaşayanların rahmetli beyinin arkadaşıyım!” dedi hızlıca, biraz tuhaf bir tanım yapmıştı ama karısında işe yarayınca ilk böyle demeyi uygun görmüştü. Mahmut bey başını çevirip arkasındaki gecekonduya baktı.

“Kudret hanımın mı?” dedi

“Evet, evet! Kızı Pelin bir de!”

“Buyurun bir şey mi geldi başlarına yoksa?”

“Hayır ama ben Tekin’in ölümü ile ilgili araştırma yapıyorum!”

“Polis misiniz?”

“Hayır dedim ya ahbap sadece, çok üzüldüm olanlara!”

“Anlıyorum!” dedi adam üzüntülü bir şekilde, “Çocuk çok iyiydi, efendi!”

“Evet Allah rahmet eylesin, çarpanlar kaçmış!”

“Allah gün yüzü göstermesin onlara!”

“Evet!” dedi Ferhat bey yutkunarak, amin demeye dili varmadı, “Sizin o akşam yaşadıklarınızı dinlemeye geldim izin verirseniz!”

“Buyurun!” dedi adam anahtarı kapıya sokup, ayakkabılarını çıkarırken onu da içeri davet etti.

Birlikte duvara dayanmış üç sedirden oluşan salona geçtiler. Ferhat beye sandalyeyi veren kadın gelip hemen kocasının ceketini aldı ve vestiyere astı. İçeride yemek kokusu vardı, masaya da iki tabak getirilmiş bırakılmış ama düzenlenmemişti.

“Aç mısınız buyurun yemek yiyelim!” dedi Mahmut bey.

“Yok sağolun ben sizin çok zamanınızı almayayım, dinleyip gideceğim!”

“Sen bir tabak daha koy!” dedi karısına Mahmut bey onu duymamış gibi.

Onlar konuşurken kadın içeri hızla gidip gelerek masayı kurdu ve onları davet etti.

“Hanım gelirken ekmek al demişti. Ben de otobüsten bir durak önce indim, markette ekmek oluyor o saate, şu ambalajlı olanlardan. İş çıkışı olduğu için cadde kalabalıktı. Hava da tam kararmasa da dönmüştü iyice. İnsanların bağırışlarına çevirdim kafamı daha markete varmamıştım. Bir anda havada çocuğu gördüm. Kim olduğunu anlamadım o zaman daha. Koşarak gittim o yana doğru refleks olarak. Araba durmamıştı çocuğa çarpınca ben koşarken yanımdan geçip gitti ama plakayı almak hiç aklıma gelmedi çocuğa koşayım diye!”

“Nasıl bir arabaydı, içinde kaç kişi vardı görebildiniz mi?”

“Arabanın modelini söyle desen diyemem, çokta anlamam zaten ama araba açık renkti.”

“Ya içindekiler?”

“Dedim ya çocuğa bakıyordum ben o sırada, arkada kimse oturmuyordu ama onu diyebilirim!”

“Önde kaç kişi olabilir biraz düşünün!” dedi Ferhat bey ısrarla.

Adam durdu biraz “Bakın ben tam bir şey görmedim, bu az bir olay değil, yanlış bir şey derim de günahsız birilerinin başı yanar sonra!”

“Anlıyorum ama polis sizinle konuşmamış, belki diğer tanıklardan fazlasını görmüş olabilirsiniz!”

Derin bir nefes aldı Mahmut bey, “Galiba yan koltukta oturan adamın üzerinde yeşil bir mont vardı. Koluyla bedeninin bir kısmını dışarı çıkarmış arkasına bakmaya çalışıyordu gibi gelmişti bana!”

“Yan koltukta bir erkek mi vardı yani?”

“Evet şoförü görmedim ama yeşil bir mont hatırlıyorum!”

“Harika!” dedi gülümseyerek Ferhat bey sonra Mahmut bey ve karısının tuhaf bakışlarını görünce toparlandı, “Yani bu bir ipucu diye sevindim!” dedi mahcup bir şekilde.

O zamana kadar lafa karışmayan kadın, “Eczanenin çırağı görmüş katilleri!” deyiverdi pat diye ama kocasının bakışlarını görünce sustu.

“Siz ona bakmayın o oğlan yarı delidir, Füsun hanım yardım olsun diye çalışıtırıyor yanında!”

“Deli değilmiş o, bir hastalığı varmış öyle diyor Füsun hanım!” diye atıldı kadın.

“Herneyse işte hasta onun lafıyla olmaz bu işler!”

“Ben sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim!” dedi Ferhat bey, önüne konan çorbaya elini sürmemişti kalktı masadan, o çocukla da konuşması gerektiğini anlamıştı. Teşekkür edip ayrıldı evden ve hızlı adımlarla indi yokuşu. Saat yediyi çoktan geçtiğinden eczane kapanmıştı.

“Yeşil montlu erkek!” dedi kendi kendine ve hemen eve döndü kapıdan girdiklerinde Korhan’ın üzerinde ne olduğunu hatırlamıyordu, hallerine o kadar şaşırmışlardı ki üstlerinde ne olduğu hatırlarında bile kalmamıştı.

Korhan da o gece üzerindeki montu hatırlamıyordu ne yazık ki ama yeşil bir montu vardı.

“Zümrüt’e sorayım!” dedi saf saf.

“Hayır sakın!” diye onu durdurdu babası.

Ruşen hanım ile Korhan onun mahalleye gittiğini bilmiyorlardı. Tanıkların ifadelerine yeniden göz attığını söylemişti sadece. Bir ifadede böyle bir şey söylenmiş ama sonra ifade değiştirilmiş karanlıkta görmediğini söylenmiş diye açıklama yapmıştı onlara. Aklına takıldığı içinde soruyordu.

“Baba ne oluyor bir şey mi öğrendin?” dedi Korhan merakla, “Zümrüt’ün bu son yaptıkları ile bunun ne ilgisi var?”

“Baban kazayı senin yapıp yapmadığından emin olmak istiyor!” dedi Ruşen hanım dayanamayıp.

“Yani?” dedi Korkan şaşkın şaşkın, “Zümrüt yalan mı söylüyor?”

“Neden olmasın?” dedi Ferhat bey, “O kızın hayatı yalan olmuş!”

“Ah bir hatırlayabilsem!” dedi Korhan ağlamaklı bir sesle. Ruşen hanım kocasına susmasını işaret edip sarıldı oğluna.

Ferhat bey ertesi gün erkenden mahalleye gitti yine bu defa o eczanedeki çocukla konuşacaktı. Mahmut bey ve karısı hasta olduğunu söylese de çocuğun ne gördüğünü bilmesi gerekiyordu. Polis kayıtlarında onun da adı geçmiyordu zaten.

(devam edecek)

Can Borcu – Bölüm 18’ için 4 yanıt

  1. 18 ,ci Bölümüde , heyecanla acele okuyup bitirdim çok. Kısa olduğu için tekrar , tekrar. Okuyorum , okudukça merak sarıyor severek takip ediyorum sizlerle arkası yarın , la yeni tanıştım sanki senelerce sizleri okuyormuşum gibi heyecanla takip ediyorum , çok teşekür ederim , başarınızın devamını dilerim , Saygılar 🙏 , 💐 , 🧿 , 🎀 ………

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s